Birtöre romanı olan Kiralık Konak’ta üç kuşağın çatışması yansıtılmaktadır. Eser Yakup Kadri’nin ilk romanı olup realist bir eserdir. Romandaki tüm olaylar kapalı ve dar bir çevrede yani konakta geçer. Eserde kuşaklar arasındaki uçurum ve hızlı değişimin getirdiği ahlaki bozulma ustaca sergilenmiştir. Kişilerarası İlişkiler. “Neden başka insanlarla ilişki kurmaya çalışırız?”, “Yaşamının yönünü belirleyecek akıllı ve bilinçli seçimler yapmaya yetkin olan biz, neden başkalarına ihtiyaç duyarız?”, “Neden her ilişki, aynı anlamı taşımaz?” tüm bu sorulara verilecek cevaplar, aslında yaşamımızı 2 Kişiler (Şahıs Kadrosu) a) Asıl Kişiler I. Fiziki Portre II. Ruhi Portre (Ayrıca bkz-> Anlatım Biçimleri) b) Yardımcı Kişiler I. Fiziki Portre II. Ruhi Portre c) Kişiler Arasındaki İlişkiler. 3. Olayın Geçtiği Mekânlar a. Mekânlar ve Bu Mekânların Özellikleri b. Mekânların Kahraman ve Olaylarla İlişkisi. 4. Zaman a KişilerArası İlişkiler Terapisi; Engin Konak Apt. No:2/6 Nişantaşı - Şişli - İstanbul. Telefon +90 212 213 13 33. Cep Telefonu . 0 543 627 0989. cash. Özet2. Abdülhamit devrinin ileri gelenlerinden olan Naim Efendi; kızı Saime Hanım, damadı Servet Bey ve torunları Seniha ve Cemil ile birlikte, babadan kalma geniş bir konakta pazartesi Seniha ile Cemil, çay toplantıları ve eğlenceler düzenlemektedirler. Naim Efendi her ne kadar eskiye sıkı sıkıya bağlı olsa da, bu tür eğlencelere çok sevdiği torunu Seniha’nın hatırı için katlanmaktadır. Cemil’in çok yakın arkadaşı olan Faik Bey de bu eğlencelere katılır. Konaktaki toplantılara Seniha ve Cemil’in hala torunu olan, romantik yapılı bir şair olan Hakkı Celis de katılmaktadır. Naim Efendi, konaktakilerle anlaşamadığı için sık sık kız kardeşi Selma Hanım’a giderek onunla dertleşir. Selma Hanım, Naim Efendi’nin ailesinin yaptıklarını hiç beğenmez ve ağabeyini bu konuda sık sık uyarır. Selma Hanım’a göre, ağabeyinin torunlarının en büyük eksikliği utanma duygusundan uzak olmalarıdır. Kendi torunu Hakkı Celis’in, Seniha ve Cemil’e benzememesi onu gururlandırır. Seniha, Faik Bey’den dinlediklerinin etkisiyle hep aynı çevrede bulunmaktan sıkılır. Zamanla bu bir buhrana dönüşür. Doktorlar bu rahatsızlığın evlenip anne olduktan sonra geçeceğini söylerler. Fakat Seniha eski usullerle evlenmek istemez. Kendisine göre bir evlilik anlayışı vardır. Kiralık Konak Eser İncelemesiSeniha’nın sinir buhranlarına iyi geleceği düşüncesiyle, doktorların tavsiyesine uyarak onu, Madam Kronski ile beraber Büyükada’ya halası Necibe Hanım’ın yanına gönderirler. Seniha, halasının tavırlarını beğenmez ve sıkılır. Bunun üzerine Necibe Hanım, Cemil aracılığı ile Seniha’nın arkadaşlarını Büyükada’ya davet eder. Bu davete Faik Bey, Belkıs Hanım, Nuriye ve Neyyire kardeşler ile Hakkı Celis katılır. Hakkı Celis, bir ara fırsatını bulup Seniha’ya aşkını itiraf eder fakat Seniha Faik’i sevmektedir. Seniha ve Faik arasında Büyükada’da güzel bir aşkın ilk tohumları atılmış olur. Naim Efendi ve Servet Bey’e Büyükada’da olup bitenler hakkında imzasız mektuplar gelir. Naim Efendi damadıyla bu konuda konuşmak ister, fakat Servet Bey yazılanlara önem aşk devam etmektedir. Seniha çocuklaşır ve romantik, şairane duygular beslemeye başlar. Faik Bey, Seniha’nın bu durumundan hoşlanmaz. Onun aklı fikri kumardadır. Seniha’nın neşesi konağa döndükten sonrada devam eder. Öte yandan Faik Bey büyük bir kumar borcuna girmiştir. Seniha’dan para ister ve parası olmadığı için, Seniha’nın elmaslarını olaydan sonra Seniha, Faik’i gözünde çok büyüttüğünü, onun basit ve adi birisi olduğunu görür. Birbirlerini çok sevmelerine rağmen evlenmek istemezler. Sakine Hanım bu durumu Naim Efendi’ye bildirir. Naim Efendi ne yapacağını bilmez ve Faik’in babası Kasım Bey’i görmeye gider. Ona iki gencin evlenmesinin uygun olduğunu anlatır. Kasım Bey de kararı gençlere bırakır. Naim Efendi’nin Kasım Bey ile görüşmesi Seniha’yı sinirlendirir. Yaşadığı hayatın kendisini sıktığını, buna daha fazla dayanamayacağını belirterek, büyük babasına kızar ve ona hayat hikayesini anlatır. Kiralık Konak TahliliNaim Efendi, bu duruma çok üzülür. Sıkıntıdan hastalanır ve yatağa düşer. Kendisini bu olaydan sorumlu tutar ve uslanmaya karar verir. Belkıs Hanım’ın kocası ile yurt dışına çıkacağını öğrenen Seniha’nın Avrupa özlemi artar. Madam Kraf’la beraber gizlice Avrupa’ya kaçar. Servet Bey durumu kıskanır ve kızar. Servet Bey uzun zamandır modern bir apartman dairesine taşınmak istemektedir. Bu olayları ve Seniha’nın dönecek olmasını bahane ederek taşınır. Koca konakta yalnız kalan Naim Efendi maddi ve manevi anlamda daha da kötüye düşmektedir. Bu günlerinde Naim Efendi’nin ziyaretine kızı ve kız kardeşi gelir. Ancak Naim Efendi’nin en çok dertleşmek istediği kişi Hakkı Celis’tir. Hakkı Celis, Naim Efendi’ye Seniha’yı hatırlatmaktadır. Bir süre sonra Seniha Avrupa’dan Necib Bey adında zengin birini bulduğu haberi yayılmaktadır. Kiralık konak roman tahliliBu arada da Şişli’deki apartmanda her gün birileri şerefine, eğlenceler, ziyafetler verir. Naim Efendi ise gün geçtikçe kötüleşmektedir. Seniha’nın Necib Bey’le evleneceği haberi yayılır. Hakkı Celis askere gider. Bu durum Naim Efendi’yi daha büyük bir boşluğa sürükler. Selma Hanım konağa pek çok kiracı gönderir. Naim Efendi kiracıları, türlü bahanelerle geri Celis, bir müddet için harpten döner. Döndüğünde Seniha’nın Necib Bey’le yapacağı evliliğin gerçekleşmeyeceğini öğrenir. Necib Bey, Seniha’yı bırakarak Avrupa’ya kaçmıştır. Hakkı Celis, yolda Faik Bey’e rastlar ve ondan Seniha’nın durumunu öğrenir. Tam o sırada Seniha, araba ile geçerken onları görür ve Hakkı Celis’i evlerine götürür. Hakkı Celis, Seniha’yı hala sevdiğini anlar. Seniha, ona Faik’in yaptığı kötülükleri anlatır. Hakkı Celis, ertesi gün Çanakkale’ye harbe gider. Kiralık Konak ÖzetiBu olaydan on beş gün sonra bir akşam Servet Bey’in evinde ziyafet verilir. Servet Bey, bir an önce zengin olup Avrupa’ya kaçmayı düşünmektedir. Ziyafete Seniha’nın yeni nişanlısı olarak Azmi Bey de katılır. Tüm bu olaylar olurken, Hakkı Celis Çanakkale’de şehit düşmüştür. Seniha ziyafette bunu öğrenir. Fakat eğlencesine devam ederek büyük uçuruma tekrar Konak İncelemesi Videolu AnlatımKiralık Konak İncelemesi“Yakup Kadri bu romanı alt yapısından üst yapısına kadar bir değişim sürecine giren Türkiye’de bu sürecin sonucu olan bir sorunu dile getirir. Zaman olarak da bu sonucun belirgin bir biçimde yaşandığı 2. Meşrutiyet dönemini seçer.” Değer yargılarının alt üst olduğu bir dönemi, kuşaklar arasındaki çatışmayı anlatır. Kiralık Konak’ta, Batıya özenme ve bu özentinin ortaya çıkardığı topluma yabancılaşma durumu, insanların dünya görüşünün değişmesi, bundan dolayı da yaşama biçiminin farklılaşması ve insan ilişkilerinin yozlaşması eserin ana çatısını Kadri Karaosmanoğlu, tarihsel süreci Tanzimat Döneminden Meşrutiyet’e değin “İstanbul’un redingot dönemleri” diye iki safhaya ayırmıştır. Abdülmecit döneminin İstanbul’unda giyimine kuşamına dikkat eden, aile babası özellikleri gösteren, zarif, namuslu ve ölçülü İstanbul beyefendisi kişiliği, II. Abdülhamit döneminde redingot giyen yarı uşak, yarı memur, iki yüzlü insana dönüşmüştür. Sonuç olarak da, yaşayış, düşünüş ve giyiniş şekillerinin kendine özgü olma durumları gitmiş, gelenek diye bir şey kalmamıştır. Yakup Kadri bu birbirine bağlı toplumsal sorunu ustalıkla işlemiştir. Kiralık Konak Roman ÖzetiYakup Kadrinin kişileri ele alış ve yansıtışında değişme olgusu da göze çarpar. Romandaki birinci kişiler, hayat ile ilişkilerinin gelişim sürecinde bilinçli yada bilinçli değişime uğrarlar. Naim Efendi Seniha ve Faik Bey adım adım olumsuzluğu yuvarlanırken, Servet Bey şişlideki apartman katına taşınır. Olumlu sayılabilecek tek gelişme Hakkı Celis’de görülür. Seniha’ya beslediği sevgiye karşılık bulamayınca, insanların aşka olan bakış açılarının değiştiğini görünce önce bir boşluğa düşme hissine kapılacak ancak savaş başlayınca gerçeğin farkına varıp vatan ve millet sevgisine sarılacaktır. Yakup Kadri’nin anlattığı toplumsal çözülüşü, yeni bir oluşumun geçiş evresi olarak aldığını, görünürdeki yozlaşmanın toplumsal yapısına ilişkin görülmeyen nedenlerini kavradığını söylemeliyiz. Eleştirinin ötesine geçmeyişi, olumsuzlamadan kurtulamayışı da buna bağlanabilir. Ama yansıttığı toplumsal gerçekliğin doğruluğu da yadsınamaz. Kiralık Konak’ı da önemli kılan bu gerçekçiliğe bağlılıktır. Kiralık Konak roman tahliliKiralık Konak Olay Örgüsü⦁ Seniha’nın verdiği her pazartesi her çay partileri. Bunun sonucunda Faik Bey’e karşı olan platonik aşkın gün yüzüne çıkması ve aralarındaki münasebetin giderek artması. ⦁ Seniha’nın hastalanıp Büyükada’daki halası Necibe Hanım’ın konağına gitmesi. ⦁ Seniha’nın rahatsızlanması. Faik Bey’in aynı şeyleri konuşması yani Fransa hakkında sürekli konuşması sonucu Seniha’nın bunalıma girmesi.