cash. Anna Karenina romanı, Lev Tolstoy tarafından 1873 ve 1877 yılları arasında realist bir bakış açısıyla kaleme alınmış bir eserdir. Anna Karenina romanı, ilk yayınlandığı sıralarda bölüm bölüm yayınlanmış ve daha sonra da bir arada toplanarak kitap haline getirilmiştir. Bu roman, Rusya’nın toplumsal yapısını ve yaşayış tarzını anlatıyor olmasıyla çok fazla benimsenmiş ve birçok farklı listede dünyanın en iyi romanları arasında yerini almıştır. Aynı zamanda Dünya Klasikleri arasında yer alan Anna Karenina, özellikle de insan karakterinin analizi ve psikolojik tahlilleriyle çok başarılı bir romandır. Öyle ki Dostoyevski, bu roman hakkında şu sözleri dile getirmiştir “Anna Karenina, çağımızın Avrupa edebiyatındaki benzerlerinden hiç birisinin, kendisiyle boy ölçüşemeyeceği kadar kusursuz, mükemmel ve ölümsüz bir sanat eseridir.” Anlatılanlara göre bu eser, Tolstoy hakkında otobiyografik ögeleri bünyesinde bulunduruyordur. Romandaki karakterlerin, yazar tarafından gerçek hayatta tanınan kişilerden alıntılandığı da söyleniyor. Romanda geçen Levin’in kardeşi Nikolay, gerçek hayatta da Lev Tolstoy’un öz kardeşidir. Ve romanda olduğu gibi gerçekte de Tolstoy’un gözlerinin önünde veremden ölmüştür. Henri Troyat tarafından kaleme alınan Tolstoy biyografisinin anlatıldığı kitapta ise Anna Karenina’nın gerçekliği şu sözlerle ifade edilmiştir “Tolstoy’un Komşusu ve aynı zamanda da arkadaşı olan Bibikov, Anna Stepanovna Pirogova adlı bir kadınla yaşıyordu. Uzun boylu, geniş yüzlü bu kadın, onun metresiydi. Adam, onu pek umursamıyordu. Hatta başka biriyle evlenme planları yapıyordu. Onun bu ihanetini öğrenen Anna, sadece birkaç eşyasını alıp kaçtı. Ve ardından kendini trenlerin altına attığı haberi geldi. Ölmeden önce Bibikov’a bir de mesaj göndermişti. Özetle katilim sensin’ diyordu.” Anna Karenina – Lev TolstoyAnna Karenina Kimdir?Anna Karenina Romanının KahramanlarıAnna Karenina Romanının AnafikriAnna Karenina Romanı Kısaca Konusu Anna Karenina Romanının ÖzetiLev Tolstoy KitaplarıEditör Tavsiyesi ?Tolstoy “Anna Karenina” Romanı Hakkında Sık Sorulan SorularAnna Karenina Ne Zaman Yazıldı?Anna Karenina 1. Cilt Kaç Sayfa?Anna Karenina 2. Cilt Kaç Sayfa?Anna Karenina Romanı Hangi Akımın Etkisinde Yazılmıştır?Tolstoy Hangi Akımdan Etkilenmiştir?Anna Karenina Romanında Ne Anlatılıyor?Anna Karenina Romanının Kahramanları Kimlerdir?Anna Karenina Kaç Ciltten Oluşur?Lev Tolstoy Ne Zaman Doğdu?Tolstoy Ne Zaman Öldü?Tolstoy Nerede Doğdu? 1870’li yıllarda Tolstoy tarafından yazılan Anna Karenina, Rus edebiyatının başyapıtlarından olmasının yanı sıra tüm dünyada büyük ilgi çeken ve günümüzde hâlâ binlerce insan tarafından okunan eşsiz bir eserdir. Realist bir bakış açısıyla kaleme alınan Anna Karenina, sosyal durumları ve psikolojik konulara değinen gerçekçi anlayışla yazılmış zamanın en önemli eserlerindendir. Tolstoy’un en çok bilinen eseri Anna Karenina, aynı zamanda birçok filme de konu olmuştur. Bu romandan alıntılarla vizyona giren son film ise 28 Aralık 2012’dedir. Anna Karenina, aristokrat sınıfının yaşantısını, Çarlık Rusya’nın yönetim biçimini en detaylı biçimde ele alan realist anlayışla yazılmış bir romandır. Roman karakterlerinin Tolstoy hakkında biyografik ögeler içeriyor olması, Anna Karenina karakterinin de gerçek olabileceği fikrini uyandırıyor. Bu eserde aristokrat sınıfının zengin, güzel ve kültürlü bir üyesinin evli olduğu halde yasak aşk yaşaması anlatılıyor. Anna Karenina başyapıtını kaleme alan Tolstoy hakkında detaylı bilgi sahibi olmak için linke tıklayabilirsiniz. ?İlginizi Çekebilir Varoluşsal Sancıların Sesi Tolstoy’un Hayatı ve Edebi Kişiliği Lev Tolstoy Kimdir? TIKLAYIN Anna Karenina Kimdir? Anna Karenina, Çarlık Rusya’nın aristokrat sınıfına dahil olan zengin, güzel ve kültürlü bir kadındır. Yüzbaşı Kont Aleski Vronski ve Aleksey Aleksandroviç Karenin adlı iki adamın arasında kalan Anna, aldığı riskler ve yanlış kararların neticesinde trajik bir aşk hikayesine konu olur. Bir kadının sevdiği adam için neleri feda edebileceğini detaylıca gösteren bir karakterdir. Fakat hissettiği aşk, onu hayatın karanlık yüzüyle karşılaştırınca hissettiği pişmanlığın ne kadar ağır olacağını da göstermiştir. O dönemde kocasını aldatan birçok kadının olmasına rağmen yaşadığı yasak aşkı cesurca ve dürüstçe en başından itiraf eden tek kadının Anna Karenina olması, ona karşı ne kadar olumlu şeyler hissettirse de sonrasında eşine verdiği sözden dönmesi üzerine düşünceler de olumsuz yöne çevrilmiştir. ?