bir yerlerde bir can canına akar, aşkından doğana bakıp teninde hayatı kollar, kabuslarını savurur, umudu sarar. sarı çöl kaçma içime, sakın değme canımın tenine. bak biz mavi sulardan geldik, çınlayan kadehlerimizde yürekli, aleni ve tutkun ve bir gün ihanet etmedik ne cana ne hayata ne aşka. şimdi kollarımda bu minik kirpiksiz balığım, ben sana mecbursam faturası
Amagün gelir de o umudun, bir umudu kalmadığını gördüğünde inkar edersen bunu; işin rengi aniden değişiverir işte. Zira umudun, bir saplantı halini almıştır. Ondan sonrası tam bir kaos ve bilinmezlik serüveni.
Her sene, bıkmadan usanmadan her sene yapılan ‘’bu yaz ne çabuk geçti’’ sohbetinin en iyi ilacıdır. Oradan buraya koştuturken not alamadığımızın, ve sırf bu yüzden hayyatta güzel olan bir sürü anıyı, anı unuttuğumuzun farkında mısınız? İşte bu pişmanlığa en iyi gelen çaredir yazmak.
Doğduğum bu semti çok seviyordum. Her gün sahile iner denizi seyrederdim. Bazen vapura atlar karşıya geçer, oradan bizim bu sahilleri seyrederdim. En çokta kız kulesinin karşısına geçer, oturur hayallere dalardım. Asında öyle arkadaşı fazla olan bir çocuk da değildim.
Şu gelecek zaman ekine sinir oluyorum, kelimeyi ne çok uzatıyor. Sabah uyandım, kızım çoktan uyanmış, televizyonda çizgi film izliyor, her zamanki gibi. Etrafa rahatsızlık vermez, öyle usludur benim kızım. Bu gün neler yapacağımı düşündüm, iş yok, dün epey çalıştım, sildim, toz aldım, yolluk bile yıkadım.
cash. Bu yazımızda sizlere en güzel seni seviyorum sözleri güzel seni seviyorum sözlerini bütün sosyal medya hesaplarınızda kişiye seni seviyorum demek için güzel ve manalı sözler söylemeniz için bu sayfada paylaştığımız en güzel seni seviyorum sözlerinden sevmek çok güzel bir duygudur bu güzel duyguyu en güzel sözlerle açıklamak çok daha güzeldir. Seni Seviyorum Sözleri Seni seviyorum kelimesini sana benden başka kimse demesin aşkımıza ayır sırlarımızı ikimizden başka kimse bilmesin Bugün Güneş tersten doğdu desen, seni değil de Güneş’i sorgulayacak kadar büyük bir aşk benimkisi Zaman ölümü okurken aşk can çekişiyor ve ben inatla seni seviyorum Gözlerinin içine baktığımda göz bebeklerinde kendimi gördüğüm için seviyorum seni Herkesin yaşama sebebi farklıdır. Benim yaşama sebebim ise sensin. Seni seviyorum sevgilim Git gide daha da çok seviyorum seni. Ne imkansızlığın umurumda ne de mesafeler. Sadece seni seviyorum Seni sevdim ve daha yaşanabilir bir yer oldu Dünya Dünüm, bugünüm, yarınım… Bütün zamanların karşılığı seni sevmekle eşdeğerdir sevgilim İçin rahat olsun sevgilim. Hayalleri sana, seni duaya, duayı da Allah’a emanet ettim. Sevgim mi? O kaybolmaz Aşka inanmayanlara her seferinde inatla seni anlattım Nasıl seversin dersen, “nar” gibi derim. Dışardan bakıldığında bir görünür ama içimden de binlerce sen dökülür Sol yanımda biri var. Allah rahatını bozmasın Seni Seviyorum Mesajları Bir tek seni sevdim onca şey arasından. Aklına gelebilecek her ihtimalden daha fazla seviyorum seni Bir şarkıyı besteler gibi özenle besliyorum hislerimi sana karşı. İlham aramaya gerek yok çünkü sen varsın. Başka bir söz aramaya gerek yok çünkü sen benim aşkımla varsın. Seni seviyorum Her gecenin bir sabahı, her dünün bir yarını, her duygunun bir karşılığı vardır Seni seviyorum Bir umut bulunur hiç bitmeyecek, bir ateş bulunur hiç sönmeyecek, bir su bulunur hiç tükenmeyecek. Bir de ölüm bulunur hiç ölünmeyecek. Seni seviyorum, seni sevdikçe sonsuza kadar yaşamış olacağım “Seni Seviyorum” dünyanın söylenmesi en kolay olduğu kadar cesaret etmesi en zor sözüdür. Her insanın yüreği el vermez söylemeye. Benim yüreğimdeyse seni sevmekten başka bir söz yok sevgilim. Cesur olmayı bana sen öğrettin Senden hariç her şey bir yana, sen sol yanıma! Gelecek günlerin hatrına Seni Seviyorum Aşk bir kelime olsaydı bütün sözlükleri, bir sayı olsa bütün matematiği, bir formül olsa bütün kimyayı sana vermek isterdim. Ancak ben sana yalnız sevgimi verebiliyorum İmkansızı düşünürsen seni buldum. Seni imkansız olarak görürken gerçeğin kendisini buldum Seni Seviyorum Kelebek kadar ömrümüz olsa dahi, bütün ömrüm boyunca, başka bir şey düşünmeden seni seveceğim Bir dermanı bulunmazmış bu aşkın, derman isteyen kim! Çare de sensin, ümit de. Yaşam da sensin, ölüm de. Sen varsan ben varım. Seni sevmekten başka ilacım mı var Bir şarkının sözünde, bir şiirin dizesinde, bir melodinin tınısında, bir rüzgarın esintisinde, bir aşkın en derininde; senin sevgin var sevgilim Romantik Seni Seviyorum Sözleri Romantik güzel sözler ile sevgilinize seni seviyorum’un en romantik cümleleri ile seslenebilirsiniz Belki de beni yaşama bağlayan şey sadece senin bana olan sevgindir. Susuz yaşayamaz ya çiçekler, ben de senin sevgin olmadan yaşayamam o zaman. Seni sevmekten başka bir amacım olamaz sevgilim Kokladığım her çiçekte, duyduğum her sözde, gördüğüm her yerde sadece sen ve senin aşkın var Sana koşuyorum sadece sana. Ceplerimde topladığım mevsimler var. Sıcağıyla, soğuğuyla bütün bir ömrü sana getirdim. Seni sevmek zamanı olsun diye bütün yaşamım Seninle bütün olasılıkların gerçekleşmiş haliyim. Mucizelere inanmamı sağlayan sendin, şimdi bir mucizeyi de beraber yaratalım sevgilim. Seninle tamamen sonsuzluğa gidelim Hayatımın anlamı olmak için gelmiştin bana. Yazılıydı bu kaderimde. Şimdi ise seni daha çok seviyorum, dualarım eklensin kaderime diye Seni sevmekten başka bildiğim bir şey yok benim. Senin aşkından başka her şeye karşı cahilim Seni öyle çok seviyorum ki; aklım başımdan, yüreğim bedenimden uçup gidiyor Hiçbir şey seni sevmek gibi değil sevgili, her şey sadece senden ve gözlerinden ibaret Sevmenin en sek tonundayım bugün ve yine hiçbir şey yapmadan seni sevme eylemime devam ediyorum kaldığım yerden. Seni sevmek sürekli devam eden bir eylem sevgili, seni sevmek öyle bir iki ay değil ömre sığdırabilinceye kadar sevmek demektir Sadece bugün değil yıllarımı alsa da seni seveceğim sevgili. Sen sevilecek en değerli mücevher, gezilecek en güzel şehir, keşfedilecek en berrak denizsin. Seni gezerek, görerek, bilerek ve hissederek sevmek gerek Kendi kalp atışlarımdan bir haber yaşarken takıldı kulaklarım senin kalp atışlarına. Ben senin kalp atışlarını sevdim sevgili, bundan daha ötesi mi var Ellerimle dokunduğum saçlarında kaldı parmak izlerim, hiçbir yağmur silemedi. Senin ve benim varlığımın en güzel yeriydi saçların; ben seni ilk saçlarından sevdim sevgili, buram buram sen kokan upuzun saçlarından Esmer yüzünün hemen altında duran gülümsemene tutuldum ben senin, parlayan gülüşünle geldi kalbimin yazı. Ben seni öylesine sevmedim, ben seni ölesiye sevdim sevgili Yine çalsan kapımı baksan, parmak uçlarımda piyano çalsan… Geceleri korkunca kulağıma sevdiğim şarkıları fısıldasan, sen benle bütün olsan ben senden hiç kopmasam. Nasıl bir aşk sevgili bu bende ki ne senden öteye gidebiliyorum ne sensiz bu dünyayı sevebiliyorum. Çok seviyorum, çok Aynı şarkıda kilitlendi kalplerimiz. Biz seninle bir şarkının giriş kısmında tanıştık, nakaratına kalmadan ruhlarımızı bedenlerimizle birlikte semaya taşıdık. Seni sevene kadar geçen süre bir nakarata varamadan yıl oldu sevgili, seni sevmek emek isteyen ve hızlı gelişen bir eylem Hiç beklenmedik bir anda çaldın kapımı içerisi boş mu diye… Boştu sevgili, seni görünce diyemedim boş diye. O kalp oracıkta hemen dolmuştu. Senin aşkın bana ömürlük olmuştu. Seni seviyorum Gel bak aşkına hala