Atatürkün vatan ve millet sevgisi ile ilgili kısa sözleri. “Millet sevgisi kadar büyük mükafat yoktur.”. Türk milleti büyük bir αrslαndır. Biz hepimiz onun tüyleri αrαsınα sıkışmış ve sığınmış göz ile görülmez küçük vαrlıklαrız. O αrslαnın büyük hαreketleri ve hαmleleri ise inkılâp KısaSözler. Aşk / Sevgi; Vatan / Atatürk; Diğer; Vatan / Atatürk Yazılar / Kısa Sözler. Atatürk. Nuray Deri-Eylül 25, 2021. Öyküler. Öyküler. HOŞ GELDİK CEHENNEMİMİZE! Dost ve iki kişi Ve herkesin misyonu en başından belliydi; bu taraf dikiş atsa da 9Kasım 2012 Cuma 02:00:00 Koskoca Kurtuluş Savaşı’nı yapan ömrü savaş alanlarında geçen Mustafa Kemal Atatürk’ün en büyük özelliklerinden birisi de insan sevgisiyle dolu olmasıydı. Atatürk insanı ve insanlığı çok seven bir devlet adamıydı. Atatürk’ün insan sevgisi tutum ve davranışlarında ve devlet yönetiminde de kendini göstermektedir. Atatürk’ün SevgiTanrısever, Atatürk - Çocuk Kitapları (10'lu Set), Bizim Kitaplar Yayınevi. - Öğrenciler İçin Resimli Nutuk , Engin Yayınevi, 2015. Nutuk parçalanmaya çalışılan bir ülkenin dayanışmasını, Türk milletinin bağımsızlık mücadelesini ve yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti devletinin yaptığı yenilikleri birinci EnGüzel 10 Kasım Sözleri. Senin sözlerinle ve senin liderliğinle büyüdük hep biz. Senin önderliğinde kurtulan nu topraklara kanımızın son damlasına kadar sahip çıkacağız. Atam seni büyük bir özlem ile anıyoruz. Ey yüce Atatürk: Seni her zaman sevecek bir halk, millet ve çocuklar var olacaktır. cash. Atatürk ün İnsan Sevgisi - Atatürk'te İnsan Sevgisi Atatürk deyince akla ilk gelen kavramlardan biri sevgidir. Çünkü onun yüreği sevgi ile bütünleşmiştir. Bu bütünleşmede insan, ulus ve yurt sevgisinin özel bir yeri vardır. Atatürk, engin ve derin bir insan sevgisine sahiptir. Onun dünyasında kin yoktur. Her şey sevgi üzerine kuruludur. Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun deyişiyle “ Atatürk ün asil yüreği, pas tutmamış madenler gibi kin nedir hiç bilmemiştir.”Atatürk ün insan sevgisi ulusal ve evrensel bir nitelik taşır. Ondaki insan sevgisi, kendi ulusu yanında diğer ulusların varlık ve mutluluğunu düşünecek kadar yücedir. “ Dünyanın filan yerinde bir rahatsızlık varsa bana ne dememeliyiz. Olay ne kadar uzak olursa olsun bu esastan şaşmamak lazımdır.” Sözleri, onun bu yüce sevgisinin bir kanıtıdır. Atatürk’ün Çanakkale’de ölen düşman askerlerinin yakınlarına seslenirken söylediği şu sözler de ne kadar ilginçtir “Uzak diyarlardan evlatlarını savaşa gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır .” Bu sözleri söyleyecek kadar yüce duygulara sahip bir başka devlet adamı düşünülebilinir mi ? … Kaynak – En Kapsamlı Atatürk Sitesi tarafından muhtelif Belirli Günler ve Haftalar ile TC İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Kitaplarından derlenerek oluşturulmuştur. - Okuma Sayısı Bu yazı 40404 defa okunmuştur. 