İlginizi Çekebilir Oğuz Atay Tehlikeli Oyunlar Kitap Özeti [?KARŞILAŞTIRMA] TIKLAYIN Anna Karenina karakteri, bize aşkın nasıl bir güç ve cesaret verdiğini gösterdiği gibi aynı zamanda alınan cesurca kararların sonucunda ne denli uçuruma sürükleyeceğini de gösteriyor. Aşk, dayanılmaz bir duygudur ve mantığımızı ele geçirir ve bazen risk almanın o kadar da iyi olmayacağını gösterir. Yaptığım bu tanımı romanın özetini okuduğunuzda çok daha iyi anlayacaksınız. Fakat romanın özetine geçmeden önce karakterler hakkında bilgi sahibi olmanız için onların özelliklerine değineceğim. Anna Karenina Romanının Kahramanları Romanda ne kadar aristokrat sınıfı ve Çarlık Rusya’nın yönetim biçimi de anlatılıyor olsa bile, Anna Karenina isimli karakterin yaşadığı aşk, birçoğumuzun daha çok dikkatini çekiyor. Anna Karenina’nın hayatına dokunan karakterler şunlardır Anna Karenina Romanın başkahramanlarından Anna Karenina, aristokrat bir yaşam yapısına sahip, sevgi ve duygusal dürüstlük arayışı olan evli bir kadındır. Anna’nın yasak aşkı, onu zamanla sefalete ve intihara sürükler. Karenina, her anlamda kendini yetiştirmiş kültürlü, zeki ve güzel bir kadındır. Yüksek sosyetede neredeyse herkesin dikkatini çeken biridir. Anna, evliliğinde hiç mutlu değildir ve başka bir adama aşık olduğunda bunu en başında kocasına açıklayabilecek kadar cesur ve yürekli bir kadındır. Yüzbaşı Kont Vronski Zengin ve atılgan bir subaydır. Yakışıklı ve tutkulu bu Vronski, Anna’ya karşı her zaman şefkatli davranmıştır fakat bu ikilinin aşkı onu kariyerinden uzaklaştırınca büyük bir hayal kırıklığına uğramıştır. Evli bir kadın olan Anna’yla olan ilişkisi ona büyük bir vicdan yükü vermiştir. Levin Prenses Kitty’ye aşık olan cömert ve yürekli bir çiftçidir. Entelektüel ve felsefi bir kişidir fakat bu düşüncelerini tarım gibi konularda uygulamaya geçirir ve kölelik düzenini değiştirir. Levin’in Kitty ile birlikte olma çabaları en başında karşılık bulamasa da sonunda mutlu bir evlilikle sonuçlanır. Ekaterina Alexandrovna Shcherbatskaya Kitty Başta Yüzbaşı Vronski’yle birlikte olan fakat yarı yolda bırakıldıktan bir süre sonra çiftçi Levin’in aşkına karşılık vererek onunla evlenen bir kadındır. Hayatın bazı kırıcı gerçeklikleri karşısında her zaman dik durmaya çalışır. Prens Stepan Arkadyaviç Prens Stepan, Anna’nın erkek kardeşidir. Tamamen zevke düşkünlüğüyle bilinen Stiva karakteri, gerçekte Tolstoy’un St. Petersburg yaşamının bir simgesiydi. Romanın karakterlerini tanıdığınıza göre şimdi de bu karakterlerin bize Anna Karenina romanında hangi anafikri vermek istediklerini görelim. ?İlginizi Çekebilir Kitap Nasıl Okunur En Etkili 8 Kitap Okuma Teknikleri TIKLAYIN Anna Karenina Romanının Anafikri Temelinde sevginin olmadığı hiçbir evlilik, sonsuz mutluluğa ulaşamaz. Yüksek sosyetenin çürük kuralları ve evlilikleri, beklenen huzuru veremez. Evliliklerin maddi anlamda ve makam konularındaki çıkarlar üzerine kurulmaması gerekir. Doğallığın ve uyumun olmadığı hiçbir evlilik huzur bulmanızı sağlamaz. Anna Karenina Romanı Kısaca Konusu Lev Tolstoy tarafından kaleme alınan ve Rus edebiyatının başyapıtlarından olan Anna Karenina romanı, kültürlü, güzel ve aristokrat bir yaşam koşullarına sahip bir kadının evli olmasına rağmen yaşadığı yasak aşkı konu ediniyor. Zamanının toplumsal yapısını ve insan karakterinin analizini en başarılı şekilde sunan Anna Karenina romanı, kocasını aldatan birçok kadından bahsediyor fakat bu kadınların hiçbiri Anna kadar dürüst değildir. Romanın sonunda Anna, bu aldatışının bedelini buhran içerisinde kendini tren raylarının önüne atarken öder. ?İlginizi Çekebilir Kitap Okumanın Faydaları Mutlaka Okunması Gereken 40 Kitap Önerisi TIKLAYIN Anna Karenina Romanının Özeti Anna Karenina, kültürlü bir ailede iyi yetiştirilmiş olan, güzel, alımlı, ince, kültürlü ve çok bakımlı bir kadındır. Anna, yüksek makamlı bir devlet memuru olan Aleksey Aleksandroviç Karenin adlı bir adamla evlidir. Bu çiftin bir tane de çocukları vardır ve bu aile birbirine karşı sevgisiz olmalarının yanı sıra, aynı zamanda da monoton özelliklere sahiptir. Ne Anna ne de Aleksey, bu evlilikten mutlu olmamaya başlarlar. Anna’nın tek mutluluğu evi ve çocuğudur. Bir gün Anna Karenina, ağabeyi Prens Stepan Arkadyaviçin karısıyla arasının bozulduğunu öğrenir. Ve bu iki karı kocayı yeniden bir araya getirmek için ağabeyinin evine yani Moskova’ya gider. Tek amacı bu çifti barıştırmak olan Anna, beklenmedik kişiler ve olaylarla karşılaşacaktır. Ve bu olaylar sonucunda hayatı birden bire farklı bir yöne gidecektir. Tabi o, henüz bunların olacağının farkında değildir. İlginizi Çekebilir Ünlü Düşünür Sözleri TIKLAYIN Moskova’daki ağabeyi Prens Stepan Arkadyaviç’in evine gittiğinde çok yakışıklı bir adam olan ve geçtiği her yerde dikkat çekebilmeyi başaran Yüzbaşı Kont Aleski Vronski ile