⦁ Avrupa merakı olan Seniha’nın bir gün evden çıkıp Avrupa’ya gitmesi ve ailesinin ardından yaşadığı sıkıntılar. ⦁ Servet Bey’in hep hayalinde olan, konaktan ayrılıp, modern Avrupa tarzında bir apartman katına çıkması ve bunun sonucunda Naim Efendi’nin koca konakta yapayalnız kalması ⦁ Seniha’nın Avrupa’dan dönmesi ve ailesinin Faik Bey’le ileri derecedeki münasebeti tüm ayrıntılarıyla öğrenmesi ve ailelerinin onları evlendirmek için vermiş oldukları çaba. Kiralık Konak İncelemesi⦁ Seniha’dan gelen mektup ve telgraf sonucu da Seniha’nın parasız kalması ve dedesi Naim Efendi’den para istemesi. ⦁ Hakkı Celis’in Seniha’ya küçüklüğünden beri süre gelen aşkının onu gördükten sonra son bulması ve bu aşkın ülkede harp çıktıktan sonra, millet aşkına ve millet sevgisine dönüşmesi. ⦁ Naim Efendinin konağı kiraya vermek istemesi, ve kendisi içinde yaşadığı sıkıntı. ⦁ Seniha’nın Hakkı Celis ile ilk münasebeti ve daha sonra Hakkı Celis’in tekrar cepheye dönmesi. ⦁ Servet beylerde düğün gecesini andıran bir ziyafetin olması ve burada, Hakkı Celisin öldüğünün duyulması ve konuşulanlar. Kiralık Konak roman tahlili Kiralık Konak Şahıs Kadrosu⦁ Naim Efendi ⦁ Torunları Seniha ve Cemil Bey ⦁ Kızı Sakine, ⦁ Damadı Servet Bey, ⦁ Hakkı Celis, ⦁ Faik Bey, ⦁ Madam Kronski, ⦁ Selma Hanım, ⦁ Necib Bey, ⦁ Azmi Bey, ⦁ Kasım Paşa, ⦁ Belkıs Hanım, ⦁ Nuriye ve Neyyire Naim Efendi, torunları Seniha ve Servet Bey, Faik Bey, Hakkı Celis baş kahramanlardır. Diğer kişiler ise dekoratif unsurlar içerisinde okuyucuya sunulmuştur. Kiralık Konak İncelemesiNaim EfendiYaşlı bir Osmanlı bürokratıdır. İstanbul’da büyümüş, babasından kalan serveti ömür boyu korumuş, devletin yüksek mertebelerinde görev yapmasına rağmen servetine hiçbir şey eklememiştir. Oldukça terbiyeli, müşfik ve titiz biridir. Hassas ve kırılgandır. Kumardan nefret eder. Bir Osmanlı bürokratı olmasına rağmen mütasıp bir insan değildir. Romanda artık geçerliliği kalmamış bir takım değerleri temsil etmesine rağmen, romanın en sevimli, hazim ve saygı duyulan bir ve şerefine düşkündür. Bu konuda da Seniha’yı korumak adına kendi şerefinden fedakarlıklarda bulunur. Ama yine en ağır tokadı Seniha’dan yer. Hakikatte iki Naim Efendi’den söz gözler önünde somut olarak bulunan, erdemli, dürüst, sevgi dolu Naim Efendi; diğeri ise Yakup Kadri’nin zihninde bulunan, Türkiye tarihinin içinde Tanzimat sonrası sorumluları arasında yer alan bir dönemi temsil eden suçlu ama, soylu bir Naim Efendi bir tipidir. Kiralık Konak İncelemesiSenihaNaim Efendi’nin torunu Servet Bey’in kızıdır. 18 yaşındadır. Polonyalı bir kadın tarafından büyütülmüştür. Alafranga hayat hayranı şımarık bir kızdır. Pek çok kişi tarafından beğenilmektedir. Seniha’nın hiç değişmeyen hususiyeti ise alaycılığı ve şuhluğudur. Büyük babasını bunaltıcı bulur. Alafranga bir züppe olan babası Servet Bey’in düşüncelerini bile “iptidai, garip ve sakat” bulur. Seniha, romanda asır sonu olarak tabir edilen kadın tipine benzemeye çalışan bir kişi olarak verilir. Seniha’yı romandaki şu sözlerinden daha fazla tatbik edebiliriz“Zira, bu Frenklerin asır sonu diye vasıflandırdıkları bir genç kızdı; asır sonu, yeni bir nevi içtimai örnektir ki harici ve dahili yaşamında hale ve maziye ait her türlü hayattan ve istikbalin henüz hazırlanan cereyanlarına tabidir. Seniha, daima en son çıkan moda gazetelerinin resimlerine benzerdi. Körpe,ince ve çolak vücudu ipek böcekleri gibi daimi bir istihale içindedir. Günün aydınlıklarına göre mütemadiyen rengi değişen, yeşil gözleri gibi, sesinin bestesi, kımıldanışlarının ahengi ve hatta başının şeklide, mütemadiyen değişirdi. İçi de tıpkı dışı gibiydi , tıpkı gözlerinin rengine benzeyen bir ruhu vardı ; kah ihtilaçlı, kederli, bulanık, fena, kah berrak, rakit durgun ve ekseriya bir havai fişek kadar şenlikli idi.” Seniha, tantanaya ve debdebeye, iyi kumaşlar, nadide mücevherler düşkündür. Paraya önem iki çeşit Seniha vardır birincisi; başka insanlara benzemeyen, kişiliği kendine özgü olan “birey” Seniha; ikincisi de olumsuz bir örneğe benzemeye çalışan ve dolayısı ile bir tip olan Seniha. Kiralık Konak İncelemesiServet BeyNaim Efendi’nin damadıdır. Duyun-u umumiye müfettişlerindendir. Eserde 45 yaşında alafranga bir züppe olarak karşımıza çıkar. Alafranga bir hayat için sabahtan akşama kadar çalışır, çene patlatır ve Fransızca bilir. Tamamen Avrupa tarzında bir yaşam sürmek ister. Alafrangalık tutkusunda son derece samimidir. Naim Efendi’nin konağında bütün iradesini isteği gibi yürütür. Naim Efendi’ye muhaliftir, onunla münakaşalar kırmaktan, kaba ifadeler kullanmaktan çekinmez. Eskiye ait hiçbir şeyi kabul CelisNaim Efendi’nin yeğeninin oğlu, Seniha’nın büyük halasının torunudur. Yazdığı şiirlerle bazı genç kızların ilgisini çeker. Bir çok şiiri mecmuada basılmıştır. Çok hassas ve dalgın bir gençtir. Ağır başlı ve mahcup tavırlı birisidir. Hakkı Celis’in tek arzusu Seniha’nın gönlüne girebilmektedir. Bu uğurda yapamayacağı şey yoktur. Romanda kişilik özellikleri ve dünya görüşü değişmektedir. İmparatorluk çökerken o ay ışığında Verlaine’den yaşamın anlamını Clavdev’den şiirler okumakta bulur. Memleket sorunlarına ilgisizdir, ancak Seniha’ya delicesine aşıktır. Ona göre bu dünyada yapılabilecek en iyi şey hayatını Seniha’ya olan aşkına ve şiire adayarak ölmektedir. Kiralık Konak İncelemesiHakkı Celis konağın kapısından geçerken “belki de en iyisi bu muhabbet yolunda ölmektir” dedi “bu içindeki şurmeti uzun ve ateşin bir şiir halinde onun önüne dökmek ve ölmek”Hakkı Celis’in gelişmesi ile birlikte onun için yaşamın anlamı da değişir. Ve Hakkı Celis ölür, ama Seniha için bir şiir yazarak değil vatanı için BeyNaim Efendi’nin torunu, Cemil Bey’in arkadaşıdır. Ayrıca Seniha’nın çay partilerinin vazgeçilmez davetlisidir. Romanın başlarında Seniha’dan ilgi görür. Daha sonra da bu sevgi yerini bir tiksintiye bırakır. Küçük yaşından beri Avrupa’nın muhtelif şehirlerinde dolaşmış, oturmuş olduğu için tavır ve hareketlerinde hiç sahte görülmeyen bir Frenk zarafeti ve kuraklığı hikayeler anlatmayı, kadınlara üstü kapalı, imalı lafları söylemeyi, dans etmeyi, piyano çalmayı, kısacası batılı bir salon adamının bütün özelliklerini özümsemiştir. Kiralık Konak İncelemesiKumar oynamayı sever. Ondaki bu tutku ilerde Seniha’nın gözünden düşmesine sebep olur. Daima lakayt, şakacı ve rint olan Faik Bey, kumarda gayet ciddi ve asabidir. Maneviyattan çok maddiyata önem ilgisi geçici bir hevesten ibarettir. Fakat daha sonra aşka dönüşür. Bu aşk evlilikle sonuçlanmaz. Faik Bey terk edilir. Bu olay onun ruhi yapısında bir değişmeye neden olur. Artık uçarı ve çapkın geçtiği tarihler kesin olarak net çizelgelerle okuyucuya sunulmamıştır. Romanın başlarında Naim Efendi’nin şu sözlerinden olayın II. Abdülhamit devrinde yani II. Meşrutiyet devrinde geçtiğini anlamaktayız.“Çoğu Han devri ricalinden olan bu adamların her biri bir hile ile efendilerinin arabalarına binmiş seyisleri andırıyorlar.” Kiralık Konak İncelemesiBuda takriben1908 yılına denk gelmektedir. Vakanın anlatma zamanı ise 1922 yılıdır. Ancak bu eserde açık bir şekilde dile getirilmemiştir. II. Meşrutiyet döneminden Kurtuluş Savaşı’nın ilk yıllarına kadar geçen dönemi ele alarak ülkedeki değişmeleri ve yazışmaları gözler önüne olaylar genellikle İstanbul çevresinde geçer. Romanın ilk bölümünde mekan Naim Efendi’nin konağıdır. Yemek salonu Naim Efendi’nin odası, Seniha’nın odası çay partilerinin verildiği konağın bahçesi, Büyükada, Şişli, Cihangirdir. Kiralık Konak İncelemesiİkinci bölümde ise; Seniha’nın Büyükada’daki konağıdır. Yazar, mekan tasvirlerini ayrıntılı olarak yapmış, mekanın adını vermeyerek tasvirlerle yetinmiştir. Tasvirleri çok güçlüdür ve okuyucunun gözünün önünde canlı bir şekilde canlanmasını Büyükada’daki halası Necibe Hanım’ın köşkü şu şekilde canlı bir tasvirle verilmiştir “Köşkü Hristos’ta çamlar içinde gölgeli ve asude bir köşededir.” Anlatma problemi Kiralık Konak Dil ve üslupRomanın her sayfasında ince bir alay, ironik bir üslup vardır. Yakup Kadri, mizahi yeterince ve ustaca kullanmasını bildiği kadar, Türkçe’yi de ustaca kullanmıştır. Kiralık Konak İncelemesiTasvirler mükemmel bir şekilde yapılmış, benzetmeler tasvirlere canlılık vermiştir. Yazarın Seniha’yı anlatırken kullandığı kelimeler, Seniha’nın okuyucunun gözünde canlanmasını sağlamaktadır.