aynı yerinde asılı duruyor kalbimin. Seni sensiz bekleyen günlerimin hatrına kal sevgili. Seni seven bu kalbin en sağlam yerini kırma, orası benim yaşam merkezim. Sen onları bırak, ben seni herkesten daha çok severim Kalbim attığı sürece ve nefes alıyorken hala seni sevmeye bir ömür daha sığdırabilirim. Bir insan ne kadar sevebilir herkese ben gösterebilirim. Sevilen sen olunca sevmek anlamlı oluyor, bu anlamı anlatmak, herkesi ışığına boğmak isterim Seni sevmenin ötesinde bu hissettiklerimin avucuma bıraktıkları… Bir insanı sevmek şiir beslemekten değil şiir yazmaktan geçer. Bense sana şiirler besliyorum sevgili, öldürmüyorum sevdiğin şiirleri, öldürmüyorum noktalarını, virgüllerini. Öldürmeyeceğim sevgili, sevgimi de şiirlerini de öldürmeyeceğim. Kendimi bildiğim sürece seni ve şiirlerini seveceğim Adımlarını takip eder yüreğim, benim senden başka yolum yok. Her köşe başında sana çıkar kalbim benim senden başka sevebilecek bir aşkım yok Sevgiliye Seni Seviyorum Aslında yukarıdaki yazılarda da sevgiliye gönderebileceğiniz seni seviyorum sözleri bulabilirsiniz fakat bu kısımdaki sözler sevgiliye göndermek için daha uygun olacaktır Sadece seni değil; sana dair ve sana ait her şeyi seviyorum bu gece yine. Koydum kırık kadehime şarabı; gözlerinden başladım sevmeye önce, gerdanına takıldı gözüm sonra bir de gerdanından devam ettim sevmeye. Bütün gece dipten tırnağa sevdim seni, yarın gece yine seveceğim bile isteye İçimde yaşayan büyümüş bir çocuğun dudaklarından çıkacak iki kelimeye bakar aşk “Seni Seviyorum Duası kadar sevdi her insan. Kimisi ömürlük sevip Rabb’inden istedi benim gibi, kimisi de sadece dünyalık sevip hevesiyle gitti Sonraları anlarsın seni ne kadar sevdiğimi. Geç olur, güç olur ve için acır. En önemlisi de ben senden çoktan gitmiş olurum Yanımda olsan şimdi, nasıl da sevesim var seni Sarılmak istiyorum. Sımsıkı sarılmak… ve öylece kalmak. Bir ömür seni sevmek Onca kalbin arasında kalbim senin kalbini sevdi Ellerin dikenli olsa bile tutmak isteyecek kadar seviyorum seni Gönlünü, sözünü, gözünü, canını sevdiğim Ben seni içimden geldiği gibi sevdim. Gerisini de Allah’a bıraktım Sana hissetlerim göğüs kafesime sığmıyor Ben seni koklasam nefesimi vermeye kıyamam Gülüşünü ayrı, kendisini ayrı seviyorum Duygularımı tercüme edecek tek söz seni seviyorum değil Herkesten farklısın gözümde, herkesten ayrı. Seni sevmenin birçok sebebini sunabilirim sana Seni seviyorum haberin yok. Mevsimlerin, yılların, yolların haberi var ama senin yok Seni sevdiğim zamanlarda erteliyorum her şeyi, her şey erteleyişim oluyor Yitirmeli ne varsa senden önce. Seninle başlamalı her şey yeniden… Sevmek senden başlamalı sevgilim. Aşk senden Seçtiğim hayat sevdiğim insansın sen Bir şarkı tuttum, bir resim çizdim bize. Hangi şarkı dizesine bakarsan bak, hangi resimde figür olursan ol, seni her şekilde her halde yine en derinden ben seviyorum Yukarıda paylaştığımız en güzel etkileyici seni seviyorum sözlerini sevdiğiniz kişiye sayfadaki yazı izinsiz kopya sizde yorum kısmından sevgiliye seni seviyorum sözleri paylaşabilirsiniz.
*Some animal behavior**Hayvanlarda davranışın evrimini ve mekanizmalarını inceleyen bilim dalı, davranış bilimi adını alır. Davranış gibi soyut bir kavramın dölden döle kalıtılabildiği düşüncesi her dönemde tartışma konusu olmuştur. Ancak onsekizinci ve ondokuzuncu yüzyıllarda doğa bilimciler bu konuda yaptıkları binlerce gözleme ilişkin bibliyografik verileri ortaya koymuş ve Darwin, döller arasında kalıtıldığı çok belirgin olan pek çok uyumsal davranış örneğine dikkat çekmiştir. Darwin için en ikna edici örnek başka türden kuşların yuvalarına, kendi yumurtalarından birer tane bırakan Avrupa guguk kuşu kuşunun hayat hikayesi olmuştur. Birkaç alternatif yabancı yuvadan birine bırakılan guguk kuşu yumurtasından yavru çıkar çıkmaz, daha gözleri bile açılmadan yuvaya ait asıl yumurtaları ve yavrulan dışarı atar. Yuvanın sahibi olan ebeveyn kuşlar, bu kuşun kendi yavrulan olmadığını anlayamaz, yavru guguk kuşu tüylenene kadar, hatta kendilerinin birkaç katı büyüklüğe erişene kadar onu beslemeye ve ona bakmaya devam ederler. Erginleşen guguk kuşu, o zamana kadar kendi türünden bir erkeği ya da dişiyi büyük olasılıkla hiç görmemiş ve sesini duymamış olduğu halde, ilkbaharda tamamen kendi türünden bir eş bulabilir, ona kur yapabilir ve onunla çiftleşebilir. Darwin, guguk kuşunun, öğrenmek için hiç fırsatı olmadığı halde nasıl olup da yapması gereken herşeyi kusursuzca ve tam zamanında yapabildiğini merak etti. Örneğin yumurtasını birkaç yabancı türden birinin yuvasına bırakacak olan dişi guguk kuşu, bu yuvanın yerini bulabilmek için, bu türün dış görünüşünü öğrenmelidir. Peki birşeyi öğrenmesi gerektiğinde, kuş nasıl olup da sadece hatırlaması gereken bilgiyi öğrenmeye odaklanmakta ve etrafında kendi işine yaramayacak olan yığınla veriyi gözardı etmeyi “bilebilmektedir” ? Yavru guguk kuşu kendisine gerekli temel “talimatları” kalıtım yoluyla - yani gelişimi esnasında sinir sisteminin oluşumunu yönlendiren genleriyle- almış olmalıdır. Öğrenme ve davranışı yönlendiren bu kalıtsal talimatlar genelde içgüdü olarak bilinir; guguk kuşu örneğinde gördüğümüz ve büyük ölçüde kalıtılmış mekanizmalara dayanan davranış tipi de doğuştan gelen davranış ya da içgüdüsel davranış olarak tanımlanır. Herhangi bir davranışı tamamiyle içgüdüsel ya da tamamiyle öğrenilmiş olarak sınıflamak mümkün değildir öğrenmeye dayalı davranışların çoğunluğu esneklik gösterir, buna karşılık belirli çevre koşullarına uyum için evrimleşen en katı otomatik davranış bile doğuştan varolan bir takım mekanizmalar tarafından yönlendirilir. O halde içgüdü', davranışları düzenleyen ve yönlendiren, kalıtılmış, genetik olarak özgünleşmiş nöral bir olgu şeklinde tanımlanabilir. Bu yolla ortaya çıkan davranış ise en azından kısmen içgüdüseldir. Avusturya’lı ünlü zoolog Kari von Frisch'in 1915’lerde, hayvnlarının insanlardan çok daha geniş bir duyumsal deneyim sahibi olduğunu keşfetmesi, davranışla ilişkili araştırmalarda en önemli dönüm noktası oldu. Von Frisch çiçeklerin niçin renkli olduğunu merak ediyordu. Böceklerin renkleri görebildiği ve renkli çiçeklerin tozlaştırıcı böceklere çekici göründüğü düşüncesi yüzyılın başlarına kadar pek itibar görmedi. Yine de von Frisch, bu düşünceyi sınamaya karar verdi. Bilinen fizyolojik ya da biyokimyasal yöntemleri bir kenara bırakıp yeni bir gelenek başlattı ve deneylerinde kendi yarattığı davranış testlerini kullandı. Önce balarılarını, mavi bir kartın üzerine yerleştirdiği cam kaptan şekerli su yani besin toplamaya alıştırdı. Sonra kartı ve şekerli su kabını kaldırıp, yerine çeşitli tonlardaki gri kartları dizdi. Bu kartların arasına bir tane de mavi kart ekledi ve herbirinin üzerine boş cam kaplar yerleştirdi Şekil Görme yetenekleri gerçekten siyah ve beyazla sınırlı ise, arıların, gri tonlarından en az biri ile mavi rengi karıştıracaklarını düşünüyordu. Halbuki arılar, tanımayı öğrendikleri kartın rengini ayırdetmekte hiç güçlük çekmediler. Sonraki çalışmalar, arıların, -kırmızı renk körü oldukları için- kırmızı ile koyu griyi ayırt edemediğini; fakat ultraviyole UV renk spektrumunu gayet iyi ayırt edecek şekilde geniş bir görüş alanına sahip olduğunu ortaya koydu. Bu bulgudan hareketle dünyayı UV filtreleri ile incelemeye ve arıların neleri görebildiğini anlamaya çalışan von