tanışır. Yüzbaşı Kont Aleski Vronski, Anna’yı çok çekici ve güzel bulmuştur. Böyle bir kadını güzel bulmamak mümkün değildir zaten. Derken eve yalnız gitmesine izin vermemiş ve onu yalnız bırakmamıştır. Tabi bu sırada yüzbaşı Kont Aleski, Stiva’nın kızkardeşi olan Prenses Yekaterina Aleksandrovna Şçerbatski Kitiye kur yapıyor, civardaki herkes de bunu biliyordur. Orada sürekli Vronski ve Prenses Kiti’nin aşkı konuşuluyordur. Buna rağmen Vronski, Anna’ya karşı olan ilgisini kaybetmemiştir. Eski bir çiftçi ailesinin oğlu olan genç adam Konstantin Levin ise, yüzbaşıyla aşk yaşayan Prenses Kiti’ye aşıktır. Prenses de Levin’e karşı hoş duygular hissetmiştir fakat ailesinin ikna çabaları üzerine Kont Vronsky ile birlikte olmayı seçmiştir. Bu seçimden dolayı Levin çok acı çekiyordur. Ona evlenme teklifi etse bile Kiti, bu teklifi yüzbaşı nedeniyle reddetmek zorunda kalmıştır. Levin’in sade bir çiftçi olması, Kiti’nin ailesinin Vronski’yle daha parlak bir geleceğinin olacağını düşünmesi genç çiftçinin köyüne dönüp Kiti’yi unutmaya çalışmasına neden olmuştur. Bütün olanlara rağmen Anna Karenina’ya aşık olan yüzbaşı Vronski, prensese karşı olan ilgisini kaybetmeye başlayarak kuruna Anna üzerinden devam etmiştir. İlk zamanlar yapılan bu kurlara tepkisiz kalan Karenina, bu genç ve yakışıklı yüzbaşının kurlarına daha fazla dayanamaz çünkü kocasından hiçbir zaman görmediği ilgiyi ona gösteriyordur. Zamanla Anna da yakışıklı yüzbaşına karşılık vermeye başlamış ve çevredekilere görünmekten çekinmeyecek kadar birbirlerine karşı sevgi duymaya başlamışlardır. ? İlginizi Çekebilir Çocuklara Kitap Okuma Alışkanlığı Nasıl Kazandırılır En İyi 10 Çocuk Kitabı TIKLAYIN Prenses, hem Vronski’nin ilgisini kaybetmenin hem de Levin’i kaybetmenin acısıyla hastalanmıştır fakat ailesiyle birlikte gittikleri Alman kaplıcalarında kaybettiği sağlığını yeniden kazanmıştır. Ardından yavaş yavaş Vronski’yi unutmaya başlamıştır. Anna, kendisini Moskova’dan Petersburg’a kadar yalnız bırakmayıp eşlik eden Vronski’ye karşı ilgisiz kalamıyordur. Öyle ki, dedikodulara bile aldırış etmeden onunla olan aşkını sürdürmeye devam etmiştir. Ve hiç beklenmedik bir şey gerçekleşmiştir. Anna, Yüzbaşı Kont Aleski Vronski’den hamile kalmıştır… Anna’nın yüksek devlet memuru olan eşi Aleksey Aleksandroviç Karenin, karısının başka bir adamı seviyor olmasına karışmamıştır fakat mevkisinin sarsılacağı korkusu içini kaplamıştır. Bu durumu karısına açtıktan sonra Anna, yüzbaşıyla olan ilişkisini sürdürmeyerek sonlandıracağını dair söz vermiş ve bu sözünde durarak kararını da Yüzbaşı Vronski’ye söylemiştir. Anna’nın bu kararını Petersburg’da öğrenen yüzbaşı, at yarışı sırasında atının tökezlemesi nedeniyle düşerek ağır yaralanmıştır. Bu sırada yarışı izleyen Anna, sevdiği adamın öldüğünü zannedip kocası Aleksey’e her şeyi itiraf etmiştir. Fakat Aleksey, mevkisinin sarsılmasına izin vermeyeceğini ve bu nedenle de boşanmayı reddettiğini, yüzbaşıyla olan ilişkisini de sonlandırmasını ister. Kont’un ölmediği haberini alan Anna, kocasına verdiği sözü bozarak onunla olan ilişkisini sürdürmeye devam eder. Bu sırada Kitti’ye ettiği evlilik teklifinin reddedilmesi nedeniyle köşküne dönen Levin, kölelik düzeni konusunda farklı adımlar atarak yeni düzenlemeler ortaya koyar. Ardından bu yeni düzeni Kitti’ye anlatmak için yeniden Moskova’ya döner. ? İlginizi Çekebilir Yaşam Üzerine Sorgulatan Dostoyevski Sözleri ve Kitap Alıntıları TIKLAYIN Genç ve yakışıklı Yüzbaşı Vronski, Anna’dan eşinden boşanmasını ve kendisiyle birlikte olmasını ister. Anna’nın kocasının boşanmayı reddetmesine rağmen karısının ilişkisini sürdürdüğünü görmesi üzerine boşanmayı kabul eder fakat oğlunu Anna’ya göstermez. Karısının doğum yapacağını ve ölüm döşeğinde olduğunu öğrenen Aleksey, hem kendini aldatan karısını hem de aldattığı adamı affetmek zorunda kalır. Vronski, bu utanç karşısında kendini öldürme kararı alır ve bu girişimin sonucunda kendini yaralar. Bir zaman sonra hem Anna Karenina, hem de Yüzbaşı Vronski, sağlıklarına yeniden kavuşurlar. Bu olaylardan sonra Anna, eşinden boşanarak oğlunun velayetinin de onda kalmasına karar vermiştir. Vronski ise ordudan ayrılacak ve çocuklarını birlikte büyüteceklerdir. Birbirlerini çok seven bu çift, her şeyi geride bırakarak İtalya’ya giderler. Bir süre herkesten ve her şeyden uzak yaşarlar. Kiti’ye yeniden evlenme teklifi eden çiftçi Levin, bu sefer aşkına karşılık verildiğini görünce çok mutlu olur. Bu genç ve güzel çift evlenirler. Mutlu birlikteliklerinin ardından da çok güzel bir çocukları olur. Bir süre sonra İtalya’dan dönen Yüzbaşı Vronski ve Anna Karenina, birlikte yüzbaşının köşküne yerleşirler. Anna bu