30 Haziran 2014 Öğrenci Bilgileri 207 Görüntüleme Atatürk’ün İnsan Haklarına Verdiği Önem, Atatürk’ün İnsan Hak Ve Hürriyetlerine Verdiği Önem Nedir Atatürk kurtuluş savaşını başlatırken Türk milletinin özgürlüğünü istemiştir. Özgürlüğe ulaşarak onlara hür bir ülke geride bıraktı. Kendi özgürlüklerini artık kendi iradeleri ile karar verecekti. Türk milleti nice imparatorlar kurdu seçme ve seçilme hakkı ile Cumhuriyet yönetecekti. Başarılı oldu uzun yıllar boyunca devam etmiştir. Atatürk ilkelerinde ve inkılaplarında yaptığı değişiklikler ile birlikte hürriyete ne kadar önem verdiğini gösterdi. İnsan sevgisinin ön planda tutulup dünyada barış istediğini defalarca dile getirmiştir. Milletinin sevmesini istedi başarıyı yakalamıştır. Dünya ulusları arasında anlayışlı ve barışın hakim olduğu bir yer istemiştir. Tüm yaşamı boyunca insanların savaş kurbanı olması yanlı olmamıştır. Savaştan önce ortak bir nokta bulup anlaşma yoluna gitmiştir. Askeri dehasının karşısında cihan imparatorları duramamıştır. Atatürk’ün hak ve hürriyetle ilgili sözleri İnsanların en doğal hakları vardır bunlardan birisi yaşama hakkıdır. İnsanlar haklarının kabul edilmesi insanca bir yaşama yakışır. İnsan haklarına saygı göstermeyen birisi asla barışı kazanamaz. Not Balıkesir üniversitesi tarih profesörü arkadaşım Zeki Çevik’in Rusların Ukrayna saldırısı vesilesiyle kaleme aldığı makaleyi okuyucularımla paylaşıyorum.. ATATÜRK VE İNSAN SEVGİSİ Bilindiği üzere dünya tarihine baktığımızda ne zaman insan sevgisi unutulmuş, ne zaman önemini ve değerini kaybetmeye başlamışsa o zaman nefretler, çatışmalar ve savaşlar ortaya çıkmıştır. Savaş ve çatışmalar da her zaman kan, gözyaşı, yıkım ve sefalet getirmiştir. İnsanlar niçin birbirlerini öldürürler? Hatta çocuk, kadın, ihtiyar demeden… İnsanların bu derece gözünü döndüren ve insanlıktan çıkaran sebep nedir? Bizce bunun bir tek sebebi vardır Sevgi eksikliği veya yokluğu. Her şeyin temeli sevgidir. Tabii ki samimi sevgi. İşte bu yüzden sevgide samimiyet beraberinde barışı getirir. Geçmişte ve günümüzde insanların, devletlerin ve uluslararası kuruluşların temel amacı bu değil midir? Herkes barış diyor başka bir şey demiyor. Herkes barıştan yana, herkes barış istiyor. Yakın tarihlerde insanlık böyle çıkmazlar yaşadı. Mesela 1989’da Sovyet Rusya’da rejim değişikliği başlayıp da sistem çökünce, iki kutuplu dünya sarsıldı. Ardından yeni dünya düzeni, yeni dünya düzensizliği veya tek kutuplu dünya, küreselleşme vs. başlıklarında birçok tartışmalar yapıldı. 1990 başlarında Avrupa’nın orta yerinde bir Bosna katliamı yaşandı. 200 bin Müslüman Boşnak çoluk çocuk ve kadın demeden, gözü dönmüş Sırp Çetnikleri tarafından hunharca katledildi. Bu gelişmelere insan hakları şampiyonluğunu kimseye kaptırmak istemeyen “Batı dünyası” uzun süre seyirci kaldı. Yalnız Bosna’da değil, Filistin’de, Afganistan’da, Keşmir’de, Doğu Türkistan’da, Myanmar’da, Irak’ta, Suriye’de ve başka birçok yerde masum insanların kanı döküldü, dökülmeye devam ediyor. Bugün de Ukrayna’da Rus saldırısı ile başlayan savaşta masum insanlar ölüyor ve yine Batı dünyası maalesef seyrediyor. Bu gelişmelerde eksik olan nedir? Tabi ki sevgi, yani “insan sevgisi”. İşte zaman zaman “Birleşmiş Milletler”in eğitim, bilim ve kültür kuruluşu olan UNESCO insan sevgisi eksikliğini görerek tüm dünyada “Sevgi Yılı” ilan ediyor. Mesela 1990 yılında aldığı bir kararla bu eksikliği görerek, ertesi yıl tüm dünyada “Sevgi Yılı” ilan etmişti. İkinci bir kararla insan sevgisini, dünyada en güzel dile getirmiş birisi adına kutlanmasını oyladılar ve sonunda bizim derviş “Yunus Emre”mizi buldular. 