“Körpe,ince, çolak vücudu, ipek böcekleri gibi daima bir istiale başkalaşım içindedir. Romanda montaj tekniği ile “Celal Sahir” den birkaç mısra söylemiştir.“Saçlarım, saçlarımla eğlenme! Bırak onları nasıl perişansa Öyle kalsın ve ihtizas-ı mesa…”Sıkça deyimlere başvurmuştur. Köşeye çekilmek, sapsarı kesilmek, kıpkırmızı kesilmek, küplere binmek, dili tutulmak, taş kesilmek anlaşılır bir sadelikle yani konuşma diliyle bir anlatıma kaynaklı sözcükler, büyük ölçüde Arapça ve Fransızca’dan söyleyişler ise, Batı hayranı olan Seniha ve Faik Bey’in ağzından söyleniyor.“Faik bey gayet alafranga bir kahkaha ile gülerAvrupa mı?Ah! J’an ai soupe ma chére dedi ve bu genç adam Seniha’yı bu cihetten de harikulade görünüyordu …” “Yazarlar çoğu zaman iç ve dış alemi anlatırken, teşbihlere başvurular. Zola’nın eserlerinde hakim olan fikir “ insanın hayvanlığı” düşüncesi ile yapılan teşbihlerdir.” Bu teşbihlerde yazar genellikle kadınları kediye erkekleri de köpeğe benzetiyor.“Büyükbabasının etrafında her an üstüne atılmaya müheyya hazır bir yabani kedi gibi kabararak, homurdanarak dolaşıyordu.”“Bu gözlerin gittikçe koyulaşan rengi altında, yırtıcı kuşların bakışındaki vahşi huşuneti seziliyordu.” Yakup Kadri’nin gözünü en fazla okşayan şey, renktir. Renkler içinde özellikle kırmızı renktir. Kırmızı rengin çeşitlerini hemen hemen her nüshasını, onun tasvirlerinde görürüz.“Sekine hanım kıpkırmızı kesildi”Yazar romandaki şahıslardan “Hakkı Celis” e kırmızı rengi çok sevdiğini söyletir“Yere yumuşak, kadifemsi, bir kırmızı halı döşenmişti, mobilyanın rengi bu halının biraz daha koyusuydu” … “ Oh, ne güzel bir odanız var” dedi; “bu rengi pek severim; zannederim ki, zamanın meşhur maşukaları hep bu renkte giyinirlerdi. İspanya’yı bu renkte tasavvur ederim; bu renk bana çok ateşin, hummalı, zorlu, mehib ve müthiş şeyleri hatırlatır. Barres’in cümleleri, d’Annunzio’nun mısraları, boğa güreşleri, Don Joze’nin macerası. İşte hatırıma böyle şeyler gelir.” Kiralık Konak İncelemesiYakup Kadri, Latin ve Yunan mitolojisine ve antikaya ait teşbihler yapmayı, şahıslarını, dünya edebiyatının meşhur tiplerine benzetmeyi sever.“Siz, sevgiyi destanlarda, çoban muaşakası masallarında Romeo ve Juliette’te olduğu gibi anılıyorsunuz.” Yakup Kadri, korkuya da önem verir.“…Bunun içinde birer kekik ve mercanköşk gibi baharatlı nebatlardan bir şey var; fakat mutlaka bir cadı, bütün bu nebatları kaynattığı imbiğe, fevkattabiiye doğa üstü bir şey kattı. Belki bir şeytanın terinden veya bir cinin tükürüğünden birkaç damla karıştı.”Tasavvuf terimler de kullanılmıştır.“Naim Efendi, damadının hışmından kurtulmak için odasının içinde tariki dünya dünyayı terk eden, dünyadan elini eteğini çekmiş bir dervişe dönmüştü.”Yakup Kadri de Flaubert gibi fikirlerini imajlarla ifade eder. Kullandığı mizahlar teşbihlerle yapılmayıp fikirlerden meydana mücerret bir halde, belirsiz olarak doğuyor, sonra imaja dönüyor.“Seniha ruhu kederli, bulanık ve fena, kah berrak, rakıt ve ekseriye bir havai fişek gibi şenlikli idi.” Yakup Kadri, Chateubrland’dan gelen ve Flaubert’in çok kullandığı bir tarz olan gördüğümüz bir manzara ile ruh halini mukayese etmek veya ince hisleri, kendilerine fiziki bir görünüş vererek imajlarını hazırlar.“Seniha “Bu kuytu ve çukur bahçe benim mezarım;” dedi, “bu rutubetli topraklara bu yıkık setlerin altına, bu yosunlu havuzun suları içinde ne arzular, ne emeller, ne huylalar gördüm! Bahçeden nefretle başını çevirdi”…Kiralık Konak YapıRoman, giriş, gelişme ve sonuç bölümünden oluşmaktadır. İlk bölümde Naim Efendi’nin ailesini ve çevresini tanıtmıştır. İkinci bölüm yani gelişme bölümü, Seniha’nın her pazartesi vermiş olduğu çay partilerini, düzenlediği bölümdür. Son bölüm olan sonuç bölümü ise; Hakkı Celis’in yazar tarafından daha ön plana çıkarıldığı bölümdür. Naim Efendi bu bölümde artık konakla özdeşleşir. Her ikisi de kaybolup giden bir devrin sembolü olurlar. Sonuç bölümü Hakkı Celis’in Çanakkale cephesine gönderilmesiyle başlar ve onun ölümüyle biter. Kiralık Konak İncelemesi“Roman karşıtlıklar üzerine kurulmuştur. Olayların ve kişilerin geliştirilmesinde çatışma olgusundan yararlanılmıştır. Kiralık Konak’ta, birbirlerini devamı niteliğinde bir konakta yaşayan üç nesilden oluşan bir ailede, nesiller arası çatışmaların üzerinde durulmuş olup, bunlardan Naim Efendi birinci nesil, kızı Sakine Hanım ve damat Servet Bey ikinci nesil, torunu Cemil ve Seniha da son Efendi, Servet Bey ve Seniha’nın değerli buldukları şeyler arasındaki ayrım, bazı çatışmalara neden olur. Değişen nesillerin arasında ortak değerlerin bulunmaması ve batılılaşmanın yalnızca yozlaşmak şeklinde dile getirilmesi, cemiyet hayatı için bir düşüş olmuştur. Düşüşün simgesi olan Naim Efendi Konağı sakinleri arasında; şımarıklık ve zübbelik olarak bilinen, çağdaşlık; aşk ve evlilik dışı ilişkiler, sosyal hayat anlayışı çatışmalar meydana ve evlilik konusunda; Seniha büyüklerinden farklı düşünmektedir. O da babası gibi eski adetleri reddeder. Bu konudaki ilk çatışma budur. Seniha ile Naim Efendi arasında, Naim Efendi ile Faik Bey arasında bu konuyla ilgili bir çatışma mevcuttur. Naim Efendi eski usulle evliliğin daha kalıcı olacağını, severek evlenen gençlerin belli bir süre sonra bir takım şeylerden sıkılıp, birbirlerinden uzaklaşacağının kanısındadır. Kiralık Konak İncelemesiFaik Bey ise çok uçarı, kız düşkünü bir insandır. Kadınlarla gönül eğlendirmeyi seven hatta, biriyle beraber iken hatta onun haricinde aynı anda üç kişiyi idare edebilen bir kişi idi. Zamane gençlerindendi ve kumara düşkündü. Seniha ve Faik Beye göre evlilik, bir kalp meselesi olmaktan ziyade hesap ve akıl meselesidir. Buda doğrudan doğruya paraya dayanırdı. İkisi de ellerinde para olmadığı için, şimdiki sevişmelerini evlenerek didişmeye çevirmek Efendi ile Servet Bey arasında hayattaki idealleri ve yaşam tarzı ve hayattan beklentileri gibi hususiyetlerde çatışma vardır. Servet Bey modern ve gösterişli apartmanlarda yaşama meraklısıdır. Naim Efendi ise konak hayatına tutkundur.“Yakup Kadri, romanda iç monologa yer vermez. Olayları ve konuşmaları olduğu gibi anlatır. Özellikle ikinci bölümden sonra, Hakkı Celis üzerine yönelir ve olaylar kişiler, onun ağzından anlatır ve eleştirir.” Kiralık Konak İncelemesiKiralık Konak TemaToplumda meydana gelen toplumsal gelişmelerin, aile hayatı olduğu kadar nesiller arasında ilişkileri de olumsuz yönde etkilemesi. Kiralık Konak KonusuEserdeki yardımcı fikirlerde şunlardır ⦁ İnsanların kumar gibi kötü alışkanlıkların, hayatındaki maddi ve manevi bütün değerleri elinden alması. ⦁ Özenti gibi, insanların kişiliğini olumsuz yönde etkileyen, kişileri yanlış yönlere sevk etmesi ve bunun sonucunda yaşanan manevi çöküntü. Kitabın Özeti 1903 sonbaharında, bir gece eşkıyalar tarafından basılan Kuyucak köyünü teftişe gelen kaymakam ve yardımcıları iki kişinin öldürüldüğü evde yalnız bir çocuk bulurlar. Çocuğun adı Yusuf’tur ve ölenler onun anne ve babasıdır. Kaymakam Yusuf’un soğukkanlılığına hayran kalır ve onu evlat edinir. Yusuf, sessiz ve içine kapanık bir çocuktur. Kaymakamın karısı olan Şahinde’nin yüzsüzce Yusuf’u aşağılaması bile onu etkilemez. Yusuf’un kasabada ilgilendiği tek kişi kaymakamın kızı Muazzez’dir. Kaymakam Salahattin Bey’in Edremit’e tayininden sonra Yusuf okula başlar; ama okumayı öğrendikten sonra okula olan ilgisini kaybeder ve okulu bırakır. Seneler sonra Muazzez 13 yasındayken bir bayram günü, Yusuf, Muazzez ve arkadaşları Ali, bayram yerine giderler. Ali ve Muazzez salıncakta sallanırken, kasabanın eşrafından Şakir Muazzez’e sarktığı için