süreçte kocasına gözükmeden gizlice çocuğunu görmeye gitmektedir. Yavaş yavaş vicdan azabının baskın gelmeye başlaması, Anna’yı huzursuzlaştırmış ve o da bu huzursuzluk nedeniyle ve böyle bir hayat yaşıyor olmalarından dolayı Vronski’ye rahat vermemeye başlamıştır. ? İlginizi Çekebilir Türk ve Dünya Edebiyatının En İyi 10 Aşk Kitapları TIKLAYIN Anna, artık toplum tarafından dışlanmaya başlayan bir kadındır ve onun bu kadar dışlanması huysuz, sinirli ve kıskanç bir kadın olmasına neden olmuştur. Bu durum karşısında Vronski’yle de arası bozulmaya başlamıştır. Bunun üzerine bir de Vronski’nin başka bir kadına bağlandığını öğrenen Anna, artık kendisini sevmediğini düşünerek baskın bir şekilde pişmanlık hissini yaşamaya başlamıştır. Bir gün kendini bir şekilde Vronski ile tanıştıkları tren istasyonunda bulan Anna, o bunalım haliyle kendini bir trenin önüne atmış ve hayatına son vermiştir. Lev Tolstoy Kitapları Anna Karenina, İnsan Ne ile Yaşar, Savaş ve Barış, İvan İlyiç’in Ölümü, Diriliş, Çocukluğum, Hacı Murat, Tanrı’nın Egemenliği İçinizdedir, İtiraflarım, Kazaklar, Kreutzer Sonat, Aile Mutluluğu, İlk Gençlik, Gençlik, İnsana Ne Kadar Toprak Lazım, Sanat Nedir?, Efendi ile Uşak, Bilgelik Kuponu, Sahte Kupon, Sergi Baba. Editör Tavsiyesi ? Temelinde sevgi olmayan hiçbir durumun ya da ilişkinin sağlıklı olmayacağını ve yapılan evlilikler dahil maddi çıkarlar üzerine kurulan hiçbir ilişkinin sağlam kalmayacağını Tolstoy’un kaleminden görmek için linke buraya tıklayarak Anna Karenina romanını satın alabilirsiniz. ?İlginizi Çekebilir Yaşam Üzerine Sorgulatan Dostoyevski Sözleri ve Kitap Alıntıları Tolstoy “Anna Karenina” Romanı Hakkında Sık Sorulan Sorular Anna Karenina Ne Zaman Yazıldı? Tolstoy’un en çok okunan eseri Anna Karenina, 1873 ve 1877 yılları arasında yazılmıştır. Anna Karenina 1. Cilt Kaç Sayfa? Aristokrat sınıfında yaşanan aşkı anlatan Anna Karenina romanının 1. cildi 565 sayfadır. Anna Karenina 2. Cilt Kaç Sayfa? Lev Tolstoy’un en başarılı eserlerinden Anna Karenina romanının 2. cildi 485 sayfadan oluşuyor. Anna Karenina Romanı Hangi Akımın Etkisinde Yazılmıştır? Tolstoy tarafından kaleme alınan Anna Karenina, realizm akımının etkisiyle yazılmış bir romandır. Tolstoy Hangi Akımdan Etkilenmiştir? Rus yazar Lev Tolstoy, gerçekçilik akımından etkilenmiştir. Anna Karenina Romanında Ne Anlatılıyor? Anna Karenina eserinde Çarlık Rusya’nın aristokrat sınıfının yaşantısı ve yasak aşkın trajik hikâyesi anlatılıyor. Anna Karenina Romanının Kahramanları Kimlerdir? Trajik bir aşk hikayesini konu edinen Anna Karenina romanının karakterleri; Anna Karenina, Kont Vronski, Konstantin Dimitrijevic Levin, Prenses Yekaterina Aleksandrovna Şçerbatski, Aleksey Aleksandroviç Karenin, Oblonski, Darya Aleksandrovna, Sergey Alekseyeviç Karenin, Sergey İvanoviç, Kontes Lidya İvanovna, Nikolay Levin, Prenses Betsi Tverskaya, Kontes Vronskaya ve Varenka’dır. Anna Karenina Kaç Ciltten Oluşur? 1828-1910 yılları arasında yaşayan Tolstoy’un Anna Karenina romanı iki ciltten oluşuyor. Lev Tolstoy Ne Zaman Doğdu? Rus edebiyatının öncü ismi Tolstoy, 9 Eylül 1828 tarihinde dünyaya gelmiştir. Tolstoy Ne Zaman Öldü? Dünya klasiklerinin en etkili yazarlarından Tolstoy, 20 Kasım 1910 yılında hayatını kaybetti. Tolstoy Nerede Doğdu? Dünyanın en iyi yazarlarından Tolstoy, Rusya Yasnaya Polyana’da dünyaya gelmiştir. Bu yazıyı puanlamak için tıklayın! Büyük deha, yalnızca edebiyatla ilgilenmekle kalmıyor, politika ve felsefe üstüne de hem kafa yoruyor hem de durmaksızın yazıyordu. Tüm dünyadan gazeteciler evine taşınıyor, Tolstoy röportaj üstüne röportaj yılının kasım ayı... Rusya’daki küçük bir demiryolu istasyonu olan Astapovo, basın tarafından ablukaya alınmış durumdadır. Bü-yük yazar Lev Tolstoy burada ölüm döşeğindedir. Üstelik ailesinden kaçtığı için bir aile skandalıyla, ölüm döşeğinde bile günah çıkarıp tanrının varlığını kabul etmediği için de bir dini skandalla çevrelenmiş durumdadır. Tolstoy ağır ağır ölürken tüm dünya da belki ilk defa o günün şartlarıyla olabildiğince evrensel bir ünlünün, bugünün deyimiyle bir celebrity’nin ölümünü izlemektedir. 