1991 yılı tüm dünyadaki üye ülkelerde “Yunus Emre Sevgi Yılı “ olarak konferanslar, paneller ve sempozyumlarla kutlandı. Yine UNESCO 2007’de “Mevlana Yılı”, 2021’de “Yunus Emre Türkçe Yılı” ilan etmiştir. Böylece insanlık, ancak sevginin barışı getirebileceğini tespit etti. Tarihte iki kez dünya devleti kurmuş olan Türk Milleti, hükmettiği ülkelerde gerçek insan haklarını bütün dünyaya göstermişti. Ortaçağ’da Büyük Selçuklu Devleti, Yeniçağ’da Osmanlı Devleti o devirlerde dünyanın süper güçleri idiler. Ünlü İngiliz tarih profesörü Arnold Toynbee’ye göre, 400 yıl dünyada tek güç olan Osmanlı Devleti, “Şark Meselesi” çerçevesinde, içeriden ve dışarıdan yürütülen siyasi, iktisadi, askerî ve kültürel saldırılara maruz kaldı. Ve en son girdiği I. Dünya Savaşı bataklığından çıkamadı. Savaşın sonunda imzalanan “Mondros Mütarekesi”, Osmanlı Devleti’nin ölüm fermanı, “Sevr” ise millet ve devletin ölüm kararının infazı demekti. İşte o zor günlerde Türk Milleti liderini bulmuş ve “Misak-ı Milli” sınırları içinden seçilip gelebilen iman abidesi temsilcileriyle Ankara’da “Meclis”ini açarak mücadeleye girişmişti. Bu büyük lider “Mustafa Kemal”, onu reis seçen meclis, “Türkiye Büyük Millet Meclisi”, ve yürütülen bağımsızlık mücadelesi de “Milli Mücadele”dir. Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran halka Türk Milleti denir” tanımında ifadesini bulan, içinde Türkü, Kürdü, Çerkezi, Lazı, Arabı bulunan, ancak ortak bir kültürü ve inancı yaşayan, 1000 senedir beraber ağlayıp beraber gülmüş, aynı devletlerin çatısı altında yaşamış, aynı mabede giden, aynı mezarlığa gömülen, yüzlerce yıldan beri kız alıp vermiş, aynı ay-yıldızlı bayrak, aynı vatan ve devlet için, aynı siperde koyun koyuna şehit düşmüş bu milletin evlatları, o bataklıktan yeni bir devlet çıkardılar. Onların, paraları, orduları, silahları yoktu. Ancak, kurtulacaklarına olan sarsılmaz bir imanları ve bedel olarak verecekleri sadece kanları, canları vardı. Bunu ödediler ve dünyanın en büyük güçlerinin desteklediği kuvvetleri yendiler. Doğuda Ermeniler, Güneydoğuda Fransızlar ve Batıda Yunanlılar mağlup edildiler. Nihayet bir devlet kurdular ve bizlere hediye ettiler. Bu devlet “Türkiye Cumhuriyeti”dir. 2023’te 100. kuruluş yıldönümünü kutlayacağımız ve vatandaşı olduğumuz bu devlet de, bugün dünyanın en önemli jeopolitik ve jeostratejik bölgesinde, dünyanın 19. büyük ekonomisine sahip, 85 milyon nüfusuyla, yer altı ve yer üstü zenginlikleriyle, iklimiyle, yetişmiş genç nüfus potansiyeliyle ve İslam dünyasındaki tek demokratik rejime sahip ülke olmasıyla göze batmaktadır. Herkesin her gün, medyadan izleyerek değerlendirebileceği gibi, özellikle batılı sahte dostlarımızın gözüne batmaktadır ve birçoğu “Bu Türkiye’nin küçülmesi lazım, başının beladan kurtulmaması lazım…” diye düşünmektedir. Bu kısa yazıda neyi anlatalım. Basılan kâğıt avrodaki haritada Türkiye’nin yarısı yoktur. Hatta demir avrodaki