Yusuf Şakir’i döver. Şakir bunun üzerine intikam yemini eder. Babası Hilmi Bey’le işbirliği yapar ve Hilmi Bey, Salahattin Bey’e kumar oynatarak Salahattin Bey’i kendine borçlandırır. Borcunu ödeyemeyen Salahattin Bey, Muazzez’i Şakir’e isteyen Hilmi Bey’e boyun eğmek zorunda kalır. Ancak Yusuf’un arkadaşı Ali’nin borcu ödemesiyle evlilik planları iptal olur. Yaptığı iyilikten dolayı Muazzez’in Ali ile evlendirilmesine karar verilir. Bunun üstüne, Muazzez, Yusuf’a onu sevdiğini söyler. Yusuf da aslında Muazzez’i seviyordur, ama ellerinden bir şey gelmez. Ali’nin Muazzez ile evlenmesinden hoşnut olmayan Şakir, bir düğünde Ali’yi vurup öldürür; ama arkadaşı Hacı Ethem’in düzenlediği çeşitli dolapların sonucunda serbest kalır. Bu sırada Yusuf Kübra adında, Şakir ile Hilmi Bey’in tecavüzüne uğramış bir kızla tanışır ve bu sayede hem Yusuf hem de Salahattin Bey, Hilmi Bey ve Şakir’in gerçek yüzünü görürler. Şahinde, zenginler arasında bir yer edinme isteğiyle kızını gizlice Hilmi Bey’lere götürür, onu Şakir ile evlendirme niyetindedir. Yusuf kesinlikle böyle bir evliliğe karşıdır. Bir arabayla Muazzez’i çevredeki bir köye kaçırır ve orada evlenirler. Salahattin Bey onları bulur ve Edremit’e dönmeye ikna eder. Salahattin Bey, işsiz olan Yusuf’a kaymakamlıkta katiplik işi verir; ama Yusuf masa başı işler için yaratılmış bir insan değildir. Salahattin Bey’in ölümüyle ailenin düzeni bozulur. Yeni kaymakam Yusuf’u Edremit’ten uzaklaştırmak için ona vergi toplama işi verir. Yusuf ve Salahattin Bey olmadan Şahinde sonunda istediği gibi davranmaya başlar. Şehrin önde gelenlerinin katıldığı yemekler düzenler. Muazzez bu yemeklerden ilk başlarda uzak dursa da bir süre sonra karşı koyamaz ve alkolün de etkisiyle kendini iyice bırakır. Bu çöküşü gören Yusuf, Şahinde’yi uyarır; ancak Şahinde onu dinlemez. Bir gece Yusuf böyle bir yemeği basar ve rastgele ateş eder karanlık odaya. Muazzez dışında odadaki herkes olur. Yusuf yaralanmış olan Muazzezi alıp kasabayı terk eder, ama Muazzez yolda ölür. Yusuf onu bir ağacın altına gömer ve uzaklara gider. Konu ve Konular Arasındaki İlişki Romandaki bütün konular kent yaşamının getirdiği yozlaşma ve buna karsı Yusuf tarafından verilen mücadele ile ilgilidir. Yusuf ile Şakir arasındaki sürtüşme yozlaşma ile iyilik arasındaki savaşı temsil ediyor. Şahinde’nin gözünü kızını harcayacak kadar hırs bürümesi, kent yaşamının basit bir kadını nasıl bir canavara dönüştürebileceğini gösteriyor. Salahattin Bey’in kendini içkiye ve kumara vermesi, Kübra ile annesinin başından geçenler, vs. Bu konuların hepsi adeta yozlaşmışlığı vurgulamak için romanda işlenmiş ve hepsine karşı Yusuf’un aldığı bir tavır var. Kent-doğa, yapay insan-doğal insan, yozlaşmışlık-masumiyet, ikilemleri kitap boyunca gelişen olaylarla birbirlerine bağlanmışlar. Ana Olaylar ve Yan Olaylar Ana olay Şakir’in Muazzez’e sarkması ve sonra da onunla evlenmeye çalışması olarak kabul edilebilir. Kübra’ya yapılan tecavüzün açığa çıkması, Salahattin Bey’in kumarla borçlandırılması ve Ali’nin olumu hep bu olaydan sonra yaşanır. Muazzez ve Yusuf’un evliliğine giden yolu açan da bu olaylardır. Bir başka ana olay Salahattin Bey’in ölümüdür. Salahattin Bey etkisiz bir karakter gibi gözükse de, aslında aile içinde dengeyi sağlayanın o olduğu ölümünden sonra ortaya çıkar. Şahinde’nin tamamen kontrolden çıkıp kendiyle birlikte kızını yozlaşmayı temsil eden insanların kucağına atması, Yusuf’un Muazzez’den iyice uzaklaşması, bu ölümden sonra gerçekleşir. Yapıttan Birtakım Örnekler Şakir’e ve onun yandaşlarına hiçbir kanun kuruluşunun dokunamaması ilgi çekici bir olay. Adam öldürseler bile başlarına bir şey gelmiyor. Bugünün sorunlarına büyük benzerlik taşıyan bir durum. Osmanlı’nın son dönemlerinde ne derecede sosyal bir çöküş yaşadığının da açık bir örneği. Muazzez adeta bir eşya gibi kullanılıyor. O zamanlar belki bir medeni kanun yoktu, ama eğitimli aileleri kızlarını böyle kullanmadıkları biliniyor. Salahattin Bey gibi eğitimli bir insanın, borçları karşılığında kızını vermesi bir türlü doğal gelmiyor. Kitapta doğa ve kasaba arasında keskin bir fark vardır. “Salahattin Bey başının dönmeye başladığını fark etti. Bu kadar geniş ve güzel bir tabiatın ortasında kendini şaşırmış gibiydi. Fakat gözlerini tekrar etrafta dolaştırırken, aşağıda mor bir duman tabakasıyla örtülmeye başlayan kasabayı gördü ve irkildi.” Bunun gibi betimlemeler üst üste bu farkı vurgulamaktadır. Yazarın bu denli keskin bir ayrıma gitmesi ilginçtir. Yusuf okuyucuya kitabın başında Dede Korkut hikayelerindeki yiğitler gibi takdim edilmiş. Yusuf “Bir şey değil Doktor Bey, bir parmaktan ne çıkar?” Bir çocuğun anne ve babası öldürülüp parmağı kesildikten sonra böyle bir laf etmesi pek alışılagelmiş bir olay değildir. Erişkin bir insan bile bu kadar soğukkanlı olamaz. Gerçekçi bir romanın böyle başlaması bir çelişki gibi gözükse de, ileride yaşanan olayların üstesinden ancak Yusuf gibi güçlü bir kişilik gelebilir. Yapıtta olmayan ilginç bir unsur olarak kasaba da hiç Rum olmaması gösterilebilinir. Hikaye mübadeleden önce Ege bölgesinde geçiyor, ama karakter olarak sadece Türkler var. Sosyal Çevre, Yer, Zaman, Dönem, Kişiler Roman Kuyucak’ta başlar. Kuyucak Aydın’ın Nazilli kazasına yakın bir köydür ve eşkıyaların basmasından anlaşılacağı kadarıyla, tecrit edilmiş bir yerdedir. Romanın büyük bir kısmı bir şehir ortamı olan Edremit kasabasında devam eder. Edremit’te sosyal çevre geniştir, ama insanların içten olmayışı yüzünden buradaki çevre Yusuf için köyde olduğundan daha da küçüktür. 1903 yılı sonbaharında başlayan romanın tam bitiş tarihi belli değildir, ancak sonu Birinci Dünya Savaşı dönemlerine denk gelmektedir. Roman dönemini de kapsar, ancak ne savaşın ne de yeni yönetim biçiminin kasaba yaşamı üzerinde etkisi vardır. Roman boyunca tarihler açık bir şekilde belli edilmemiştir. Bu da okuyucuya bu olayların tarihten bağımsız olarak her zaman gerçekleştiği hissini verir. Romanın ana kişisi Yusuf’tur. Yusuf mert, dürüst ve saf kalmış insanı temsil eder. Köylü olması onun bu vasıflarının kaynağıymış gibi gösterilir. Yusuf’un bu örnek kişiliğine en yakın kişi Muazzez’dir ve Muazzez hikayenin sonlarına kadar kente karsı direnmeyi başarır. Salahattin Bey’in kızı Muazzez’de aynen Yusuf gibi temizliği ve içtenliği temsil eder. Kentlilerin içinde de iyi kalmış insanların olabileceğini gösterir. Kentte temiz olarak kalmış bir başka insan da Ali’dir. Onun erken gelen ölümü kent düzenine ayak uydurmamasının cezasıdır. Hilmi Bey ve oğlu Şakir tecavüz eden, adam öldüren, rüşvet veren, ahlaksız, kanun tanımaz karakterlerdir. İkisi romandaki en kötü kişiliklerdir ve kent yaşamını temsil ederler. Hacı Ethem bu insanların sırtından geçinen ve onların pis işlerini gören bir insanıdır. Güya Şakir’in arkadaşıdır, ama aralarında çıkara dayanan bir ilişki vardır. Salahattin Bey’in karısı Şahinde bu kötü insanların oluşturduğu şehirli grubunun üyesi olmak için can atan bir kadındır. Yusuf’un köylülüğünü ilk geldiği günden itibaren aşağılar. Şahinde görgüsüz, şirret, eğlence ve çıkar düşkünü bir kadındır. Hırsı sayesinde Salahattin Bey’in ölümünden sonra bu gruba kendini katar. Maalesef kendiyle birlikte Muazzez’i de sürükler. Salahattin Bey ise iyi ve kötülerin ortasında bir çizgidedir. Fazla olaylara karışmayan, karısına karşı sesini çıkaramayan, fazla etkisini gösteremeyen bir karakterdir. İçinde iyilik olsa da çevresindeki kötüler yüzünden bir türlü istediği yaşamı yaşayamayan bir insandır. Kitaptaki kötü karakterler mutlak kötüler, iyi karakterler de mutlak iyiler. İyi ile kastedilen insanlar saf, içten insanlar. Kötüler ise ikiyüzlü, ahlaksız insanlar. Yusuf’un sevdiği her karakterin iyi olması da ilginç bir ayrıntı. Okuyucu çoğu kez Yusuf’u bu yüzden Sabahattin Ali’nin kitap içindeki kuklası gibi görebilir. adresinden alıntıdır. Is this your website and it’s been too long? Contact customer support KİTABIN ADI KİRALIK KONAK KİTABIN YAZARI YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU YAYINEVİ İLETİŞİM YAYINLARI KONUSU Türk toplumunun tarihsel gelişim sürecinde ilk belirtileri görülen ve Tanzimat’la somutlaşan Batılılaşma hareketleri ve buna bağlı olarak hayat tarzı, değerler , ahlak kısacası kültürel