8 Kasım 1910 günü, Büyük Rusya’nın dört bir yanındaki günlük gazeteler, Kont Lev Nikolayeviç Tolstoy’un bir gün önce sabaha karşı saat 6’yı beş geçe Astapovo demiryolu istasyonunda öldüğünü bildirir. Yayımlanan fotoğraflarda, o sırada belki de bütün dünyanın en ünlü insanı olan kişi medya çağı olarak adlandırılacak 20. yüzyılın ilk 10 yılına damga vuran bir medya olayı olarak yaşanan bu cenaze, kuşkusuz Tolstoy’un sağlığındaki yaşa-mına dair de pek çok ipucu veriyordu. Tolstoy, daha o zamanlarda medyanın gücünü ve sihrini sezmişti. Bu büyük deha, yalnızca edebiyatla ilgilenmekle kalmıyor, politika ve felsefe üstüne de hem kafa yoruyor hem de durmaksızın yazıyordu. Tüm dünyadan gazeteciler evine taşınıyor, Tolstoy röportaj üstüne röportaj veriyordu. Pırıltılı biriydiO; yaşadığı dönemin belki de en ünlüsü, ilk efsanevi süper yıldız’ıydı. Üstelik aynı bugünküler gibi kendine özgü bir moda anlayışı bile vardı. Rus köylülerinin giydiği gömlek tarzı kıyafetleriyle simgeleşmişti. Tolstoy son derece pırıltılı biriydi. Üstelik bu pırıltıyı nasıl kullanması gerektiğini de çok iyi biliyordu. Hatta kimileri öleceğini hisseden Tolstoy’un ardında unutulmaz bir hikaye bırakmak için planlı bir şekilde evinden kaçar gibi ayrılıp, bir demiryolu istasyonunda efsanevi bir şekilde öldüğünü bile Volkov, “Büyülü Koro” Yapı Kredi Yayınları, 2010 adlı araştırma kitabında Tolstoy’a ve ölümüne dair şunları söylüyor“Tolstoy’u 20. yüzyıl kültürünün bir fenomeni, belki de tarihsel roman türünün en büyük eseri olan Savaş ve Barış’ın, Anna Karenina’ ve İvan İlyiç’in Ölümü’ gibi başyapıtların yaratıcısı olarak düşünmeye alıştık. Buna karşın, bu devin 20. yüzyılın sadece kültür değil, politik yaşamına da ne ölçüde hakim olduğunu hayal etmek güçtür. Tolstoy evrensel bir otoriteydi. Tolstoy hakkında, onun Voltaire’in ününü, Roussesau’nun popülerliğini ve Goethe’nin otoritesini birleştirdiği söyleniyordu, Tolstoy efsanevi İncil peygamberleriyle karşılaştırılıyordu. Moskova’nın 200 kilometre güneyindeki aile çiftliği olan Yasnaya Polyana’ya, dünyanın dört bir yanından, Tolstoy meraklıları onun yönetim ve burjuvazi karşıtı vaazlarını dinlemek üzere geliyorlardı. 20. yüzyılın Rus non-fiction başyapıtı olan anılarında, Gorki, Tolstoy’a baktığı zaman kıskançlıkla şöyle düşündüğünü itiraf ediyordu Tanrı gibi bir insan bu!’Fakat, Tolstoy baştan aşağı çelişki-lerle dokunmuş, Walt Whitman’ın de-yişiyle, çoklukları’ kendi içinde ba-rındıran biriydi. Aynı anda hem inançlı bir arkaist hem doğal bir yenilikçiydi hem yaşamda, hem yazarlıkta, hem de kendi tutkulu dinsel ve politik vaazlarında, tam bir anarşizmle çevrelenmişti. Yine Gorki, Tolstoy konusunda, biraz sert bir şekilde şöyle söylüyordu Büyük sanatçıların, günahlarında da sıradan günahkarlardan daha güçlü olmaları psikolojik açıdan çok doğaldır.”Çara kafa tuttuTolstoy, Rus Çarı II. Nikolay’a kafa tutabilecek denli güçlü ve özgüven sahibi biriydi. Onun bu sıradışı gücünün kaynağı merak ediliyor ve neticede pek çok farklı yönüyle efsane katına yükseliyordu. Sözü yine Volkov’a bırakalım“Bir yazar olarak Tolstoy gerçekçilikten sosyalist gerçekliğe uzanan edebi akımların örneği olarak konumlandırılırsa, politik düzlemde de ona çok çeşitli çelişkili etiketlerin takılmış olması şaşırtıcı değildir. Çağdaşları Tolstoy’u hem pişman bir aristokrat ve ataerkil Rus köylülüğünün çıkarlarının sözcüsü, hem devrimci, hem de Hıristiyan anarşisti olarak görüyordu. Böyleydi de Tolstoy yaşamın sınırsız bağışlayıcılığını dile getiriyor, bütün iktidarları ahlaksız ve hukuksuz sayıyor ve aynı zamanda kötülüğe karışmamaya, yani herhangi bir zorlamadan tam ve koşulsuz uzak durmaya çağırıyordu. Rusya’daki ölüm cezasını 1909 yılının Susamam’ adlı ünlü makalesinde öfkeyle protesto ediyordu. Örgütlü dinin otoritesini de kabul etmiyordu. Bu kaçınılmaz olarak Tolstoy’u iktidarla ve Ortodoks Kilisesi’yle açık, uzlaşmaz ve birçoklarına göre, Rusya’nın kaderi için yıkıcı olan bir çatışmaya sürükledi.”Evet, Tolstoy aynı anda hem Çar’a hem de kiliseye kafa tutabilecek denli güçlüydü. Peki bir kez daha soruyoruz Tolstoy bu gücü nereden alıyordu? Yanıt biraz da dönemin monarşi yanlısı gazetesi Novoye Vremya’nın yayıncısı Aleksandr Surovin’in 29 Mayıs 1901’de günlüğüne yazdığı şu satırlarında gizli “Bizim iki çarımız var II. Nikolay ve Lev Tolstoy. Hangisi daha güçlü? II. Nikolay Tolstoy’suz hiçbir şey yapamaz, onu tahtından indiremez; ama Tolstoy, kuşkusuz, Nikolay ve hanedanını tahtından indirecek. Onu aforoz ediyorlar, Kutsal Meclis ona karşı tavır aldı. Tolstoy yanıt veriyor, yanıt elyazmaları ve yabancı gazetelerle yayılıyor. Mümkünse biri Tolstoy’u tahtından indirmeye kalkışsın. Bütün dünya haykırır ve bizim yönetimimiz kuyruğunu kıstırır hemen.”Edebiyatın Madonna’sıTolstoy çok güçlüdür. Artık toplum tarafından Çar’ın dahi üstünde bir güç olarak görülmeye başlanır. Cesurdur, savaş ve barışla, toprakla, idareyle ve yargı refomuyla ilgili sorunlara dair Çar’a bastırır da bastırır. En büyük hayranlarından biriyse 1908’de onu Rus devriminin aynası’ olarak nitelendiren Lenin’dir. Ama Tolstoy, ne Lenin’in ne de Çar’ın tahmin edemeyeceği kadar büyük bir tehdit olur. Yine Volkov’dan devam ediyoruz “Ona yeryüzü