Firsch, arılar aracılığıyla tozlaşan çiçeklerin ortalarının, UV filtresiyle koyu renkli göründüğünü ve belirgin şekilde bir boğa-gözü biçiminde olduğunu keşfetti. Daha sonraları, öğrencileriyle birlikte arıların diğer bazı sıradışı yeteneklere de sahip olduğunu buldu. Bu bulgulara göre arılar; ışığın polarizasyon yönünü görüyor, insanların duyamadığı sesleri ayırdedebiliyor, karbon dioksiti, nemi ve insan burnu için çok zayıf olan kokuları duyabiliyor, yeryüzünün manyetik alanını hissedebiliyordu. Von Frisch ve onu izleyen araştırmacıların çalışmaları, çeşitli hayvanların duyu organlarının, onlara, özel yaşamsal gereksinmelerini karşılamaya yarayacak duyum deneyimleri kazandıracak şekilde evrimleştigini ortaya koymuştur. ANAHTAR UYARI = İŞARET UYARISI VE BAŞLATICILAR Von Frisch ve diğerlerinin keşiflerinin ardından Avusturya’lı doğa bilimci Konrad Lorenz; çeşitli hayvanların duyum yetenekleri birbirine denk olduğu ve hepsi aynı şeyi algıladığı halde, beyinlerinin bu algılananları farklı şekilde yorumlayabileceğini farketti. Bu keşif, 1930'larda Lorenz’in bir gözlemi üzerine gerçekleşti Lorenz,.ne zaman elinde aşağı doğru sarkan siyah bir şey taşısa evcil kargalarının saldırısına uğruyordu. Kendileri de siyah olan bu kuşlar, asılı vaziyette sallanan siyah nesneler gördüklerinde bunları tehlikede olan hemcinsleri sanıyorlardı. Lorenz, diğer durumlarda birbirlerini birey olarak ayırdetmekte güçlük çekmeyen kuşların, bu özel durumda görüntünün büyük kısmını gözardı ederek sadece küçük bir ayrıntısı üzerinde odaklandığını bunun da kuşlar için yanıltıcı olabildiğini düşündü. Bu olayı daha ayrıntılı olarak inceleyen Lorenz ve davranış bilimci Niko Tinbergen, bir çok hayvanın belirli uyarılara ileri derecede duyarlı olduğunu buldular. Örneğin golyan balığı gibi yaygın dikenlibalıkların erkeği ve dişisi, çiftleşme bölgesine girmiş olan erkekleri vücutlarının yan yüzeyindeki kırmızı çizgiden ayırdeder. Dikenlibalıklar bu kırmızı çizgi işaretine o kadar fazla uyum sağlamıştır ki; kendilerine çiftleşebilecek erkeği bulmada yardımcı olabilccck şekil ve büyüklük gibi diğer ipuçlarıyla hiç ilgilenmezler. Tinbergen, çiftleşme bölgesinde bulunan ve akvaryumlarının yan tarafından kırmızı renkteki İngiliz posta kamyonlarının geçtiğini gören erkek dikenlibalıkların bu kamyonlara saldırmaya çalıştıklarını bildirmiştir. Davranış terimlerinden biri olan anahtar uyarısı, kırmızı çizgi örneğindeki gibi belirli bir davranışa neden olan herhangi bir basit uyarıdır. Belirli bir davranış tepkisinin, yine belirli bir anahtar uyarısıyla ortaya çıktığı Lorenz’in şu gözlemi ile ispatlanmıştır bir tavuk civcivini rahatça görebilse bile, onun yardım istediğini sadece civcivin tehlike belirten özel bir seslenişinden anlayabilir. Hayvanlar alemindeki bütün davranışlar, anahtar uyarısı ile düzenlenmektedir. Martı ve kaz gibi yuvalarını yerde yapan kuşlar, yumurtalarını içgüdüsel olarak döndürürler -bu davranış embriyoların yumurtanın kabuğun a yapışmasını engeller-ve bu işlem sırasında yuvadan uzaklaşmış olan yumurtaları özenle yuvaya geri yuvarlarlar. Ancak bu kuşlar pil, golf topu, bira şişesi gibi yuvarlak nesneleri de yumurtaları zannederek yuvalarına yuvarlarlar. Benzer şekilde erkek ardıç kuşları üreme mevsiminde kendi bölgelerindeki bütün kırmızı renkli nesnelere saldırır. Bu kuşların görünüşte uygun olmayan uyarılara yanıt oluşturması, iyi görmedikleri anlamına gelmez. Aksine, bu ve buna benzer mekanik davranış örnekleriyle yapılan deneyler, belirli uyarıların belirli bir özel davranışı tetiklediğini göstermiştir; çünkü hedef organizma bu tür uyarılar karşısında aşırı bir nöral duyarlılığa sahiptir. İşaret uyarıları, özgün davranışların ortaya çıkışını başlattığı için sıklıkla başlatıcı olarak adlandırılırlar. Bir davranış; incelenen organizmanın duyum yeteneklerine bağlı olarak, pek çok duyum çeşidinden birine yönelik bir başlatıcıdan kaynaklanmış olabilir. Örneğin feromonlar yani özelleşmiş reseptör hücrelerinin duyarlı olduğu kokular sıklıkla başlatıcı olarak görev yaparlar. Denizyıldızının kokusu Aplysia' da kaçma tepkisine yol açar ve bu koku bir feromondur. Sesler de başlatıcı olarak iş görebilir. Örneğin, dişi sivrisineğin hızla kanat çırpması sırasında oluşan yüksek frekanslı sesler, aynı türün erkeklerini cezbederek eşleşmeye yönlendirir. Yarasa çığlıkları ya da şıngırdayan anahtarlardan çıkan benzer frekanslar bazı güvelerde kaçış tepkimelerine yolaçar. Birçok çiçekte UV ışığı altında görünen ve arıları cezbeden boğa-gözü şekli görsel bir başlatıcıdır. Türlerin başlatıcılara karşı taşıdığı duyarlılık, hayvanların çoğunda doğuştan mevcuttur ve türe özgü çeşitli davranışlar bu sayede ortaya çıkmıştır. Pek çok türün yavruları, ana-baba bakımını tetiklemek ve yönlendirmek için gerekli başlatıcılarla doğar. Örneğin, guguk kuşu yavrusunun gırtlağında doğuştan turuncu bir bölge bulunur ve yavrunun özel bir ötme tarzı vardır. Bu iki özellik ana guguk kuşunda, kendi yavrularını bulabilmek ve besleyebilmek için başlatıcı ödevi görür ve böylece yavrunun sağ kalması garanti altına alınmış olur. Başlatıcıların varlığı büyük bir avantajdır bunlar hayvanlar için kritik olan belirli davranışları otomatik olarak başlatabilir böylece hayvanların deneme-yanılmaya dayalı zaman tüketen öğrenme işlemlerine gereksinmesi kalmaz. Yine de, başlatıcıların yanlış ya da uygun olmayan bir davranışı tetikleme ihtimali vardır ve bu da önemli bir dezavantajdır, ileride göreceğimiz gibi, öğrenme ve başlatıcıların biraraya gelişi, hayvanlara genellikle her ikisinin de en iyi özelliklerinden yararlanma olanağını verir. Başlatıcılar daha iyi anlaşıldıkça; bunların bir çoğunun -belki de hepsinin- belirli özelliklerin varlığına bağımlı olduğu ortaya çıkmaktadır. Çalışmalarını birbirinden bağımsız olarak sürdüren, Oxford’dan Niko Tinbergen Wisconsin Üniversitesi’nden Jack Hailman; ana ringa martısının hangi özelliğinin, yavruları yiyecek için yetişkinlerin gagasını gagalamaya yönelttiğini aydınlatacak modellerle geniş kapsamlı deneyler yaptılar. Deneyler; annelerin gagalarının alt tarafında bulunan kırmızı benek, hafifçe üne-arkaya sallandıkça yavruların içgüdüsel olarak bu noktayı gagalama tepkisi verdiğini ortaya koydu. Bununla birlikte ana martıda bu içgüdüyü tam olarak neyin yönlendirdiği hakkında kesin bir veri yoktu. Başsız bir gaga modeli ya da bu beneği değişik yerlerinde taşıyan bir gaga modeli yavrularda gagalama davranışını ortaya çıkarmak için yeterliydi; buna karşılık, üzerinde benekler bulunan mukavva çubuktan yapılmış gerçek dışı bir model, normal martı başından daha etkiliydi. Bir cevabı oluşturmada, doğal uyarıya kıyasla daha kuvvetli etki gösteren bu tip abartılı özellikler aşırı uyaran olarak bilinir. Bu örnekte sözü edilen iki başlatıcı, -yatay olarak hareket eden bir benekle zemin rengi ile belirgin bir zıtlık olduğu sürece beneğin rengi pek önemli değildir, yine yatay olarak hareket eden dik bir çubuk- birarada iken, civcivin merkezi sinir sisteminde her iki uyaranın başlatıcı etkilerini birbirine eklenir ve yanıt oluşturma ihtimali artar. Değişik başlatıcıların birarada etki gösterdiği durumlar doğada yaygın olarak karşımıza çıkar; tanıma sisteminin özgünlüğünü arttıran bu durum farklı başlatıcıların eklenmesi olarak adlandırılır. Daha sonra Hailman, civcivlerin ebeveynlerini tanımalarını sağlayan iki başlatıcının