ÖZETİBÖLÜM BÖLÜM ÖZETİ Gençliğinde Mabeyn-i Hümayun mensubu olan NAÎM EFENDİ, daha birçok memuriyetten sonra emekliye ayrılır. Bütün ruhuyla “İstanbulin” denilen devrenin temsilcisidir. Yenilikler ona tuhaf gelir. Konağın diğer sakinlerinden olan damadı SERVET BEY ve torunları SENİHA ile CEMİL, Avrupa hayatına özenen, o hayatı bütün teferruatıyla benimseyip birçoğunu da uygulayan insanlardır. Naîm Efendi, onların bu yaşayış tarzını anlayamaz, hatta garip bulur; fakat onlara pek de karışmaz. Delikanlılık çağına henüz girmiş bulunan Cemil, yaşının çok çok ötesinde sefahat alemine dalmıştır. Seniha ise aklına eseni yapan, şımarık, kolaylıkla bunalan bir genç kızdır. Evde hüküm sürmekte olan bu garip havaya Naîm Efendi karşı çıkacak olsa, damadı işe karışır; kayınpederini kıracak kadar ileri gittiği de olur. Her Pazartesi olduğu gibi, o gün de Seniha’nın ÇAY GÜNÜdür. Öğle vaktine yakın, ilk davetli olarak, FAİK BEY gelir. Saniha onu, her zaman olduğu gibi, gece kıyafetiyle karşılar. Cemil’in arkadaşı olan Faik Bey, teklifsiz gelir gider. Çocukluğu Avrupa’da geçtiğinden Avrupalıların kendilerine has kadın erkek münasebetlerini ve bunlara ait kuralları iyi bilir. Bundan dolayı, yapmacıklıktan uzak hareketlerinin de katkısıyla, kadınların hoşlandıkları bir tiptir. Kumara düşkünlüğü ve Cemil’e kötü örnek olması yüzünden Naîm Efendi tarafından hiç sevilmez. Çaya, Seniha’nın halasının oğlu HAKKI CELİS de gelir. Hakkı Celis şairdir. NEYYİRE ve NURİYE hanımların büyük bir hayranlıkla dinlemelerine karşılık, Seniha onu sıkıcı bulur. Her şeyden çok çabuk bıkan Seniha, Faik Beyi’in bir köşede kumar partisi düzenlemesinden de sıkılır. Hakkı Celis, Seniha’yı içten içe sevmekte, fakat içe dönük birisi olduğundan, ona karşı beslediği duyguları açığa vurmaktan çekinmektedir. Seniha, çay partisi bittikten sonra düşünür Bu hayat, bu konak ve bu insanlar sıkıcı... Dadısı MADAM KRONSKİ’nin anlattığı Avrupa hayatı ise ne kadar çekici ve güzeldir! Seniha, çok zengin olmadıklarına çok üzülür; bunu dedesine de söyler. Naîm Efendi ilk defa olarak, büyük bir yoksulluk endişesine kapılır. Seniha’nın “sefalete düştük değil mi? sorusu karşısında üzülür, şaşırır, bunalır... Naîm Efendi, evdeki acaip yaşayışın havasından biraz olsun uzaklaşmak ihtiyacı duyar, kızkardeşi SELMA HANIMEFENDİ’ye gider. Selma Hanımefendi, her zaman olduğu gibi, konaktaki yaşayışı şiddetle tenkid eder. Ağabeyine, ayağını denk alması gerektiğini, yoksa sonlarının kötü olacağını anlatmaya çalışır, Naîm Efendi ise, onun söylediklerini kabule yanaşmadığı gibi, gezip eğlenmelerini kısıtlayıp torunlarını üzmek de istemez. Eve döndüğünde Hakkı Celis’le karşılaşır. Hakkı Celis, Faik Bey’le aralarındaki münasebetten dolayı Seniha’yı aşırı derecede kıskanmakta ve çok da üzülmektedir. Çevresine bir türlü uyum sağlayamayan Seniha, sinir krizleri geçirmektedir. Hekimler evlenmesini tavsiye ederlerse de buna yanaşmaz. Onun gözü Avrupa’da ve oradaki serbest hayattadır. Oraları gezip görmüş olduğundan dolayı Faik Bey’e imrenir. Hatta ara sıra ondan hoşlandığı bile olur. Fakat Faik Bey havai bir gençtir. Seniha, evlilik için , kendisini Avrupa’ya götürebilecek zengin birini beklemekte, Faik Bey ise “seçkin ve zengin bir dul” düşünmektedir. Seniha, hekimlerin hava değişikliği tavsiye etmeleri üzerine, sevda entrikalarını seven, eğlenceye ve zevke düşkün halası NECİBE HANIM’ın Büyükada’daki köşküne gider. Halasından hoşlanmamaktadır. Canı sıkılır. Cemil, halasının isteği üzerine, arkadaşlarını toplayıp adaya gelir; Neyyire ve Nuriye Hanımlar, Faik Bey, Hakkı Celis... Gece, mehtaba çıkarlar. Hakkı Celis’in sevdakâr, fakat acemi davranışları karşısında Seniha ona “çocuk” der. Hakkı ise –cesaretini toplayıp- “ben sizi bir büyük adam gibi seviyorum!” karşılığını verir; fakat alaya alınır. Hakkı Celis, onların bu davranışlarından tiksinir. Şiirlerinin hayranı olan Nuriye Hanım, ona bu aşktan vazgeçmesi gerektiğini anlatmaya çalışır. Seniha ile Faik Bey yalnız dolaşırlar; Seniha onu hep uzaklara, tenhalara doğru götürür... Eğlenceler sürer gider. Seniha’nın sinirleri sonunda yatışır. Aradıklarının epeyce bir kısmını bulmuş gibidir; tavırları değişir. Faik Bey’le olan münasebeti artar. Fakat Naîm Efendi ve Servet Bey’e bu konuyla ilgili mektuplar da gelmeye başlar. Naîm Efendi bu durum karşısında üzgün ve tedirgindir; fakat Seniha’yı haklı gösterecek sebepler bulmaya çalışır. Servet Bey ise, çocukların haklı davranışlar içinde bulunduklarını, asıl şahsiyetsizliğin imzasız mektuplar göndermek olduğunu ileri sürmektedir. Faik Bey’in konağa gelip gitmeleri sıklaşmış, Naîm Efendi’nin hoşnutsuzluğu da artmıştır. Faik Bey’i konaktan uzaklaştırmanın çarelerini düşünür. Ailenin maddi durumu gittikçe bozulmaktadır. Bunu hatırlatarak Vefa Hanındaki hissenin satılması gerektiğini hatırlatan RAGIP EFENDİ’nin bu duruma çocukların savruk yaşayışlarının sebep olduğunu iddia etmesinden hoşlanmayan Naîm Efendi, değişen zamanı ve Meşrutiyet idaresini esas suçlu olarak görmeyi tercih eder. Bu, yufka yürekli ve pasif bir dedenin zoraki kabullerinden birisidir. Hakkı Celis, hem Seniha’ya karşı beslediği aşktan, hem de Faik Bey’le aralarındaki münasebetin gittikçe artmasından dolayı perişandır. Onların hemen hiçbir sınır tanımayan yaşayışlarından nefret eder. Sevgi ile nefret birleşerek ona dayanılmaz bir azap vermekte, şairlere mahsus çoşkunluğu gitgide azalmaktadır. Onun aksine, Seniha coşkun bir ruh haline doğru açılmış, romantik bir yapıya bürünmüştür. Faik Bey’e pek romantik hediyeler verir. Aşkta da herkesten ayrı, herkesten değişik olmak peşindedir. Bu yüzden yapmacık davranışlar gösterir. Kadın-erkek münasebetlerinde romantizme yer vermeyen Faik Bey, onun çeşitli saçmalıklarına katlanır. Bir gece, Faik Bey kumarda 350 lira kaybeder. Cemil’in yardımı ile Seniha’nın mücevherlerini rehin vermek zorunda kalır. Bu hareket Seniha’yı çok etkiler. Faik Bey’in asıl yüzünü görmüş ve yaptıklarından pişmanlığa düşmüştür. O günden sonra yeniden eski hayatını yaşamaya başlar. Bu arada Hakkı Celis’le yeniden dostluk kurar. Faik Bey ise, şimdiye kadar hiçbir kadına karşı duymadığı bir ilgiyle Seniha’ya bağlanmış bulunduğu için, ortaya çıkan bu yeni durumdan dolayı çok üzülmektedir. Seniha’nın ilgisizliği ondaki duygusal yaklaşımı azaltmak yerine arttırır. Fakat Seniha, onunla evlenmeyeceğini dadısı Madam Kronski'ye kesin bir dille söyler... Madam Kronski, durumu Servet Bey’e açar. Önceleri habersizmiş ve durumu önemsemezmiş gibi davranmaya çalışırlar, fakat beceremezler. Servet bey, her zaman olduğu gibi, bu durumun sorumluluğunu da Naîm Efendi’ye yükler. Naîm Efendi, bunca rezaletten sonra, vaziyeti biraz olsun kurtarabilmek ümidiyle, Faik Bey’in babası Kasım Paşa’nın konağına giderse de istediğini elde edemeden döner; üzüntüsünden hastalanır. Seniha ise, böyle bir davranışta bulunduğu için dedesine hakaret eder; evleneceği kişiyi ancak kendisinin tayin edebileceğini, Faik Bey’le seviştiğini, fakat parasız olduğundan dolayı evlenmeyeceğini, işine kimsenin karışamayacağını söyler. Naîm Efendi fenalaşır, doktor çağrılır... Bu gelişmeleri anlamaktan, hazmetmekten çok uzak bir terbiye ile yetişmiş bulunan Naîm Efendi, çaresizlikten ağlar. Konağın eski gidişi artık değişmiş, Naîm Efendi ortalıkta gözükmez olmuştur. Seniha onun yanına uğramamakta, fakat hastalığına sebep olduğu için de üzülmektedir. Bu arada, Hakkı Celis de Seniha ile ilgilenmektedir. Bir gün Seniha’nın eski dertleri alevlenir. Hakkı Celis’le aralarında kısmen sıcak bir münasebet başlar. Fakat BELKIS HANIM’ın birgün konağa gelmesi her şeyi alt üst eder. Çünkü Belkıs Hanım Avrupa’ya gideceği için vedalaşmaya gelmiştir. Seniha ömrünün bu konakta geçeceğini düşünerek hayıflanır. Bütünüyle sinirli bir ruh haline bürünmüştür. Sık sık sokağa çıkar. Dedikodular başını alıp gitmektedir. Selma Hanımefendi, dedikoduların ortaya çıkardığı yeni durumu ve Naîm Efendi ailesinin içine düştüğü rezaleti görüşmek üzere konağa gelir. Son derece otoriter bir kadın olan Selma Hanımefendi, ağabeyine bu dedikodulardan söz açar; fakat artık, olan otoritesini de kaybetmiş bulunan Naîm Efendi, en geçerli çare olarak, söylentilere inanmamayı tercih eder. Seniha birgün evden çıkıp gider. Evi bir telaş alır; yaşlı