iktidarı yetmedi. Daha 27 yaşında bir gençken, Tolstoy, yeni bir din tasarlamıştı ve bütün yaşamı boyunca, yeni çağ için o benzersiz demiurgos imgesini adım adım hazırlayarak bu fikri gerçekleştirmeye doğru ilerlemişti. Tolstoy’un şemasında, İsa ve Buda, insani bilgeliği vaaz edenler üzerine rasyonel bir açıklama getirmeye yönelik konumlar olarak yer almış, bunların yanında Tolstoy’un Maksim Gor-ki’nin ifadesiyle Tanrı benzeri’ figü- rünün kendisi de yerleşmişti. Gorki’nin Tolstoy’un İsa’yı naif, insanda acıma hissi uyandıran biri saydığı’ şeklindeki ironik gözlemi de ilginçtir. Özünde, Tolstoy İsa’nın öğretisini İsa’nın kendisinden daha iyi yorumlamak durumunda olduğunu varsayıyordu.”Tolstoy kuşkusuz büyük bir edebi dehaydı. Ama diğer dehalardan farklı olarak gücün ve şöhretin yönetilmesine dair de içgüdüsel bir yeteneği vardı. Medyanın gücünden herkesin bihaber olduğu 20. yüzyılın başlarında o çoktan bu gücün rüzgarına uyanmıştı. Ve sahip olduğu kişisel karizmasıyla, edebi dehasını ustalıkla bu gücün ışığında parlattı. Sonuçsa o güne dek dünya yüzünde görülmemiş bir evrensel şöhret oldu. Bu şöhretin de ona yıkılmaz bir güç olarak döneceğini biliyordu Tolstoy; ne Çar ne de Kilise tarafından yıkılamayan... Bir tür edebiyatın Madonna’sı’... Madonna da kilise tarafından aforoz edilmesine rağmen yıkılmadığı gibi, şöhretine ve dolayısıyla gücüne güç katmamış mıydı? O halde neden söyleyemeyelim ki? Tolstoy 20. yüzyılın ilk dünya süperstarıydı! Öyle yaşadı ve öyle de öldü...Çalkantılı bir ruhZengin bir ailenin çocuğu olarak Yasnaya-Polyana’da doğdu. Küçük yaşlarında önce annesini, sonra babasını kaybetti; yakınlarının elinde büyüdü. Öğrenimini tamamlamak için Moskova’ya gitti. Fransızcasını ilerletmiş, Voltaire’i ve J. J. Rousseau’yu okumuş, bu iki yazarın kuvvetle etkisinde kalmıştı. Eve döndü, yoksul köylüler arasına katıldı. İlk eseri “Çocukluk”u bu sırada süre sonra orduya girdi; Kafkasya’ya gitti. Kafkas halkının yoksulluk dolu yaşayışlarını ele aldığı izlenimlerle ilk gerçekçi hikâyelerini yazdı. 1854’te Kırım Savaşı’na subay olarak katıldı. Sonra askerlikten ayrılıp Petersburg’a gitti. Bazı eserlerini sakin geçirdiği o yıllarda yazdı. Yine de içinde, aradığını bulamayan bir ruh çalkalanıyordu. Batı Avrupa ülkelerinde uzun bir gezintiye çıktı. Dönüşte tekrar Yasnaya-Polyana’ya yerleşti. Köyünde bir okul kurdu. Huzura kavuştuğuna kanaat getirdikten sonra, 1862’de evlendiğinde karısı Sophia Behrs 16 yaşındaydı. Bu evlilikten 12 çocukları oldu; bu çocuklardan beşi öldü. Eserlerinden en kuvvetli olan ikisini, “Savaş ve Barış” ile “Anna Karenina”yı bu sıralarda yazdı. Karısı, eserlerini yazmasında en büyük yardımcısıydı. Aradan bir süre geçince yeniden, bu sefer eskilerden daha şiddetli bir moral çöküntüsüne uğradı. Geniş halk yığınlarının, özelikle Rus köylüsünün yoksul, perişan durumu onu çok üzüyordu. Bütün servetini köylülere dağıttı, her haliyle onlar gibi yaşamaya başladı. Kaba saba giyiniyor, her elbiseyi kendisi dikiyordu. Değişmeyen tek tarafı, bıkıp usanmadan tutkuyla okudu “SAVAŞ VE BARIŞ”* Kısaca, Napolyon’un Rusya’yı işgal etmek için giriştiği savaş dönemini, öncesinin ve sonrasının Çarlık dönemi sosyetesinin yaşam tarzıyla iç içe, beş aristokrat ailenin gözünden anlatılması olarak özetleyebileceğimiz “Savaş ve Barış”, 1869 yılında altı cilt olarak yayımlanır, daha sonra dört cilt halinde düzenlenir.* “Savaş ve Barış”, bugün tüm zamanların en çok satan 100 romanı arasında yer alıyor ve yalnızca Rusya’daki satış rakamı 36 milyon adet.* Romanda büyük ölçüde kendisinin de katıldığı Kırım Savaşı’ndaki gerçek savaş anılarından yola çıkmış olsa da ikinci bölümü yazarken özellikle Scho-penhauer’in düşüncelerinden etkilenmiş. Bununla birlikte savaş ve bireyin savaş içindeki davranışları üstüne kendine ait bir felsefe geliştirmiş.* Gerçekçi bir roman olan “Savaş ve Barış”ta Tolstoy asıl olarak tarihin nasıl yazılması gerektiğine dair kendi görüşünü sergiler. Geleneksel tarih yazımının aksine tarihi gerçeklerle, ger-çek dışı karakterlerden oluşan roman sanatını harmanlar. Roman, Tolstoy’un deyişiyle onun zamanından 60 yıl önce, dedelerinin zamanında’ geçen bir savaşı anlatmaktadır. Tolstoy gerçeklere sadık kalabilmek için günümüzün gazeteci-yazarlarının tekniğini uygular ve o zamanı görmüş ya da iyi bilen 160’tan fazla gerçek kişiyle röportaj yapar, eski belgeleri tarar.“SAVAŞ VE BARIŞ” için ne dediler?* Virginia Woolf “İşte bütün romancıların en büyüğü, Savaş ve Barış’ yazarı için başka ne diyebiliriz ki...”* Anton Çehov “Her akşam kalkıp Savaş ve Barış’ı okuyorum. İnsan öyle bir merak ve öyle saf bir heyecanla okuyor ki sanki daha önce hiçbir şey okumamışız gibi geliyor. Harikulade güzel.”