civcivlerdeki iki farklı özellik saptayıcı ile ilişkili olduğuna dikkat çekti; bunlar, yatay hareketler yapan benekleri saptayan ve yatay hareket eden dik hatları saptayan özellik saptayıcılardı. Avrupa kara kurbağasının avını nasıl tanıdığını araştıran çalışmalar da aynı mekanizmanın geçerli olduğunu ortaya koydu. Sonraki birkaç on yılda Almanya’da, Kassel Üniversitesi’nden Jörg Peter Ewert, kara kurbağanın avını yakalamasını sağlayan bir dizi hareketi yani kurbağanın bu nesneye dönüp uzun ve yapışkan dilini aniden ona doğru uzatması davranışını başlatan uyarıyı tanımladı. Bu davranışın, tek ve en güçlü başlatıcısı uzun ekseni boyunca hareket eden bir çubuktur-çubuk modeli, kurbağanın besin olarak tercih ettiği solucan ve kırkayakların doğal görüntüsünden yola çıkılarak kullanılmıştır Şekil Eğer av, bu işaret uvarısı yanında kara kurbağanın doğuştan duyarlı olduğu kokuyu da taşıyorsa, hayvan onu yakalamaya daha kuvvetle yönelecektir. Kara kurbağanın göz sinirinin beyindeki başlangıcının ve teetumun görme alanlarından kayıtlar alırken, Ewert, kurbağanın görsel dünyasının duyum “haritasını” keşfetti. Kara kurbağanın görme alanının alt yarısında -genellikle karadaki avlara ilişkin bölge- özel olarak avın şekline ve hareket tarzına uyarlanmış özellik saptayıcılar taşıyan bir tabaka mevcuttu. Mikroelektrotlar kullanarak yaptığı deneyler sırasında Ewert, bazen tek bir hücreyi uyarmayı başardığında, kurbağanın, görme alanındaki bu noktanın uyarlanmış olduğu yöne doğru döndüğünü ve hayali bir hedefe dilini uzattığını gözlemledi. Ewert araştırmaları esnasında, kara kurbağalarında, iki farklı özellik saptayıcı grubu daha bulunduğunu saptadı -bunlardan biri kıpırdayan noktaları büyük bir olasılıkla uçan böcekleri, diğeri de potansiyel yırtıcı hayvanları özellikle yakındaki büyük ve hareketli nesneleri tanımaya yönelik özellik belirleyicilerdir. Kara kurbağa bunlara ya yere sinerek ya da kaçıp gözden kaybolarak tepki gösterir. Görüldüğü gibi, çoğu hayvanın iletişim kurması için çeşitli özelliklerin içgüdüsel olarak tanınması gereklidir ve bunu sağlayan da görsel, işitsel ve koku almaya dayalı özellik saptayıcılardır. Lorenz ve Tinbergen, 1930’larda bazı davranışların bir başlatıcıya ya hep-ya hiç tarzındaki tepki ile oluştuğunu fark ettiler bu davranışlar, bir kere başladıktan sonra duruma bağlı olmaksızın devam edip tamamlanır. Kazların yumurta yuvarlama davranışı buna en çarpıcı örneklerden biridir. Bir kaz yuvasının dışında bir yumurta gördüğünde başını kaldırır, boynunu yumurtaya doğru uzatarak onu gagasının altına alıp yuvaya geri yuvarlar sonra tekrar kuluçkaya yatar. Sıradan bir gözlemci, bu davranışı kaz açısından bakarak onun bir problemi fark ettiği ve çözdüğü şeklinde yorumlayabilir. Fa kat bu bölümde önceden de bahsedildiği gibi, kaz yuvasında sürekli olarak yumurta yuvarladığı ve bu konuda deneyimi olduğu halde, yumurta olmadığı açıkça belli olan diğer birçok nesneyi de yuvarlamaktadır. Belli ki kaz, bir yumurtanın ne olduğu hakkında ancak kabataslak bir fikre sahiptir. Uzanmaya çalıştığı yumurta alındığında kaz, hiçbir şey olmamış gibi yumurtayı dikkatle yuvasına yuvarlama davranışına devam eder. Kısaca, yumurta yuvarlama koşullardan bağımsız bir davranış birimidir ve bir kere başlatıldıktan sonra başka bir uyarıya neredeyse hiç gerek olmadan tamamlanır. Lorenz ve Tinbergen bu tip davranış birimlerini sabit hareket kalıplan olarak adlandırmışlardır. Sabit hareket kalıplarının daha pek çok örneği bulunmaktadır. Bunlar arasında, bu ve önceki bölümlerde tartışılan bir dizi davranış sayılabilir. Yavru guguğun asıl yuva sahibine ait yumurta ve yavruları ortadan kaldırması, kara kurbağaların av yakalama davranışı, beslenme, Aplasia'ınn kaçma davranışı, çekirgelerin sıçraması ve insanların yutkunması, sabit hareket kalıbı örnekleridir. Lorenz ve Tinbergen tarafından tanımlanan sabit hareket kalıpları günümüzde motor programlar olarak adlandırılmaktadır. Biz bundan sonraki bölümlerde daha modern olan bu terimi kullanacağız ancak halen birçok araştırmacı, yumurta yuvarlama gibi duyuma dayalı feed-back geri beslemeli uyanlardan neredeyse tamamen bağımsız olan davranış birimlerini, ayakkabı bağlama ya da piyano çalma gibi hem feed-back uyanlarına bağımlı hem de öğrenmeye dayalı motor programlardan ayırdedebilmek için bu eski terimi kullanmaya devam etmektedir. OLGUNLAŞMA VE MOTOR ÖĞRENME Genellikle doğuşta sergilenmeyen bir motor davranışın, öğrenilmiş >ir davranış olup olmadığını kesin olarak söylemek zordur. Bununla birlikte bazı durumlarda özellikle omurgasızlarda öğrenme olanakları o kadar sınırlıdır ki yalnızca yetişkinlerde görülen birçok davranışın bile doğuştan var olduğu kabul edilmelidir. Örneğin, bal arılarını yakalama konusunda özelleşmiş olan bir yaban arısı koza örme, kozadan çıkma ve kendine özel tipte bir yuva kazma, kendine bakma, uçma, kur yapma ve çiftleşme, anlara saldırma, kendisi zarar görmeden onu boynunun arkasındaki zayıf bölgeden sokma, kurbanının toplamış olduğu balı onun karnını sıkarak çıkarma, uçarken felç ettiği avını taşıma, yeni yuva kazma, yumurtlama, yuvasını kapatma ve benzeri davranışlarla donatılmış olarak doğmuş olmalıdır. Çünkü bir yaban ansının, doğumu ile ilk davranışını sergilemesi arasında, bunu deneme-yanılma ile öğrenmek için hiç fırsatı olmayacaktır. Bununla birlikte, diğer omurgasız davranışlarının çoğu değişken ve karmaşıktır, ayrıca zamanla değişikliğe uğrar. Halbuki omurgalılar, daha uzun ömürlü oldukları için ve daha az yaşam telaşı içinde olduklarından, deneyim kazanma olanağına ve avantajına sahiptirler. Yine de, omurgalılarda öğrenilmiş gibi görünen birçok davranışın aslında doğuştan var olduğunu belirtmek gerekir. Şikago Üniversitesi’nden Eckhard Hess’in zekice kurguladığı deney, bir motor programın nasıl olgunlaştığını gösteren klasik örneği oluşturmuştur. Hess, bu deneyde veni dogmuş civcivlere görüş alanını yedi derece sağa kaydıran minik gözlükler taktı ve civcivlerin yumuşak toprak üzerine yerleştirilen bir hedefi gagalama davranışı için anahtar uyarısı görevi yapan tohumlara benzeyen çivi başlarını bularak onu gagala inaktaki isabet oranım kaydetti. Hem gözlüklü hem de gözlüksüz civcivlerin yumuşak zemindeki gagalama izleri dağınıktı; fakat gözlüklü civcivlere ait izler belirgin bir şekilde hedefin bir tarafında yoğunlaşmıştı. Birkaç gün sonra, iki grupta da gaga izlerinin dağınıklığı azaldı ancak gözlüklü civcivlerin gagaladıkları alan hala hedefin dışındaydı. Bu deney, civcivin hedefi bulma ve gagalama davranışının, öğrenmekten ziyade doğuştan varolan ve sinir-kas koordinasyonunun artmasının basit bir sonucu olarak gelişen bir davranış olduğunu ortaya koymuş oldu. Bu davranış kalıbı insanlar için de istisnasız geçerlidir. Örneğin, doğumdan yaklaşık bir ay sonra ortaya çıkan gülümseme eylemi öğrenmenin bir sonucu değildir nitekim gözleri görmeyen bebekler bile bir uyarı ile gülümsemeye başlarlar. Öğrenilmesi gerektiğini düşündüğümüz davranışlar bile aslında doğuştan var olan motor programların ortaya çıkmasıdır. Örneğin, birçok türde doğuştan var olan yürüme davranışı, bizim türümüzde önce öğrenilmelidir. Yürümeyi sağlayan, bacakların adım atma yeteneği ve bacakların karşılıklı etkileşimini sağlayan refleks arkları, doğumda önceden var olmasına karşın - insan yavrusu yürüyemeyecek kadar küçükken bile, kendisini uygun şekilde