ve hasta dedenin duymaması için uğraşırlar. Avrupa hayalleriyle dolu Seniha, evden kaçmıştır. Önce Faik Bey’e, daha sonra da konağa gelen telgraflardan öğrenilir ki Seniha Triyeste’dedir. Aradan bir müddet geçtikten sonra Faik Bey’in de Avrupa’ya gittiğini öğrenen Hakkı Celis, çok üzgün ve çaresizdir. Seniha, yazdığı bir mektupla hem dedesinden özür diler, hem de para ister. Naîm Efendi ise, mümkün olduğu kadar, Seniha ile ilgili herhangi bir söz söylememeye dikkat ederse de için için üzülmektedir. Servet bey’e göre sorumlu yine bellidir Naîm Efendi! Servet Bey’in kaynatasına karşı duyduğu kin, son haddine varmıştır. Karısına, devamlı, ayrı bir eve çıkmayı teklif eder. Eskiden beri özlemini duyduğu bir apartman dairesine taşınmak ve orda Avrupai zevkine göre bir hayat kurmak isteğindedir. Karısı SEKİNE HANIM onu yatıştırmaya çabalarsa da başaramaz; Şişli’de bir apartman dairesine yerleşirler. Naîm Efendi konakta tek başına kalır. Hakkı Celis onu yalnız bırakmamaya çalışır. Mali durumu iyice kötüleşmiştir. Buna rağmen, Seniha’ya istediği parayı gönderir. Bir gün Hakkı Celis Seniha’nın Avrupa’dan döndüğünü duyar. Genç şair, büyük bir heyecenla Naîm Efendi’ye haber verdikten sonra Şişli’ye koşar. Evdekilerin hepsi neşelidir. Hakkı Celis’e göre, Seniha eski kıvraklığını kaybetmiş, olgun bir kadın görünümü kazanmıştır. Ona askerliğinden bahseder. Seniha onu dinler görünmekle beraber kafası başka yerdedir. Bir ara Hakkı Celis’e “Sen hayat adamı olamayacaksın!” der. Genç şair, “öyleyse ölüm adamı olurum...” karşılığını verir. Bu sözlerde, Seniha’nın Avrupa’daki çirkin yaşayışını hazmedememenin burukluğu vardır. Ona karşı beslediği aşk ile vatan aşkı arasında bocalar. Seniha’nın Avrupa’da NEDİM BEY adlı bir elçilik memuru ile Faik Bey’e benzer bir münasebet içinde bulunmuş olduğuna dair dedikodular yayılır. Bu arada, Seniha dedesi ile barışmak ister, fakat o kabul etmez. Ne var ki Seniha’ya karşı beslediği sevgiyi de bir türlü geri plana atamaz. Ara sıra, konaktaki odasına çıkar, ve onun bir zamanlar şen şekrak dolaştığı bu odayı, bütün tozuna toprağına rağmen seyreder, eski günleri yad eder. Naîm Efendi’nin hastalığı gittikçe artma temayülü gösterince Selma Hanımefendi onu yanına almak isterse de razı edemez. Fakat durumu kötüleşmektedir. Maddi durumunun iyiden iyiye fenalaşması yüzünden konağın kiraya verilmesi konusu ortaya atılalı huzursuzluğu son haddine varmıştır. XIV. Bölüm Naîm Efendi, konağı kiralamak üzere gelenleri –kiraya verilirse kardeşinin yanına taşınmak zorunda kalacağı için- kapıdan çevirir. Fakat bir gün Selma Hanımefendi bir kiracıyı yanına alarak konağa gelir. Kiracılar, Naîm Efendi’nin perişan bir halde yatmakta olduğu odaya girip de onu görünce korku ve şaşkınlıktan bağırırlar. Durumu yürekler acısıdır. Hakkı Celis, dayısını ziyarete devam eder ve her defasında Seniha’dan bahsedilir. Naîm Efendi’nin kırgınlığı azalmıştır. Hakkı Celis ise, hâlâ, Seniha ile vatan aşkı arasında bocalamaktadır. XV. Bölüm Hakkı Celis, yeniden askere gideceği için veda ziyaretlerine çıkar. Nuriye ve Neyyire Hanımlara, Belkıs Hanımlara uğrar. Belkıs Hanım’a, Seniha ile mebus NECİP BEY arasında başlamış bulunan münasebetin pek yakında resmiyete döküleceğini söyler. Konak hâlâ kiracısını beklemektedir. Naîm Efendi hırçın ve hiddetli bir ihtiyar olmuştur. Her saat, her dakika Hakkı Celis’i aramaktadır. Başkalarını yanında konuşturmaz bile. Hakkı Celis, iki gün izin alarak çıkagelir. Naîm Efendi ona Seniha’nın evliliğinin kaldığını söyler; kendi yalnızlığından yakınır. Konak da Naîm Efendi ile birlikte günbegün yıkılıp gitmektedir. Hakkı Celis, Faik Bey’i aramaya giderken ona yolda rastlar. Gezinirlerken Seniha onları görür. Faik Bey’e elini dahi uzatmadan Hakkı Celis’i arabaya alır, eve giderler. Hakkı Celis, hâlâ onu sevmekte olduğunu anlar. Birlikte yemeğe inerler. Daha sonra Hakkı Celis cepheye gitmek üzere ayrılır. XVI. Bölüm Seniha ile Hakkı Celis’in görüşmelerinden on beş gün sonra, Servet Beylerde, düğün gecelerini andırır gösterişte bir ziyafet verilir. Herkesin dekolte ve smokinli olduğu bu toplantıda, seferi kıyafetli iki kişi dikkati çekmektedir. Biri Suriye’den gelmiştir ve Seniha onu “AZMİ BEY, nişanlım!” diye tanıtır. Diğeri ise silah arkadaşı HÜSNÜ BEY’dir. Naîm Efendi ölüm döşeğinde.. Sekine Hanım baş ucunda nöbette.. Servet Bey bir harp zengini şatafatı içinde kendinden geçmiş.. ortağı bulunan şeker tüccarının gözü Seniha’da... Ve Hakkı Celis, cephede, Hüsnü Bey’in kucağında can vermiştir. Anafartalarda ilk süngü hücumuna kalkanlar arasında bulunan Hakkı Celis, sağ kol ve omuzundan, sonra da göğsünün tam ortasından vurulmuştur. Hüsnü Bey’in olayı bütün teferruatıyla anlatmaya başlaması karşısında Seniha dayanamaz. Azmi Bey’in ikazı üzerine Hüsnü Bey susar... “Fakat, Seniha sadece güzel ve süslüdür.”3. KİTABIN ANA FİKRİ Batı medeniyeti alınırken temel değerlerimiz ihmal edilmiş, alınanlar da yarım yamalak alındığı için çok zararlı bir “değerler kargaşası” doğmuş, bundan da Türk milleti çok büyük zararlar görmüştür. Bu anafikir, daha kısa olarak şöyle toparlanabilir “Batılılaşma hareketi bilinen karakteriyle sürer gider ve tedbir alınmazsa millet bundan zarar görür.” 4. KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ K A H R A M A N L A R S E N İ H A Fizikî portresi Daima, son çıkan moda gazetelerinin resimlerine benzer. Körpe, ince, çevik vücudu ipek böcekleri gibi sürekli bir değişim içindedir. Gözlerinin rengi, sesinin bestesi, kımıldanışlarının ahengi ve başının şekli de – günün aydınlığına göre- daimi olarak değişir. Sosyal portresi Servet Bey ve Sekine Hanım’ın kızı, Naîm Efendi’nin kız tarafından torunudur. İyi bir öğrenim görmüştür, Fransızca bilir, bekârdır. Kapalı bir konakta yetişmiş, sonraları çevresi çok genişlemiş; gittikçe Batıya açılmış, açıldıkça da kendini dağıtmıştır. Yetiştiği konak, önemli devlet adamları yetiştirmiş, kültürlü ve önceleri varlıklı bir ailenin konağıdır. Batılılaşma macerasına yenik düştükten sonra, konağın kendine mahsus havası kaybolmuş; değişmenin merkezinde de Seniha yer almıştır. Ruh portresi İçi de dışı gibidir, durmadan değişir. Bazan şen ve şuh, bazan içine kapanık, dalgın ve kötümserdir. Şımarık, havai, maymun iştahlı, istekleri yerine gelse bile mutlu olmayan birisidir. Büyük bunalımları vardır. Yaşadığı ortamdan kaçıp uzaklaşmak ister. Kafasına koyduğunu yapar. Neyi ne zaman yapacağını bilemez. Bazan çok şefkatli, bazan çok hırçındır. Kıskanç, gururlu, çevreye sığamayan, sorumsuz, daldan dala konan, aklı kısa bir tiptir. Seniha, romandaki yerini iyi doldurmakta ve vak’ayı rahatlıkla sürükleyebilmektedir. Hemen her olay onun etrafında gelişmiş; hemen her olay onun hal ve hareketlerine göre şekillenmiştir. Bütün bu özelliklerinden dolayı romanın ana kahramanı odur. N A Î M E F E N D İ Fizikî portresi Yaşı altmışın üzerinde, temiz ve düzenli giyinen bir adamdır. Dışarıda İstanbulin, ütülü pantolon, beyaz gömlek, siyah kıravat, beyaz dik kolalı yakadan meydana gelen bir kıyafetle dolaşır. Evin içinde ise gecelik biçiminde entari giyer, başına takke geçirir. Yazar Naîm Efendi’nin dış görünüşünü teferruatıyla vermemiştir. Sosyal portresi devri ricalindendir. Mabeyn-i Hümayuna mensubiyeti olmuş, buradan, Meşrutiyet inkılabından iki sene evvel istifa etmiştir. Hayatı kalabalık bir konakta geçmiştir. Eski terbiyeye göre yetişmiş, bilgili, görgülü, dostları arasında sevilip sayılan bir insandır. Ruh Portresi Çekingen, içten titiz, iradesi zayıf, eğlenceyi seven, ahbaplar arasındaki sohbet ve ziyafetlere düşkün, zevkleri kırk evveline ait, bir ana kadar müşfik, bir dul kadın kadar titiz, fakat titizliği huysuzluğa kadar varmayan.. yenilikleri bir türlü hazmedemeyen bir insandır. Evindeki her gün daha kötülereşerek giden garip ve sefih hayatı kabul etmediği halde, bir türlü aktif tavır alamaz. S E R V E T B E Y 45 yaşlarında, alafranga hayat namına akla gelmedik gariplikleri yapan, kelimenin tam manasıyla “züppe” birisidir. Kazasker Sadri Molla’nın oğlu Galatasaray mezunu ve Düyun-ı Umumiyye müfettişidir. Çocuklarını Avrupa terbiyesine göre yetiştirmek maksadıyla Madam Kronski’yi getirtmiştir. Evini Avrupa zevkine göre döşemiştir. Sorumsuz, hiçbir işi ciddiye almayan, küstah ve