* Gustave Flaubert kendisine romanın Fransızcasını yollayan Turgenyev’e yazdığı mektuptan “Bana Tolstoy’un Savaş ve Barış’ını okuma fırsatı verdiğiniz için size teşekkür ederim. Birinci sınıf! Ne sanatçı ve ne psikolog! İlk iki kısım kusursuz, ama üçüncü yokuş aşağı gidiyor... Bazı kısımlar ise Shakespeare düzeyinde. Okurken zevkten gözlerimden yaşlar aktığını hissettim, üstelik bu çok da uzun sürdü. Evet, güçlü. Çok güçlü!”* John Updike “Savaş ve Barış son bin yılda yazılan en büyük on edebiyat eserinden biridir. 19. yüzyıl romanları içerisinde Tolstoy’un Napolyon’un Rusya’yı işgalini anlatan panoraması, hacmi, insan anlayışı, kahramanlarının soluğu ve tarih üzerine düşüncelerinin akışı bakımından en büyüğüdür.”* Tolstoy ise kitabın bir roman olmadığını, bir şiir, ya da bir tarihi günce de sayılamayacağını; bunun yeni bir ifade biçimi olduğunu ve yazarın anlatmak istediklerine uygun olarak tasarlandığını’ kendini kattı* Roman, esasında ilk olarak “1805” adıyla, 1863 yılında Russkiy Vestnik Gazetesi’nde yayımlanır. Ancak bu versiyonundan memnun kalmayan Tolstoy, 1866 ve 1869 arasında romanı yeni baştan yazar ve özellikle sonunu değiştirir. “Savaş ve Barış” adını da bu yeni versiyona koyar. Bununla birlikte “1805” başlıklı versiyon da 1983 yılında romanın orijinal’ hali denilerek yeniden basılır.* Romanın kimi yerlerinde aristokratlar Fransızca konuşmaktadır. Bu gelenek Çariçe Katerina’dan beri St. Petersburg’daki Rus aristokratların arasında yaygındır. İşin doğrusu bu adet bizzat Çariçe tarafından Saray çevresine emredilmiştir.* Erkekler arasındaki iki kahramandan, Andrey Bolkonski ve Piyer Bezukov, Lev Tolstoy’un iki ayrı yanıdır. Birine yaşama zevkini, pragmatizmini, zalimliğini; diğerineyse ideal barışa ve merhamete özlemini, saflığını, garipliğini, tereddütlerini verir. Onları bir sohbette bir araya getirdiğinde aslında Tolstoy günlüğünde kendi kendisiyle konuşmaktadır. Tolstoy, Piyer ve Andrey’e kendinden çok şey verir, ama özelliklerinden birkaçını da Nikolay Rostov’a ayırır Kuvveti ve sağlığı, pagan doğa sevgisi, abartılı gururu ve avcılık tutkusunu...* “Savaş ve Barış”ı, Tolstoy’un karısı Sophia, rakam kesin olmamakla birlikte 7 ya da 9 kez yeni baştan okuyarak düzeltmiştir. Sophia’nın en büyük kıskançlıklarından biri, Tolstoy’un ilk dönem yazı asistanlarından biri olan; Sophia’nın genç, güzel ve yaşam dolu kız kardeşi Tanya’ya yöneliktir. Sophia bu olaydan sonra artan iş yüküne rağmen Tolstoy’un sekreterliğini tutkuyla hiç beğenmez, sıkıcı bulurduTolstoy daha ergenlik yıllarında Fransız filozof ve yazar Jean-Jacques Rousseau’nun hayranı oldu. Ancak hayranlığı yalnızca onunla sınırlı değildi. İngiliz Laurence Sterne ve Charles Dickens, Fransız Alexandre Dumas ve George Sand, Alman Goethe’nin yanı sıra Rus yazarlarından da Alexander Puşkin, Nikolay Gogol ve Mikhail Lermontov onun gönlünde ayrı bir yer tuttular. Stern’ün “A Sentimental Journey” adlı eserini kendi İngilizcesini geliştirmek için Rusçaya çevirmeye kalkıştı. Başucu kitabı ise Dickens’ın “David Copperfield”ıydı. Tolstoy olgunlaştıkça tarih, din, sosyoloji ve eğitim üzerine kitaplara da merak saldı. “Savaş ve Barış”ı yazdığı süre içinde Victor Hugo’nun “Sefiller”ini okudu; Homeros’un “İlyada” ve “Odyssea”sının etkisi altındaydı. “Savaş ve Barış”ı bitirdikten sonra iyice Immanuel Kant ve Arthur Schopenhauer’e yöneldi. Aynı zamanda Stendhal, Honore de Balzac, Gustave Flaubert, Anatole France ve Emile Zola gibi yazarlara hayranlık duyduğunu da pek çok kez dile getirdi. 70’lerinin başında Konfüçyüs’e merak salan Tolstoy, ölmeden kısa bir süre önce ise Montaigne’in “Denemeler”ini okudu, başucunda ise Dostoyevski’nin “Karamazov Kardeşler”i William Shakespeare’i hiç beğenmediği çevresinde de çok iyi bilinirdi. Tolstoy onun kötü bir yazar olduğuna ve gerçek bir sanatçı olmadığına karar vermişti. Hatta bu konuda 1903 yılında bir makale de yazdı “Shakespeare’i ilk okuduğumda yaşadığım şaşkınlığı hatırlıyorum. Güçlü bir estetik zevk alacağım beklentisi içindeydim ancak en iyi eserleri olarak bilinen “Kral Lear”, “Romeo ve Juliet”, “Hamlet” ve “Macbeth”i birbiri ardına okuduğumda karşı konulamayacak derecede bir tiksinti ve sıkıcılık hissettim.” Tolstoy hayatının farklı dönemleri ve yaşlarında tekrar tekrar Shakespeare’i okuyup kendini ölçtü, ancak yaşadığı his hep aynıydı...Edebiyat tarihinin aşk kraliçesi ANNA KARENİNA“Anna Karenina”nın ilk cümleleri olan “Bütün mutlu aileler birbirine benzer. Bu sözü tersine çevirecek olursak, her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine göredir”; dünya edebiyatı içinde tüm zamanların en çok sevilenve akıllarda yer eden açılışıdır belki de... * Tolstoy’un en iyi iki romanından biri olarak kabul edilen “Anna Kare-nina”, bazılarınca roman sanatı açısından “Savaş ve Barış”tan daha başarılıdır. Zaten Tolstoy kendisi de “Savaş ve Barış”ı romandan daha fazla bir şey kabul ettiği için, “Anna Karenina”yı ilk gerçek romanı olarak gördüğünü söyle-miştir.