destekleyen bir yürüteçe konulduğunda yürüme hareketleri yapar- insanlar kendi ağırlığını taşıyabilecek olgunluğa ulaştığında önce vücudunu dengede tutmayı öğrenmek zorundadır. Ancak zahmetli öğrenme işlemleri tamamlandıktan sonra yürüme otomatik hale gelir. Yüzme ve bisiklete binme eylemlerinin de hikayesi aynıdır ve herkesin bildiği gibi büyük uğraşlarla bir kere öğrenildikten sonra hiçbirisi tamamen unutulmaz. Aynı davranış kalıbı diğer hayvanlarda da görülebilir öğrenilen davranışlar sıradan hale gelebilir ve büyük ölçüde otomatikleşebilir -öyle ki doğuştan var olan bir motor programın özelliklerini gösterirler. Bu, beyinde yeni motor-program döngülerine ait bağlantıların kurulması esnasında meydana gelir. Gerçekten de insanlarda meydana gelen kısmi beyin hasarının etkilerini inceleyen çalışmalar, korteks ve serebellumun bazı özel bölgelerinin, öğrenilen motor programlarına ayrıldığını ortaya koymuştur. Bu bölgeler, büyük ölçüde lokalize olmuş durumdadır; örneğin, daktilo yazmak, yazı yazmak, örgü örmek, piyano çalmak, ayakkabı bağlamak ve bunun gibi duyarlı parmak kontrolü gerektiren motor programların kurulması ve depolanması için korteksin belirli bir bölgesi kullanılırken; yüzme, futbol oynama gibi aktivitelerde gerekli organ hareketleri ile ilişkili programlar için korteksin diğer bir bölgesi kullanılır. Öğrenilmiş davranışların artık detaylı bilinç kontrolü olmadan gerçekleşebilmesi, asıl bilinçli dikkatin yeni problemler üzerinde odaklanmasına imkan verir. Bu hem insanlar için hem de diğer havyanlar için bir önemli bir avantajdır. Örneğin; tohumların kabuğunu soymayı öğrenen bir kuş, beslenme esnasında, bir yandan bu işi otomatik olarak yaparken diğer yandan dikkatini etraftaki düşmanlarını izlemeye verebilir. Öğrenmenin karmaşık motor davranışta sıklıkla oynadığı temel rol üzerinde durmadan önce öğrenme faktörü yokluğunda mevcut olan karmaşıklık ve esneklik düzeyi üzerinde durmak gerekir. Çeşitli gözlemler ve deneyler ileri derecede karmaşık olan davranışın içgüdü ile yönlendirilebildiğini açıkça göstermiştir. Örneğin bilindiği kadarıyla tüm kuşlar yuva yapmak için doğru malzemeyi ve elverişli yerleşim yerini içgüdüsel olarak belirlerler ve bunu yaparken, doğuştan sahip oldukları talimatlara uyarlar. Kuş yuvaları karmaşıklık açısından, vere kazılmış basit bir çukurdan, her katı değişik malzeme ile örülmüş çok katmanlı yapılara kadar -örneğin ardıç kuşu yuvasını yaparken ilk olarak çalı çırpı, sonra ince dallar, sonra çamur ve son olarak ot kullanır- çeşitli biçimlerde inşa edilmiş olabilir. Ayrıca bu bütün bu malzemeyi birbirine ve yuvayı temele bağlamak için kullanılan malzeme de en az yuvanın kendisi kadar türe özgüdür ve dışkıdan, örümcek ağına ve yapışkan özellikteki tükrüğe kadar geniş bir çeşitlilik gösterir. Kaliforniya Üniversitesi’nden N. E. Collias ve E. C. Collias; yuva yaparken birçok adımda gerçekleştirilen işlemlerin birbiri ile son derece uyumlu bir bağlantı içinde ortaya çıkışının, başka hiçbir örnekte dokumacı kuşlarındaki kadar açık seçik görülmediğini vurgulamışlardır. Yuva yapma işi erkek dokumacı kuşunun yuva yapmaya uygun dalı -ki bu genellikle ters duran bir Y harfi biçimindedir- seçmesiyle başlar. Bunun ardından erkek kuş çeşitli otlar toplar ve bunları şeritler halinde yırtarak yuvanın dokusunu oluşturmaya uygun hale getirir. Sonraki adımda kuş, bu şeritleri teker teker dokuyarak kendi etrafında bir çember oluşturur bunun işi yaparken, şeritin ucunu önce dar bir aralıktan içeri sokar, şeritin ucu diğer taraftan çıkana kadar gagasını titreştirir sonra bu ucu yakalar ve çeker; bu esnada şeritin diğer ucu yapılmakta olan yuvanın dokusu içinde kalır. Kuş, şerit bitinceye kadar bu işlemi tekrar tekrar yapar. Bu davranış “döngü tamamlama” denilen bir bilgisayar rutininine benzer -yani, önceden belirlenmiş bir; amaca ya da kritere ulaşılana kadar bir seri işlem mekanik olarak devamlı tekrarlanır. Yuvanın girişi dışında kalan kısımlar tamamlandığı zaman, erkek kuş yapım işini içgüdüsel olarak bırakır ve kur yapma davranışları sergiler. Yani yuvasına asılarak kendisini başaşağı sarkıtır, kanatlarını açarak çırpmaya ve ötmeye başlar. Eğer bir dişi, erkeğin çağrısını kabul ederse yuvanın içini önce yumuşak otlarla onun üzerini de tüylerle döşer; bu arada erkek kuş yuvanın girişine, yılan ve diğer yırtıcı hayvanlardan korunmak üzere bir tüp örer. Bu karmaşık yapının inşa edilmesi süreci daha basit olan alt aşamalardan oluşmaktadır öyle ki her bir alt aşamanın kendi motor programı ve açıkça belirli bitiş kriterleri mevcuttur. Örneğin, Collias, yuvayı su geçirmez hale getirmek için çatının geniş çalı parçalarıyla örülmesi sırasında yuvanın çatısını ışık geçirmeyen bir örtüyle örtmek suretiyle çatının kapatılması aşamasını sonlandırabildiğini gördü, böylece opak tabaka tamamlandığı zaman kuşların çatıya çalı çırpı taşıma işlemine son vermeye programlanmış olduğu anlaşıldı. Kuş bir sonraki aşamaya başladığında Collias örtüyü alsa bile kuş tekrar çatıda yarım kalan işe geri dönmedi. Doğuştan var olan davranışlar içinde en karmaşık olanı, büyük bir olasılıkla bu alt aşamalar arasındaki geçişlerdir belirli davranış aşamaları, çevreden gelen sinyallerle başlatılır; başlama ve bitiş işlemleri ise önceden belirli olan bir sıraya uygun olarak gerçekleşir ve bu süreçte ortaya çıkacak terslikleri gidermek için çözüm yaratma olgusu ya çok sınırlıdır ya da hiç yoktur. MOTİVASYON/HAREKETE GEÇİRME VE DÜRTÜ Farklı türlerin davranışları da birbirinden farklıdır -örneğin dokumacı kuşu yuvasını ardıç kuşundan ya da kazlardan oldukça farklı biçimde inşa eder. Ayrıca, aynı hayvanın değişik zamanlardaki davranışı da birbirinden farklı olabilir- kuşlar her zaman yuva yapma, güneye göç etme, potansiyel eşlere kur yapma davranışı göstermezler. Hayvanı belirli bir anda birşeyi daha sonra başka birşeyi yapmaya iten içsel kuvvet dürtü olarak adlandırılmaktadır. Dürtünün iki temel etkisi vardır, ancak bunların ikisi de henüz tam olarak anlaşılamamıştır dürtü, hayvanın gelen uyarıya tepki verme eşiğini değiştirebilir böylece belirli bir davranışı iyice belirgin bir hale getirebilir ya da daha değişik bir hale koyabilir ya da bu davranışı tamamen yeni bir programla değiştirebilir. Eldeki veriler, dürtülerin bir çeşit hormonal kontrol, proprioseptörel düzenleyici ve önceki bölümlerde incelediğimiz alışkanlıklar tarafından şekillendirildiğini kuvvetle düşündürmektedir. DAVRANIŞTA ÖNCELİKLERİN AYARLANMASI Bir hayvan, aynı anda hepsi aktif olan çeşitli dürtülere cevaben; yiyecek arama, su arama, bir eşi cezbetme, kendi yaşam bölgesini diğer hayvanlardan koruma, yuvasını ya da barınağını onarma hatta oyun oynama gibi değişik davranışlar arasından bir seçim yapmak zorundadır. Belli bir anda, bu davranışlardan bazıları diğerlerinden daha önemlidir ancak kaçma davranışı hemen her zaman en öncelikli davranıştır. “Zamanı bölüşme” olarak adlandırılan bir işlemle çeşitli dürtülerin yanıt eşikleri değiştirilebilir; bu değişiklikle belirlenen, o ana ait öncelik; hayvana, seçilmek için adeta yarış halinde olan çeşitli davranışlardan hangisini uygulayacağı konusunda yol gösterir. Bu öncelikler, örneğin, bir örümceğin belirli bir anda beslenmeyi mi yoksa eşleşmeyi mi gerçekleştireceğini belirler. En fazla öncelik taşıyan davranışın gerçekleştirilmesiyle, bu davranışı yönlendiren dürtünün o anki