menfaatçi, zenginlik uğruna kirli işlere girmekten bile çekinmeyen, Türklük ve Müslümanlıktan nefret eden.. dejenere bir tiptir. Romanda Faik Bey hayli aktif olmakla beraber, temsil ettiği Meşrutiyet nesli içinde Seniha’dan sonra gelmektedir. Naîm Efendi Tanzimat’ın, Servet Bey Servet-i Fünun devrinin, Seniha ise Meşrutiyet devrinin karakteristiğini temsil ederler. Romanın üzerine oturtulduğu üç neslin en kuvvetli tiplerinden biri orta nesil temsilcisi olduğu için. Servet Bey birinci derecedeki kahramanlar arasına alınmış; Faik Bey ise kendi neslinin temsilcisi olan Seniha’nın mütemmimi özelliğini taşıdığından ikinci derecedeki kahramanların ilki olarak değerlendirilmiştir. F A İ K B E Y Kasım Paşa’nı oğludur. Kumral, zayıf, uzun boylu, saçları iyi taranmış, yüz hatları gayrimuntazam, ağzı büyük. gözleri yorgun, bakışları hummalı.. bu bakışlarından dolayı kadınların hoşlandıkları bir gençtir. Eğlenceden çok hoşlanır. Havai, şımarık ve kumar düşkünüdür. Sevilmek için sever, kimsenin nazını çekmez. Bütün düşünce ve davranışlarında maddi menfaatini ön planda tutar. Avrupa’da tahsil gördüğü için iyi Fransızca bilir. Belli bir işi yoktur. Eğlence yerlerinin, dans ve benzerlerinin bütün adabını bilir. H A K K I C E L İ S Selma Hanımefendi’ni torunudur. Hassas, romantik, çekingen, şiire meraklı, ıztırabı zevk edinmiş, kendine güven duymayan, ağır başlı, makul tavırlı bir gençtir. Nereye çekilirse oraya gidecek kadar yumuşak huyludur. Seniha’yı içten içe sever, fakat bu duygusunu açıklamakta çok tereddütlü davranır. Yazar, Hakkı Celis’i romandaki dejenere tiplerin karşısına koymuş, onların züppeliklerine karşılık, ona, vatansever, dürüst, fedakar, hamiyetli bir genç rolü yüklemiştir. Ancak, tıpkı Naîm Efendi’de olduğu gibi, Hakkı Celis bu rol için hayli zayıf bırakılmıştır. Eğer o daha kuvvetli bir karakter olarak verilmiş olsaydı, romandaki nesil çatışması çok daha etkili bir şekilde ortaya konabilir, entrik unsur da artabilirdi. S E K İ N E H A N I M Naîm Efendi’nin kızı, Servet Bey’in karısıdır. Çekingen, tembel, çocukları üzerinde etkisi olmayan, eski terbiyeye göre yetişmiş, iyilik ve saflığı budalalık derecesine varan, başkalarının iradesiyle hareket eden, eşi ve çocuklarının iradesine tümüyle teslim olmuş bir kadındır. SELMA HANIMEFENDİ Naîm Efendi’nin kızkardeşidir. Otoriterliği yanında telaşlıdır. Konakta olup bitenlere doğrudan müdahale edebilen tek kişi odur. Tombul, haşmetli, otoriter, ağırbaşlı, akıllı, iradesi güçlü bir insan olan Selma Hanımefendi, Batılılaşma macerasından pek etkilenmemiştir. “Konak”ta olup bitenlerle ilgili gayretlerinden hiçbir olumlu sonuç alamaz. CEMİL Seniha’nın kardeşidir. Eğlenceye düşkün olan bu genç, yaşının çok üzerinde bir gece hayatına bulaşmıştır. Sorumluluk duygusu taşımaz. Yanlış Batılılaşmanın “kurban” kahramanlarındandır. Neyyire, Nuriye, Belkıs Hanımlar, Madam Kronski vb. karakterler arka planda bırakılmıştır. Yazar bunları vak’a akışının tamamlayıcıları olarak kullanmıştır. 5 ROMANIN TEKNİK ÖZELLİKLERİ a PLÂN Giriş/Serim Bölümü Eserin G i r i ş bölümü, Seniha’nın Büyükada’ya gidişi ve orada, nasıl birisi olduğunun tam olarak ortaya konulmasına kadar devam eder. Yazar bu bölümde, vak’ayı başlatmış, başlıca karakterleri tanıtmış, ana düğümün ne olduğuna dair ipuçlarını vermiş, bazı ara düğümleri de atmıştır. Gelişme/Düğüm Bölümü G e l i ş m e bölümü arasında yer almaktadır. Seniha’nın Büyükada’ya gidişi ve orada başlayan bazı ilişkiler ve olaylar, eserin tansiyonunu yükseltmiştir. Bu bölümde, olay sayısı, ara düğüm sayısı ve çeşidi arttırılmış, arka plandaki kahramanlar da vak’anın içine sokulmuş, yeni bazı ara düğümlerin atılması yanında bazı ara düğümler de çözüme kavuşturulmuştur. Sonuç/Çözüm Bölümü Sonuç bölümü başlayıp bitmiştir. 189 sayfalık bir eser için toplam 6 sayfalık sonuç bölümü kısadır. Böyle bir tutum, vak’anın birdenbire kesildiği intibaını vermektedir. Bu bölümde, Seniha bütünüyle menfi bir dünyanın insanı olmanın son basamağına gelmiş, Naîm Efendi ölüm döşeğine düşmüş, Servet Bey ise –harp zenginliğinin de tesiriyle- Batılılaşmanın yıkımına tamamen kapılmış durumdadır. Romanın ana düğümünü teşkil eden “Yanlış Batılılaşmanın ve Seniha’nın sonu ne olacak?” sorusu bu bölümde cevabını bulmuştur. Kahramanlar sahneden çekilmiş, olaylar mukadder çözümlerine ulaşmış, anafikir tam olarak ortaya konulmuştur. 6 DİL VE ÜSLÛBU Eserin dili, devrin özelliklerini yansıtan bazı ibare ve ifadeler hariç tutulursa, konuşma dilidir. Bugün bile rahatlıkla anlaşılır. Terkipler fazla olmadığı gibi, zaman zaman kullanılanlar da kalıplaşmış terkiplerdir. Uslûp ise, fikir yönü ağır basan bir eser için hareketli sayılabilir. **Yazar, cümleleri gereğinden fazla uzatmamış, açık ve akıcı cümle kurmaya özen göstermiştir; **Devrik cümleye pek yer vermemiş, normal sentaksa uymuştur; **Edebi sanatlara rağbet etmemiş, ara sıra baş vurduğu mecazları ise, kahramanların iç dünyalarını aydınlatmak maksadıyla kullanmış, bunda da istediğine ulaşmıştır; **Bozuk ve karışık cümle kullanmamıştır; **Cümle sonlarında değişik zamanlı fiiller kullanmak suretiyle monotonluğu önlemiştir; **Fikir cümlelerinin sıkıcı ve yeknesak olmaması için, kısa ve kesik cümleler yanında soru ve ünlem cümleleri kullanmış, böylelikle, fikir cümlelerine de akıcılık, açıklık ve tesir gücü kazandırmıştır. Bütün bu saydığımız özelliklere dayanarak, Yakup Kadri’nin bu romanda sağlam bir üslûb kullandığı, eserin, yazıldığı döneme göre sade bir dille kaleme alındığı, sağlam cümle kurmaya özel bir önem verildiği...söylenebilir. 7 KİTAPLA İLGİLİ GENEL DEĞERLENDİRME/YARGILAR Yazar, Türk milletinin karşı karşıya bulunduğu çok önemli bir sosyal problemi –geniş boyutlu olarak- okuyucuya sunmuştur. Ailelerin ve fertlerin öteden beri sürüp gelen kültür yapısının dışında kalışından doğan sosyal ve psikolojik sıkıntıların cemiyeti derinden sarstığı görüşü, bu romandaki kahramanların karşı karşıya geldikleri bazen gülünç, bazen acıklı olay ve durumlar vasıtasıyla anlatılmıştır. Yanlış batılılaşmaya karşı olduğu anlaşılan yazar, kendisi gibi düşünen kahramanları Naîm Efendi, Hakkı Celis vb. çekingen, zayıf iradeli; kendisi gibi düşünmeyenleri ise atılgan, arsız, hırslı bir yapıda göstermiştir. Olayların merkezinde yer aldığı halde her şeyin dışında kalan Naîm Efendi, olması gerektiğinden çok başka bir karakterde karşımıza çıkar. Onun gibi gün görmüş birisinin tepkilerinin daha kanlı-canlı olması, davranışlarının daha tutarlı, itirazlarının daha köklü olması beklenir. Fakat Naîm Efendi çok pasiftir. Buna karşılık, Seniha son derece hırçın ve girişken, Servet Bey utanmaz ve züppe, Faik Bey kural tanımaz ve aşırı serbest kimseler olarak ortaya çıkarlar. Buna rağmen her iki grubun da belirgin bir başarı kazanamadığı görülür. Yazar, mukavemet edenleri zayıf göstermiş, Batılılaşma taraftarlarını da belli bir başarıya ulaştırmamıştır. Bu tutumuyla, iki arada bir derede kaldığımızı göstermek istemiştir, denilebilir. Yazar, sosyal meseleleri tahlil ederken genellikle tarafsızdır. İmparatorluğun son zamanlarında daha fazla şahit olunan “ailenin çözülüş manzarası”nın tasvirinde, zaman zaman romantizmin de karıştığı bir realizm hakimdir. Eser, gerek çözülmenin acısını kuvvetle hissettirici bakış tarzı ve gerekse roman tekniği bakımından başarılı bir romandır. Anlatılan konu, elbette, çok ciddidir; ele alınış tarzı da buna uygundur. Tahliller, cemiyetimizin bünyesinde meydana gelen derin tahribatı gözler önüne serecek ciddiyettedir. Yazar, bu tahribatı a-Türk ailesi dağılmıştır, b-İnsanımız ahlâk yönünden aşınmıştır, c-Cemiyet, adet ve geleneklerin bozulması sebebiyle içten çürümüştür, d-Milli duyguların yerini kahredici bir aşağılık duygusu almıştır, gibi, sağlam temellere dayalı iddialarla ortaya koymuştur. Eserin dikkat edilmesi gereken bir yönü de, yazarın bu sosyal meseleyi ortaya koyarken “güdümlü sanat çıkmazı”na düşmemiş, bir başka deyişle, sanatkâr şahsiyetini ihmal etmemiş . KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ Roman yazarı. Kahire’de doğdu. Abdülkadir Bey’in oğlu­dur. İlköğrenimini Manisa’da, ortaöğretimini İzmir ve Mısır’­da yaptı. 