haritada Türkiye hiç yoktur. Akıl ve vicdan sahibi aydınlarımıza bunlar bir mesaj vermiyor mu? Türkiye ikide bir ekonomik krizlere maruz bırakılıyor, 1984 öncesi 10 yıl bu devlet ve millet ASALA ermeni terörüyle uğraştı. O bitti, yerini PKK terörü aldı. Hatta Beka vadisindeki ilk PKK kampı da ASALA kampı idi. İkisi de ideolojik olarak Marksist idi. Ne gariptir ki ikisi de aynı zamanda etnik ırkçı idiler. Ne tesadüf değil mi? Amaç; “Türkiye Cumhuriyeti” devlet ve milletiyle rahatsız edilmeli, ekonomik sıkıntılar yaşamalı, terör yoluyla insanlarına acılar çektirilmeli idi. Son 35-40 senedir bunu yaptılar ve yapıyorlar. Sürekli bir nefret ve sevgisizlik propaganda ediliyor. Çok şükür ki milletimizin sağduyusu top yekûn bir kardeş kavgasına meydan vermiyor. Vermeyecektir de! Devletimizin kurucusu Atatürk, “Ben bu milletin çocuklarını savaş meydanlarında tanıdım.” “Böyle bir millet esir yaşamaktansa mahvolsun evladır! Binaenaleyh ya istiklal! Ya ölüm!” diyor. Ömrü savaş meydanlarında geçmiş Atatürk aslında savaştan nefret eden bir insandı. Bu konuda birkaç anekdot verelim 1934 yılında bir alay karargâhının temel atma töreni sırasında, bir koyunun temel için açılan çukura doğru yere yatırılıp boğazlanmak üzere olduğunu gördüğü zaman, Türkiye’yi ziyaret eden İran Şahı ile aralarında şu konuşma geçmiştir Atatürk “Ben kana bakamam. Bir tavuğun dahi boğazlandığını görmeye tahammülüm yoktur.” Şehinşah “Ya bu kadar çok bulunduğunuz büyük ve kanlı muharebe meydanları?” Atatürk “Ha, o başka meseledir; öyle yerlerde cesetlerin üzerinden atlayarak yürürüm. O bambaşka bir iştir.” Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürk’ün Hususiyetleri, 1965, Yine bir konuşmasında “Birçok zaferler kazandım. Fakat bunların en büyüğünden sonra bile her akşam, savaş alanlarında ölen bütün askerleri düşünerek içimde derin bir keder duyuyorum.” diyor. George Bennet, Yabancı Gözüyle Cumhuriyet Türkiyesi, “Harpçi olamam. Çünkü harbin acıklı hâllerini herkesten iyi bilirim” Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri”, Ankara 1984, Atatürk, aynı konuda; “Savaş zaruri ve hayati olmalıdır. Milleti savaşa götürünce, vicdanımda acı duymamalıyım. Öldüreceğiz diyenlere karşı, ölmeyeceğiz diye savaşa girebiliriz. Lakin millet hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir” ASD, diyerek insan hayatının azizliğini ne güzel ifade etmiştir. “Yurtta sulh, cihanda sulh” prensibini Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş felsefesine nakşeden Atatürk, insanlık idealine dikkate değer bir katkıda bulunmuştur. Ancak, Atatürk’ün bu barış tutkusu, hiçbir zaman “her ne pahasına olursa olsun barış” anlamında alınmamalıdır. Çünkü o , militarist olmadığı gibi pasifist de değildi. Atatürk için önemli olan “insan haklarına yaraşan bir hayat” sürdürmektir. Yine kime düşman olunması gerektiğini de şöyle anlatıyor “Biz kimsenin düşmanı değiliz! Yalnız, insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız!” Yani insanlıktan çıkmış, Kürt hakları diye, Kürt bebek katillerinin, Felluce’yi Kadir gecesinde bombalayıp 50 bin sivili katledenlerin, Filistin’de kundaktaki bebekleri kurşunlayanların