önemi azalır böylece önceden daha az önemli olan diğer bir davranışın önceliği artabilir. Hayvanın hangi davranışı seçeceği sadece, çeşitli dürtülerden hangisinin o anda nispeten daha acil durumda olduğuna değil, aynı zamanda ortamda mevcut fırsatlara da bağlıdır orta derecede aç; fakat çok susamış olan bir hayvan, ortam her iki davranış için de uygun ise su içmeye, buna karşılık, çevrede su bulunmuyorsa karnını doyurmaya yönelecektir. DAVRANIŞ PROGRAMLARININ DEĞİŞMESİ Gelen uyarılara yanıt eşiğinin değiştirilmesine ilaveten, dürtüler, bir davranışı bütünüyle ortadan kaldırabilir ya da yeni bir davranış ortaya getirebilir. Örneğin, bir göçmen kuş, zamanı geldiğinde normalde aldığı besinleri belirgin bir şekilde değiştirerek göç yolculuğu için gerekli enerjiyi sağlamak üzere vücuduna yağ depo edecek besinleri yemeye başlar, yılın göçe uygun döneminde göçeder ve uçacağı yönü doğru olarak belirler. Bir kuş nasıl olup da daha önce hiç göç etmediği halde göç zamanı geldiğini sezinlemekte ve davranışını buna uygun olarak değiştirmektedir? Ve niçin kazlar, dışardaki yumurtaları yuvaya yuvarlama davranışını; sadece yumurtlama devresinin bir hafta öncesi ile civcivlerin yumurtadan çıkış döneminin bir hafta sonrası arasında sergilemekte ve bunun dışındaki zamanlarda dışarda kalan yumurtalara aldırış etmemektedir? Bu tip soruların cevabı günümüzde tam olarak verilmemiş olmakla birlikte; hayvan davranışlarının, genellikle bir çeşit içsel zamanlayıcının kontrolunda olduğunu biliyoruz. Bu zamanlayıcının görevi, hayvanın davranışını yaşamın belirli bir evresine uygun bir düzenden, bir sonraki evresine uygun diğer bir düzene devamlı olarak değiştirmektir. Davranış kalıplarının böyle otomatik olarak değiştirilmesinin, oldukça iyi anlaşılmış örneklerinden biri halkalı güvercinlerin kuluçkaya yatma davranışıdır Şekil Halkalı güvercin normal koşullarda, eşine kur yapar, onunla çiftleşir, yuva yapar, yuvaya bir gün arayla iki yumurta yumurtlar genellikle akşam üstü ve kuluçkaya yatar. Yaklaşık 16 gün sonra yavrular yumurtadan çıkar ve yetişkinler onları gırtlaklarındaki özel bir bez tarafından yapılan kursak sütü ile beslemeye başlar. Fxkhard Hess ve halen Purdue Üniversitesi’nde bulunan Erich Klinghammer, bu kuşlarda görülen davranış değişimine ilişkin bazı mekanizmaları aydınlatmışlardır. Bu konuda önemli bir keşif; bu iki araştırıcının, bir türün yetişkinlerinin yabancı bir türün yavrularını besleyip beslemeyeceğini test edecekleri bir deneyin hazırlığını yaparken, yuva yapan halkalı güvercinlerin yabancı türden yumurtalarla birarada tutulması sırsında ortaya çıkmıştır. Yumurtalar yuvada göründükten tam 16 gün sonra; bu yumurtaların kime ait olduğu, kendilerinin daha sonraki bir tarihte yumurtlayacak olması ya da yumurtalardan yavruların ne zaman çıkacağı hiç önemli olmaksızın halkalı güvercinlerin kursak sütü üretmeye başladığı görülmüştür. Bu bulgudan anlaşılacağı gibi, yavruları beslemek için gerekli olan metabolik ve fizyolojik hazırlıkları kontrol eden zamanlayıcının, 16 günlük bu davranışı harekete geçirmesini sağlayan şev, yumurtaların görünmesidir. yumurtaların görünmesi ayrıca uygun şekilde kuluçkaya yatma ve yavru besleme davranışlarına ait dürtüleri de tetikler. Halkalı güvercindeki bu özel zamanlayıcı, yumurtlayan kuşlarda prolaktin hormonunun düzeyini ayarlar. Pıolaktin, beyindeki özel nöronlara bağlanarak, yumurtlayan kuşlara özgü davranışları ve kursak sütü üretimini harekete geçiren döngüyü başlatır. Prolaktinin düzeyi belirleyicidir; çünkü kuluçka davranışı düşük hormon konsantrasyonuyla başlatılırken, kursak sütü üretimi daha yüksek bir hormon konsantrasyonu gerektirir. Benzer davranış zamanlayıcıları; belirli davranışları başlatıp durdurmak için her zaman belirli hormon düzeylerindeki değişmeleri kullanma- salar da, özellikle yumurta yuvarlama davranışının ve diğer sayısız motor davranışın kontrolundan sorumludurlar. Bütün alışılmış davranışları başlatıp durduran ve dürtüleri yönlendiren içsel zamanlayıcıların en belirgin olanı, günlük davranış döngülerini -örneğin uyuma ve uyanma döngülerini- kontrol eden evrensel bir zamanlayıcıdır. Bir hayvandaki döngülerin, dışardan bir uyarı gelmediği zaman dahi devam etmesi bu “saatin” var olduğunu kanıtlamaktadır. Örneğin, geceleri dolaşan ve yem arayan bir hayvan olan uçan sincap, 10 saat yem arama-14 saat dinlenme döngüsünü sürekli karanlık koşullarında bile hiç bozmadan devam ettirir. Hayvanlardaki döngüsel davranışların periyodu, yaklaşık 24 saat tam olarak değilse bile olduğu için bunların kontrol ettiği döngülere sirkadiyen ritimler denmektedir Latin dilinde cırca, “hakkında, dair” ve dies, “gün” anlamındadır. Deneysel koşullarda çeşitli aktivitelerin ritimleri, 24 saatlik güne göre sistematik olarak süregider. Organizmaların ritimleri, uyarıların türe özgü hiyerarşisi tarafından yeniden kurgulanabilir; bunlardan en önemlisi de genellikle ışıktır. Yeniden kurgulanmaya içsel saatin verdiği yanıt “faz değişimi” olarak ya da daha sıklıkla “saat değişimi” olarak bilinir, özel bir zamanlama programına tabidir. Işığın görünmesi, birçok hayvan tarafından günün başlangıcını belirten bir anahtar uyarı olarak algılanır. Şafak sökmeden 6 saat önce verilen ışık, ritimi normale göre ileri alır; buna karşılık karanlık bir ortamda günün ışıması gereken saatten birkaç saat sonra verilen ışık, normal ritimi geciktirir. Sirkadiyen saatin dış kaynaklı uyarılara uyum sağlamak üzere bunlarla yeniden eşzamanlı hale gelmesi; dış ortamla içsel zamanın birbirinden ne kadar farklı olduğuna bağlı olarak, birkaç gün alabilir. 'jct-lag” geride kalma olarak bilinen olayın nedeni de bu durumdur. Sirkadiyen saatler, sadece buraya kadar sözü edilen organizmalarda görülmez. Saat fenomeninin isler tek hücre isterse çok hücreli bitki ya da hayvan olsun bütün canlı varlıklara ait tipik bir yapı işleyiş olduğunu gösteren pek çok bulgu mevcuttur Yaklaşık 24 saatlik döngüler takibeden hücresel işlevler arasında enzim aktivitesi, ozmotik basınç, solunum oranı, büyüme oranı, zar geçirgenliği, biyolüminesens biyoışıma, ışığa ve ısıya duyarlılık ve çeşitli ilaçlara duyarlılık sayılabilir. Klinisyenler, bir ilacın uygun olan dozunun günün değişik saatlerinde birbirinden farklı olabildiğinin hatta bazı durumlarda belirli bir zamanda yararlı olan dozun diğer bir zamanda öldürücü olabildiğinin yavaş yavaş farkına varmaktadırlar. Bilinen tek davranış zamanlayıcılar, sirkadiyen saatler değildir. Kıyılarda yaşayan hayvanlarda 13 saatlik gel-git ve 29 günlük ay ritmi de etkilidir; bu ikisini birarada kullanarak hayvanlar, gel-git zamanlarını ve günlerini önceden bilirler. Bu kombinasyonun ileri derecede bir duyarlılıkla kullanılışı titreksinek örneğinde çok belirgindir. Titrek- sinek, iki gel-git arasında kumlardan ortaya çıkar, çiftleşir ve deniz düzeyinin ay boyunca en alçak olduğu gece saat 02-05 arasında yumurtalarını bırakır. Bu duyarlılık kesinlikle gereklidir; çünkü bu organizmanın erişkin şeklinin ömrü sadece iki saattir. Bunlardan başka, birçok tür -örneğin göçmen kuşlar- sabit laboratuar koşullarında bile vıllık ritimler izlerler. Hayvanlar genellikle ya bireysel ya da sosyal yaşayış tarzı sergilerler - yani ya kendi başlarına ya da çiftler ve gruplar halinde yaşarlar. Tek başına yaşayanlar, türün diğer bireyleriyle ancak eşleşmek için bira- raya gelirler. Her hayvanın -genlerinin devamını sağlamak için- kendi türüne ait ve üremeye hazır bir karşı cins bulması, canalıcı bir noktadır. İletişim büyük bir olasılıkla ilk kez bu, amaca hizmet etmek üzere ortaya çıkmış ve eşeysel iletişim mekanizmalarının gelişmesinin arkasından, bugün kullanılmakta olan sinyaller; sosyal gruplar içindeki hiyerarşiyi ve düzeni sürdürmek için gerekli duygu, niyet ve diğer bilgileri iletmek üzere artmış ve farklılaşmıştır. Hayvanlarda iletişimin amacı, tıpkı davranışın temel amacı gibi canlı kalabilmek ve üremektir. Planaryadan yassısolucanlardan primatlara kadar çoğu hayvan, yaşamını kısmen ya da tamamen yalnız başına geçirir, bu nedenle çiftleşmek için kendi türünden bir karşı cinsi aktif olarak aramak zorundadır. Bu hayvanların, uygun bir eşi nerede arayacağını, bulduğunda onu nasıl tanıyacağını ya da bulunca ne yapacağını öğrenme imkanı yok denecek kadar sınırlı olduğundan çiftleşmeye ilişkin davranışların çoğu büyük ölçüde içgüdüsel olmalıdır. Duyum kanalları En basit ve yaygın iletişim kanalı kimyasal olandır. Birhücreli organizmaların birçok türü, kendi türüne ait diğer bir bireyle karşılaştığında onu kemoreseptörleri sayesinde tanır. Buna karşılık diğerleri, örneğin üremek için peryodik olarak yığılan cıvık mantarlar, birbirlerinin yerini belirlemede feromon koku yollarından yararlanırlar. Sadece güvelerin çiftleşme sistemi biraz farklılık gösterir bunlarda dişiler türe özgü bir feromon salar ve erkek kaynağını bulabilmek için bu kokuyu izler. Feromonlar; böcekler, suda yaşayan omurgasızlar ve memeliler gibi çok değişik gruplara mensup canlılarda da önemli bir role sahiptir. Her durumda kokunun oynadığı temel rol her zaman aynıdır bireyi, karşısındaki bireyin muhtemel türü, eşeyi, üremeye hazır olup olmadığı ve uygun eşin bulunduğu yer konularında bilgilendirmek. Pek çok tür diğer duyum tiplerini kullanır. Örneğin ateşböcekleri diğer ateşböcekleri tarafından çok uzak mesafelerden bile kolayca görülebilen yanıp-sönen sinyaller oluştururlar. Erkekler türe özgü bir kodla yanıp-sönerek uçarken, dişiler de yanıt olarak yanıp-söner ve vejetasyonu bekler. Ateşböceklerinin iletişiminde çoğu zaman başlatıcı olarak rol oynayan şey, iki ışıma arasında geçen süredir. Ateşböceklerinin her iki cinsi de adeta özel bir aralık süresi setine ayarlanmıştır öyle ki el feneri ile yapılan birkaç deneme sonunda erkek ateşböceklerini kendinize doğru çekebilirsiniz. Diğer türlerin birçoğu, ateşböceklerinin kullandığı iletişim yönteminin, mükemmelen zamanlanmış işitsel bir versiyonunu kullanır. Cırcır böcekleri ve kurbağalar birbirlerine seslenirken, tür ya da eşeyle ilgili herhangi bir karışıklığa yer bırakmayacak şekilde türlerine özgü sesler çıkarırlar. Bizim gözümüze ve kulağımıza kesintili sinyallerin ritmik düzeni en kullanışlı özellik gibi görünür; fakat dişilerin özellik saptayıcıları yani alıcıları, iki sinyal arasında geçen süreye değil asıl sinyalin kendisine ayarlanmıştır. Bu yüzden, aralıklı sinyallerden oluşan şifreli bir iletişim şarkısı, bizim kulağımıza tamamen farklı gelse, dişiler normal bir şarkı olarak algılarlar. Çok daha ayrıntılı frekans sıklıklarını kolayca ayırdedebilen kuşlar ve memeliler gibi türlerde, farklı mesajlar iletmek için farklı frekanslar kullanılabilir. Kuşlarda, kendi türünü tanımak için, sadece sesin frekansı ve sinyallerin aralık düzeni kullanılmaz, aynı zamanda frekanstaki zamana bağlı değişim oranı da kullanılır. Sinyalleşme şarkılarını öğrenmesi gereken türlerde bile, bu üç karakteristiğin ve belki bilmediğimiz diğerlerinin de özel kombinasyonlarına yanıt oluşturan özellik saptayıcılar, hayvanı öğrenilmesi gereken şeye -erkeklerde nasıl bir şarkı söyleneceğine, dişilerde ise hangi şarkıyı duymayı umması gerektiğine- duyarlı hale getirir. Çoklu sinyal kullanımı yoluyla özgünleşme Hayvanlarda iletişimin türe özgü oluşu; türe ait olmayan bütün diğer yaratıkları dışlayacak şe kilde, aynı anda birden fazla sinyal çeşidinin kullanılması yoluyla sağlanmaktadır. Aynı anda birden fazla çeşitte sinyalin kullanılması, doğal olarak hata ihtimalini azaltır. İkinci ve daha önemli bir teknikte, farklı sinyaller belirli bir sıra içinde verilir. Kraliçe kelebeğin kur yapma hareketlerinin sırası, iletişimin daha incelikli ve ayrıntılı olan bu şekline güzel bir örnek oluşturur. Erkek, hızlı kanat çırpan herhangi bir şeyi -bu uçmakta olan diğer bir kelebek de olabilir- ona yetişene kadar kovalar. Çırpılan kanatlardan yayılan pırıltı, erkeğin kovalama davranışını harekete geçiren başlatıcıdır. Bu başlatıcı etkisiyle erkek, karın bölgesinden fırçaya benzer bir çift “kıl iğne” çıkartır ve bu iğneden kovaladığı nesnenin üzerine türe özgü bir feromon püskürtür. Eğer kovalanan doğru tür ve doğru cins ise ayrıca çiftleşmeye de hazırsa hemen yakındaki bir bitkinin üzerine konar. Erkeğin kovaladığı şey, sıklıkla, düşen bir yaprak olabilmektedir Erkek fazla hareket etmeden dişinin üzerinde uçmaya başlar, bu esnada kıl iğnelerini dişinin antenlerine sürter. Eğer herşey yolunda giderse dişi kanatlarını kapatır, böylece erkeğe üzerine konabileceği ve kendisiyle çiftleşebileceği mesajını verir. Çiftleşmenin gerçekleşebilmesi için, kur yapma davranışındaki her adımın sırası tam bir doğrulukla gerçekleşmelidir. Çeşitli başlatıcıların özel bir sıra ile görev yaptığı bu tip bir strateji, neredeyse evrensel olarak tüm canlılar tarafından uygulanır. Riskler ve aldatma Karşı cins için yapılan kur davranışları haliyle düşmanların da dikkatini çekme riskini taşımaktadır. Örneğin, asalak böcekler öten cırcır böceklerini yakalarken, yarasalar çoğunlukla ötmekte olan kurbağa ve çekirgeleri avlar. Erkek bireyler genellikle ciddi bir problemle karşıkarşıyadır eşi cezbetmek için yapılan gösteriler ölümcül olabilir ancak hiç çiftleşmemek de genetik bir intihardır. Bu durum karşısında çoğu erkek kurbağa ve erkek çekirge; kur yaparak bir eş bulmak yerine, kur yapmakta olan başka erkeklerin yakınına gizlenip kura ilgi duyan dişilerin karşısına çıkmayı tercih eder. Bu tip sahteci bireylerin, geleneksel karaktere sahip erkek bireylerin soyunun tükenmesine yol açacağı düşünülebilir; ama gerçekte durum böyle değildir; çünkü kur şarkıları söyleyen erkeklerin ortadan kalkması, “asalak” erkeklerin de sonu demektir. Böyle durumlarda, frekansa bağlı seçilim sayesinde, otomatik olarak bütün davranış alternatifleri arasında bir denge kurulur ve dürüst olsun olmasın bütün erkekler üreme konusunda hemen hemen aynı başarıyı gösterirler. Hile olgusunun varlığı gösteriyor ki; cinsel iletişim, her zaman iki tarafın da menfaatine olan bir durum değildir. “Aşkta ve savaşta her şey mübahtır" özdeyişi doğada da aynen geçerlidir. Örneğin, tipik olarak, erkek sarkan sinekler yiyecek bulmak için avlanır -genellikle bu av daha küçük bir tür sinektir- ve avını daha önceden feromonla cezbettigi dişiye eşleşme armağanı olarak sunar. Bu armağanın içerdiği besinler, dişinin yumurta üretmesine imkan sağlar. Dişi erkeğin yakaladığı avı yerken erkek onunla çiftleşir. Bununla birlikte bazı erkekler dişiyi elde etmek için bu kadar çaba sarfetmezler. Bir av aramak için zaman ve enerji kaybetmek yerine; eşleşme sinyalleri veren bir erkeğe sanki kendisi dişi imiş gibi sokulur, sunulan avı kapar ve hızla oradan uzaklaşır. Diğerlerini aldatma kapasitesine sahip bireylerin kendisine sağladığı çıkar ve aldatılanın gördüğü zarar