1908′de İstanbul’a geldi. Yükseköğrenimine başla­dığı Mekteb-i Hukuk’un üçüncü sınıfından Ati edebiyatı topluluğunda edebî faaliyetlere katıldı 1909. Müterake dö­neminde İkdam gazetesinde siyasî yazılar yazdt. İsviçre’ye tedavi için gitti 1916. 1921′de Anadolu’ya geçerek Millî Mücadele’ye katıldı. Mardin 1923-1931 ve Manisa 1933 1934 milletvekilliği yaptı. Yakup Kadri, Arnavutluk, Çekoslovakya, İsviç­re ve iran’da elçilik görevlerinde bulundu 1934-1954. 1961′-de Manisa milletvekili oldu. Anadolu Ajansı Yönetim Kuru­lu Başkanı iken Ankara’da öldü. Beşiktaş’ta Yahya Efendi Mezarlığı’na gömüldü. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, mensur şiir, deneme, hatıra, monografi, hi­kaye, roman ve oyun türünde eser veren XX’ncı asır yazarla­rındandır. Tanzimat’tan Atatürk Türkiyesi’ne kadar gelen nesillerin geçirdiği sosyal değişme ve bunalımlarını, her neslin yaşayış, hayâta ve olaylara bakış tarzını özellikle ro­manlarında çok başarılı bir şekilde işledi. Hatıralarında ço­cukluk, millî mücadele ve politika yıllarını anlattı. Mensur şiirler de yazan Yakup Kadri’nin kendine has bir üslûbu var­dır. Atatürk’ü çeşitli yönleriyle değrelendiren ilk önemli eserin de yazarıdır. Hikayelerinde aşk, düşmanlık, görev duygusu, kadın, din, namus, bâtıl inançlar, cehalet, yoksulluk ve savaş konularını işledi. Bâzı eserleri yabancı dillere çevrilmiştir. Hikaye kitapları 1. Bir Serencam 1913, 2. izmir’den Bursa’ya Halide Edip Adıvar ile birlikte, 1922, 3. Rahmet 1923, 4. Milli Savaş Hikayeleri 1947. Romanları 1. Kiralık Konak 1922, 2. Nur Baba 1922, 3. Hüküm Gecesi 1927, 4. Sodom ve Gomore 1928, 5. Yaban 1932, 6. Ankara 1934, 8. Bir Sürgün 1937, 8. Panorama 2 cilt, 1953-1954, 9. Hep O Şarkı 1956. Mensur şiirleri 1. Erenlerin Bağından 1922, 2. Okun Ucundan 1940, 3. Alp Dağlarından ve Miss Chaif-rin’in Albümünden 1942. Hatıraları 1. Zoraki Diplomat 1955, 2. Anamın Kitabı 1957, 3. Vatan Yolunda 1958, 4. Politikada 45 Yıl 1948, 5. Gençlik ve Edebiyat Hatıraları 1969. Monografileri 1. Ahmed Hâşim 1943, 2. Atatürk 1946. Makaleleri ve Kadınlarımız 1923, 2. Ergenekon 2 cilt, 1929, Oyunları 1. Nİrvana 1909, 2. Veda 1909, 3. Sağanak basılmadı, 4. Mağara 1934. Yaban romanı ile CHP 1942 Roman Mükâfâtı’nda ikincilik kazandı. Birikim Yayınları, yazarın bütün eserlerini yayımladı. Özgürlük ve sorumluluk arasındaki ilişki bugüne değin pek çok felsefi öğretide kendine yer edinmiştir. Sizler için kavramları felsefi perspektifle açıkladık. Ahlak felsefesinin üzerinde çok durduğu ve çoğu filozofun farklı görüşler belirtiği en önemli iki kavram, özgürlük ve sorumluluktur. Gündelik hayatta da çoğu konuya malzeme olan bu iki kavram, birbiriyle yakından ilişkilidir. Özgürlük ve sorumluluk arasındaki ilişki için ortaya konulan genel görüşlere geçmeden kısaca her ikisini de tanımlayacak olursak; Özgürlük Herhangi bir konuda, durumda ya da eylemde kişinin hür iradesiyle seçme gücünün olmasıdır. Sorumluluk Kişinin yine herhangi bir konuda, durumda ya da eylemde yapma zorunluluğunu içeren şeylerdir. Yerine getirilmediğinde söz konusu durumun çeşitliliğine göre bazı yaptırımları olabilir. Çeşitli sorularda irdelenen özgürlük ve sorumluluk kavramları, birbirini destekleyen bir ilişkiye sahiptir ve genellikle ahlaki eylemlerde sıklıkla sorgulanırlar. Çoğu felsefe sisteminde ele alınan ve farklı çıkarımlar yapılabilen özgürlük ve sorumluluk kavramlarına daha yakından bakmak ikili arasındaki ilişkiyi daha net gözler önüne serer. İçindekiler1 Özgürlük Nedir?2 Sorumluluk Nedir?3 Özgürlük ve Sorumluluk İlişkisini Ele Alan Felsefi İndeterminizm Özgürlük Nedir? Özgürlük, kişinin sorumluluklarına göre ya da sorumluluklarının dışında hareket etmesi olarak tanımlanır. Özgürlük kavramı, genel olarak ele alındığında iç ve dış özgürlük olarak iki farklı ayrıma sahiptir. Tamamen başına buyruk hareket etmemeyi temel alan özgürlük kavramı, bir durum ya da eylem karşısında sorumlulukları göz önüne alarak hareket etmek ya da etmemek tercihlerini bünyesinde barındırır. Dolayısı ile mutlak bir kavram değildir, çünkü söz konusu durumlara göre bazı etkenlerin çevresinde ilerler. İç Özgürlük Özgür İrade Kişilerin kendi iradesiyle karar verdiği iyi ve kötü kavramlarını ayırt edebilme durumudur. Dış Özgürlük Eylem Dış dünya ile bireyin arasında kurduğu ilişkiye dayanan özgürlük türüdür. Kültürel, sosyal, fiziksel ve ekonomik gibi daha pek çok kavramlar yakından ilişkilidir. Sorumluluk Nedir? Sorumluluk, bir kişinin yapması gereken eylemler olarak tanımlanabilir. Farklı tanımlama ve görüşlerin yer aldığı sorumluluk kavramı, bir durum karşısında kişiye dayatılan eylem ya da durumlar olarak tanımlanabilir. Genel olarak çeşitli felsefe öğretilerinde sıkça tartışılan sorumluluk kavramı kişinin söz konusu eylemler üzerinde etkili olup olmadığına göre ele alınır. Herhangi bir kişinin herhangi bir durum ya da eylemden sorumlu olabilmesi hem vicdani hem de akıl açısından yeterli olmasına dayandırılır. Ahlaki değerleri kavrayan, akli sorunları bulunmayan kişilerin hayat akışında özgür olup, özgürlüğün getirdiği sorumlulukları da üstlenmesi beklenir. Bu sebeple vicdani ve ahlaki değerlerden habersiz kişiler yani çocuklar, akıl hastaları ya da hayvanlar gibi canlıların özgür kararlarından sorumlu olmadığı düşünülür. Özgürlük ve Sorumluluk İlişkisini Ele Alan Felsefi Öğretiler Özgürlük ve sorumluluk arasındaki ilişki, felsefi öğretilere konu olmuştur. İnsanların ahlaki eylemlerde bulunurken “Özgür mü, sorumlu mu?” olduğunu da dair farklı görüşleri benimseyen onlarca filozof bu konu hakkında değişik düşünce sistemlerini savunmuştur. Günümüzde de sıkça tartışılan bu konu için ilk olarak ortaya atılan temel öğretilere bir bakmamız gerekirse karşımıza 5 farklı öğreti çıkacaktır. Fatalizm Kısaca “kadercilik” olarak da tanımlanabilen Fatalizm öğretisi, hayattaki her durumun evrenin yasalarına bağlı olduğunu savunur. Fatalizm öğretisine göre özgürlük ve sorumluluk kavramları var olan bu evren yasalarının boyunduruğundadır. Her insanın hayat akışındaki senaryosu, kişinin var olduğunda yazılmıştır ve kişi bu senaryodaki rolünü oynar. Özetle insan özgür olmadığı, bir senaryoya göre hareket ettiği için eylemlerinden sorumlu tutulması mümkün değildir. Determinizm Determinizm öğretisi “gerekircilik, belirlenircilik” kavramlarıyla tanımlanır. Determinizm öğretisine göre evrende gerçekleşen her olay bilimsel yasalarla belirlenir ve gerçekleşmeleri zorunludur. Bu öğretinin özgürlük ve sorumluluk ilişkisine bakış açısı nedir, diye yönelecek olursak; kişilerin kendi iradesiyle eylemde bulunmadığı, özgür davranamadığı ve kişinin kendi elinde olmayan koşullarla hareket ettiği savunulur. Dolayısı ile özgürlük ve sorumluluk üzerinde kişinin herhangi bir etkisi yoktur. Kişinin özgür iradesi bulunmadığı için yaptığı eylemlerden sorumlu tutulması mümkün değildir. Otodeterminizm Determinizm öğretisindeki gibi mutlak bir özgürlüğün olmadığını savunan Otodeterminizm, bazı durumlarda kişinin kendi özgür iradesini kullanabildiğini savunur. Dolayısıyla insan kaderindeki bazı durumları kişi kendisi seçer ve bu seçimin sonuçlarını yaşayabilir. Özgürce yapılan seçimlerin sorumlulukları da yine bireye aittir. Kendini geliştiren, öğrenen birey özgür seçimlerini yapabilir ve sorumluluklarını da alabilir. Liberteryanizm Her insanın doğduğu andan itibaren özgür olduğunu savunan öğretilerden biridir. Özgür olarak dünyaya gelen her canlı kendi seçimlerini yapabilir ve bireysel özerklik kişilere aittir. Ancak bu öğretinin en can alıcı kısmı özgür olan bireyin başka bireylerin özgürlüklerine saygı duymak zorunda olmasıdır. Özetle bir bireyin özgürlüğe bakış açısı ilk olarak kendisinin özgür olmasına bağlanmıştır. Ancak bu görüşte ele alınan özgürlük bireyin keyfine göre davranmasını savunmaz. Diğer kişilerin sınırlarına göre çizilen bir görüş olduğu için sorumluluklarda bu noktada başlar. İndeterminizm Determinizm öğretisinin karşıtı olarak karşımıza çıkan indeterminizm, insanın tamamen özgür olduğunu savunur. Kadere bağlı yaşamayan birey, aldığı karar ve sorumluluklarını kendisi yönetir. Böylece her insan kendi kaderini kendisi yazar. Kişinin direkt kendi iradesine bırakılan özgürlük kavramı yine karar verme olgusuna dayandırıldığı için yaptığı eylemlerin sonuçlarını düşünmesi sorumluluklarını da yerine getirmesini sağlar.

kiralık konak kişiler arasındaki ilişkiler