düşmanı! Doğumunun 100. yılında bütün dünyada anılması için 27 Kasım 1978’de UNESCO Genel Konferansı’nın, bir çekimsere karşı, oy birliğiyle aldığı karar, Atatürk’ün artık insanlık tarihine mal olmuş kişiliğinden kaynaklanmıştır. UNESCO Genel Konferansı’nda konu görüşülürken İsveç delegesi “Dünyada birçok büyük adam var. Hepsini böyle anacak mıyız?” şeklinde konuşmuş, bunun üzerine Sovyet delegesi elini masaya vurarak şu cevabı vermiştir “Genç delege arkadaşıma hatırlatırım ki, Atatürk herhangi büyük bir adam değildir. Atatürk, bu çağa damgasını vurmuş olan adamdır.” Yine bu kararın bir yerinde “Olağanüstü bir inkılapçı olduğunu göz önünde tutarak özellikle, sömürgecilik ve emperyalizme karşı açılan savaşların ilk lideri olduğu inancı ile dünya ulusları arasında karşılıklı anlayışın, sürekli barışın öncülüğünü yapmış olduğunu, bütün hayatı boyunca, insanlar arasında hiçbir renk, din, ırk ayrımı göstermeyen bir uyum ve iş birliği çağının doğacağına inancını unutmadan, eylemi her zaman barış, uluslararası anlayış ve insan haklarına saygı yönünde gerçekleşen Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk…” “Atatürk ve İnsan Sevgisi”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, c. II, Kasım 1985, sayı4, İşte insanlık âşığı Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyeti” bugün, geçmişte olduğu gibi içerden ve dışardan tehdit altındadır. Bugün onun fikir ve düşüncelerine her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Bu gemi batmamalı ve de batmayacaktır! Burada İstiklal Marşı’mızın şairi Mehmet Akif’imize kulak verelim “Sahipsiz kalan vatanın batması haktır, Sen sahip olursan, bu vatan batmayacaktır!” 2 Mart 1922 Prof. Dr. Zeki ÇEVİK Balıkesir Üniversitesi "Sanatsız kalan bir ulusun yaşam damarlarından biri kopmuş demektir."diyen Atatürk,ulusların gelişmesinde,kaynaşmasında ve yücelmesinde sanatın büyük etkisi olduğu sanatına yön veren Devlet Tiyatroları,Musiki Muallim MektebiGazi EğitimEnstitüsü,Müzik Bölümü,Güzel Sanatlar Akademisi gibi büyük kuruluşların temelleri de Atatürk döneminde atılmıştır. İnsanların olgunlaşmasında sanatkarlara,güzel sanatlar kadar önem veren Atatürk"Hepiniz milletvekili olabilirsiniz,bakan olabilirsiniz;hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz,fakat sanatkar olamazsınız."diyerek sanatçının gücünü ve toplumun sanatçıya vermesi gereken değeri açıkça ifade insanların olgunlaşmasında hem de uluslararası barışın sağlanmasında en önemli etkenlerin başında gelir. Atatürk,insanları da çok insanların mutlu ve huzurlu bir ortamda yaşamasını sevgi sadece kendi ulusunu sevmeyi,diğer ulusları hor görmeyi gerektiren bir sevgi değil,aksine tüm ulusları sevmeyi ve onlara saygı duymayı gerektiren asil bir duygu ilkesi,iyilik,doğruluk,güzellik ve barış,dünyada barış."özdeyişi insan sevgisini kanıtlayan en güzel de Atatürk gibisanatı,sanatçıyı ve tüm insanları sevelim,dostça,kardeşçe barış içinde güzelce unutturmak isteyenlerle Atatürk devrim ve ilkelerini,yasaları yok sayarak bo-yundan büyük işler yapmak isteyen yobazlarla da mücadele edelim... Müfit AKSAKALAtatürkçü Öğrenciler,Mir 2006

atatürkün insan sevgisi kısa yazı