* Dünyanın en zarif aşk romanlarından biri olan “Anna Karenina”, aşk romanı denilince tüm zamanların ilk akla gelen hikayesidir. Romanın aynı adlı kahramanı olan Anna Karenina ise edebiyat tarihinin en sevilen kadın kahramanlarından biridir.* Kısaca aşık olduğu Kont Vronsky adlı yakışıklı bir subay nedeniyle evliliği ve toplumdaki yeri mahvolan son derece güzel bir kadının sonu trajik biten öyküsü olarak özetleyebileceğimiz “Anna Karenina”nın içinde, paralel anlatılan ve sonu mutlulukla biten bir diğer aşk öyküsü daha vardır; Levin ve Kiti’nin öyküsü...* Tolstoy’un Anna karakterini Puş-kin’in büyük kızı Maria Hartung’dan esinlenerek yazdığı söylenir. Anna’nın kendini trenin altına atmasını aynı şekilde intihar eden komşu kadından, evlilik dışı hamile kalmasını ise bizzat kendi kız kardeşi Marya’dan esinlenerek kurgulamıştır.* Tolstoy’un “Anna Karenina”da uyguladığı stili için eleştirmenler gerçekçi ve modernist roman arasında bir köprü oluşturduğunu söyler. Roman üçüncü bir kişinin bakış açısıyla anlatılırken, ana karakterlerin farklı perspektiflerini farklı ses tonlarıyla dile getirir. Romandaki bilinç akışı tekniği daha sonra James Joyce, Virginia Woolf ve William Faulkner tarafından da kullanılacaktır.* Romanın ilk cümleleri olan “Bütün mutlu aileler birbirine benzer. Bu sözü tersine çevirecek olursak, her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine göredir”; tüm zamanların en çok sevilen ve akıllarda yer eden açılışını oluşturur. Mutluluk ve mutsuzluk kavramlarının ön plana çıktığı romanın anahtar teması ise “hiç kimse mutluluğunu bir başka kişinin acısı üzerine kuramaz”dır.“ANNA KARENİNA” için ne dediler?* Dostoyevski “Bir sanat eseri olarak kusursuz!”* Vladimir Nabokov “Dünya edebiyatının en büyük aşk öykülerinden biri. Tolstoy’un stilinin mükemmel sihri...”* William Faulkner “Bugüne dek yazılmış en iyi roman.”* Orhan Pamuk “Anna Karenina benim okuduğum en mükemmel, en kusursuz, en derin ve en zengin roman. Tolstoy’un her şeyi gören, herkesin hakkını veren, hiçbir ışığı, hareketi, ruhsal dalgalanmayı, şüpheyi, gölgeyi kaçırmayan, inanılmayacak kadar dikkatli, açık, kesin ve zekice bakışı, bu romanın sayfaları çevirdikçe okura, “evet, hayat böyle bir şey!” dedirtir. Yarıştan önceki bir atın diriliğini, mutsuz bir bürokratın yavaş yavaş düştüğü yalnızlığı, bir kadın kahramanın üst dudağını, bir büyük ailedeki dalgalanmaları, hep birlikte yaşanan hayatlar içinde tek tek insanların inanılmaz ve hayattan da gerçek kişisel özelliklerini Tolstoy mucizeye varan bir edebi yetenek, hoşgörü ve sanatla önümüze seriverir. Roman sanatı konusunda eğitim için okunacak, defalarca okunacak ilk roman Anna Karenina’dır.”Kiti ve Levin = Sophia ve Lev* Pek çok temanın ve şehirle kır yaşamının farklılıklarının iç içe geçtiği romanda, Tolstoy döneme yönelik kendi düşünce ve eleştirilerini de konuya yedirmiştir. Bu arada romanda kendi hayatından da pek çok gerçek olay ve ayrıntı yer almaktadır. Örneğin hikayenin ikinci çifti olan Kiti ve kırsal yaşamdan büyük zevk alan, buna karşın inançsızlık sorunu yaşayan Levin, büyük oranda Tolstoy’u ve karısı Sophia’yı simgelemektedir. Levin ismi bile Tolstoy’un ön adı olan Lev’den gelir. Romanda yer alan üç sahne ise bizzat aralarında yaşanmıştır. Bunlardan ilki Levin’le Kiti’nin aralarında geçen mesajlaşmadır “Kiti ona içtenlikle baktı. Bakışlarında korkudan çok sevecen bir anlam vardı. Sorun lütfen.’ İşte,’ dedi ve şu harfleri yazdı Her harf, bir sözcüğün baş harfiydi. Bu harflerin anlamı Bana olanaksız yanıtını verdiğiniz zaman, bu hiçbir zaman mı yoksa o zaman mı demekti?’ idi.” Diğer iki sahne ise Levin’in aynı Tolstoy gibi müstakbel eşiyle eski günlüklerini paylaşarak ona geçmişinde yaşadığı hemen her şeyi itiraf etmesi ile düğün günü yaşanan bir gömlek sorunu nedeniyle kiliseye istem dışı gecikmesidir. * Tolstoy, “Savaş ve Barış”ı hayatının en mutlu döneminde, evliliğinin en güzel yıllarında, karısının ona huzur veren varlığıyla çevrili olarak yazmış ve bu uzun destanı ışıltılar içinde tamamlamıştır. Öte yandan “Anna Karenina” büyük yazarın kişisel bunalımlarıyla boğuştuğu yıllara rastlamış, üstelik yazım aşamasında hayatında da pek çok aksilik yaşanmıştır. Bu yüzden ilk roman mutlu sonla biterken, “Anna Karenina”nın çok daha karanlık bir sonu vardır.

tolstoy un en iyi romanı