öylesine büyüktür ki birçok hayvan topluluğu böyle sahteci bireyleri safdışı bırakmak üzere yöntemler geliştirmiştir. Hayvanlarda topluluk oluşturma çeşitli derecelerde karşımıza çıkar örneğin, cır cır böcekleri ve ateş böcekleri çiftleşme esnasında bir arada geçirdikleri birkaç dakika dışında tamamen yalnız yaşarlar, buna karşılık diğer aşırı uç örneğinde, karıncalar ve bal arıları geniş koloniler halinde yaşarlar ve koloni dışında kaldıklarında ölecek kadar bu yaşam tarzına bağımlıdırlar. Çoğu sosyal hayvan, bu iki uç arasında bir yerde bulunur. Birçok kuş, yavruların bakımı için birkaç haftalığına karşı cinsteki kuşla çift halinde yaşar ve kışın korunma amacıyla birlikte beslenen sürülere katılabilir. Türün sosyallik derecesi ve yapısı, o toplulukta hangi sosyal sinyallerin kullanılacağını büyük ölçüde belirler, ileri derecede sosyalleşmiş hayvan topluluklarında; avlanma ya da kaçma gibi aktiviteleri düzenlemek, topluluk içi sosyal durumu belirtmek, bireysel ruh halini ya da niyeti ortaya koymak v. b. amaçlar için yeni sinyallere gereksinme duyuldukça iletişimde daha karmaşık yeni düzeyler ve bazen yeni davranış mekanizmaları ortaya çıkmaya başlar. Bal arılarında dans yoluyla iletişim İletişimde zerafet ve karmaşıklık söz konusu olduğunda pek az iletişim sistemi bal arılarının dans diliyle boy ölçüşebilir. Yiyecek aramakla görevli işçi arının, iyi bir kaynak bulduğunda bunun yönünü ve uzaklığını kovandaki diğer arılara ifade etmede kullandığı sembolik iletişim sistemi, bugün artık eskisi kadar etkileyici görünmese de 1945 yılında Karl von Frisch tarafından ilk kez keşfedildiğinde büyük hayranlık uyandırmıştı. Kovana dönen işçi arıların sıklıkla basmakalıp hareketler yaptıkları ya da “dansettikleri” bunun üzerine diğer arıların, keşfe çıkan bu arıların bulduğu yiyecek kaynağına yöneldikleri uzun yıllardan beri bilinmektedir. Fakat kovandaki arıların yiyecek bulmak için buralara tesadüfen gelmediği, 1943’te yapılan ve işçi arıların kovandan çok uzaktaki yiyecek kaynaklarına gitmek üzere eğitildiği deneylerde kesinlik kazandı. Diğer arıların yiyecek bulmak için, işçi arıların işaret ettiği yere gittiğini gören von Frisch, özel bir gözleme kovanında genellikle gece karanlıkta peteğin dikey tabakaları üzerinde yapılan dansları gözlemeye başladı. Keşfe giden arıları iki gruba ayırdı, her- bir grubun üyelerini farklı bir renkle işaretledi ve herbir grubu farklı bir bölgedeki yiyecek kaynağına gitmek üzere eğitti, iki grubun danslarında, iletmek istedikleri farklı mesajı yansıtacak hangi farklı dans hareketlerinin yapıldığını gözlemledi ve bu dansların şifresini çözmeyi başardı. Yiyecek keşfine giden işçi arı dansın en can alıcı kısmında bir litreme hareketi yapar ya da vücudunu bir taraftan diğer tarafa “sallar” ve katlanmış kanatlarını titreştirdikçe kendiliğinden oluşan, patlamaya benzer ani sesler duyulur. Kovandaki diğer arılara verilmesi gereken bütün bilgi, akustik olarak vurgulanan bu kanat ve vücut hareketleri ile iletilir. Arı petek üzerinde “belirli bir düzlem doğrultusunda dikildiğinde”, ki bu her zaman güneş yönüdür; bu dikey yöne göre dansın yapıldığı açı, yiyeceğin güneşe göre hangi doğrultuda olduğunu gösterir. Örneğin, eğer yiyecek kovandan bakıldığında güneşe göre 45 derece solda görünüyorsa; dans, dikey doğrultudan 45 derece solu işaret edecek şekilde yapılır. Kovan karanlık olduğunda bile arılar danstaki açıyı algılayabilirler. Uzaklık, titreşimin süresi ya da her seferdeki titreşim sayısı tarafından belirlenir. Her bir titreşim, mesafede belirli bir artışı -bu mesafe von Frisch’in deneyinde 40 metredir- gösterir. Dans yoluyla gerçekleştirilen iletişim sistemi bir dil olarak kabul edilir; çünkü bu yolla nesnelerin zaman ve mekan içindeki uzaklığı ifade edilmektedir yani hayvanın burada yaptığı basit bir işaret etme ya da ses çıkarma değildir ayrıca bu sembollerle donanmış bir sistemdir örneğin “dikilme” güneş yönünü gösteren bir semboldür; benzer şekilde diğer yönler de kullanılabilir. Mesafe anlatımında kullanılan titreşim de bir semboldür ve çeşitli alt türlere ait balardan mesafeyi belirtmek için bu dilin farklı lehçelerini kullanırlar. Bu lehçeler tamamiyle içgüdüseldir öyle ki farklı bir grubun içine bırakılan arı bu kovandaki dansları yanlış anlar. Von Frisch’in keşfinden sonra, Santa Barbara’daki California Üniversitesi’nden Adrian Wenner ve çalışma arkadaşları, böcekler arasında sembolik bir dilin kullanılabileceği fikrini destekleyen güçlü bir açıklamada bulundular. 1960’ların sonlarında, işçi arının yiyecek kaynağının yerini sadece koku işaretiyle verdiğini, yapılan dansla yiyeceğin yönü arasındaki bağlantının ise tamamen tesadüfi olduğunu öne sürerek bir seri deney başlattılar. Bu grubun bulguları akla yakın görünmesine karşın ve von Frisch’in deneylerinden hiçbiri dikkatli ve irdeleyici bir incelemede bu bulgularla çelişkili görünmese de, bugün biz arı dansının gerçekten de bir dil olduğunu biliyoruz. Princeton Üniversitesi’ndenjames L. Gould, danseden arıların yiyeceğin kaynağı konusunda kovandaki anlara yanlış bilgi vermesini sağlayacak bir yol buldu. Bu sayede dansı; arı sürüsünü yiyecekten çok daha uzağa gönderecek şekle dönüştürmeyi başardı. Günümüzde ise kovandaki an sürüsünü istenilen herhangi bir noktaya göndermek için bilgisayarlarla kontrol edilen “robot” arılar kullanılmaktadır. Öğrenme ve sosyal iletişim Bilindiği kadarıyla insanların konuşmasından sonra karmaşık bilgiler aktarmakta kullanılan en gelişmiş dil arıların dansetmesidir. Bu dil su, nektar, polen anlar poleni proteini için toplar, ağaçların özsuyu arılar tarafından açıklıkları kapatmakta ve kovandan atılamayacak kadar iri ya da acaip nesneleri gömmekte kullanılır ve yeni yerleşim yerleri hakkında bilgi iletmekte kullanılsa da; temelde içgüdüsel olarak kontrol edilen kapalı bir sistemdir anlar önceden hiçbir deneyimleri olmadan dansedebilir ve dansla iletilen mesajı anlayabilir ancak bu yeteneği sadece mesafeyi, yönü ve henüz değinmediğimiz bir yolla bir yerin yerleşmeye uygun olduğunu ifade etmekte kullanabilirler. Bununla birlikte, yüksek düzeyde sosyalleşmiş diğer hayvanlarda iletişim biraz daha esnek olabilir ve daha önce bahsettiğimiz nöral mekanizmalar burada görevli olabilir. Birçok kuş ve memeli türünde, duruş biçimi ve yüz ifadesi iletişimde rol oynar. Örneğin, köpekler oyun istediklerini; hafif yere eğilerek ve kuyruğunu havaya kaldırıp sallayarak dile getirirler. Bu görüntü, türe özgü bir sinyaldir; örneğin kediler bu sinyali yanlış değerlendirir, bunun sebebi de büyük bir olasılıkla onların “kelime haznesinde” bu duruşa karşılık bir kelime bulunmamasıdır. Köpeklerde korku ve saldırganlık yüz ifadesi ile dile getirilir ve diğer köpekler tarafından kolayca algılanır. Buna kısa kısa havlama ve hırlama gibi sese dayalı sinyaller de eşlik edebilir. Hayvanlar bu görsel mesajları nasıl tanımakta ve mesajın şifresini nasıl çözmektedir? Karmaşık görsel bilgiler; sesin ve kimyasal sinyallerin alınmasında olduğu gibi basit başlatıcılar sayesinde hemen beyinde kodlanamaz, ayrıca burada görevli nöral mekanizmalar da henüz bilinmemektedir. Buraya kadar genetik olarak özelleştirilmiş hormonların ve nöral iletilerin kontrol ettiği davranış çeşitlerini inceledik. Bu tip davranış başlatıcılar tarafından uyumsal olarak harekete geçirilir ve dış uyarılarla tetiklenerek yönlendirilir. Bu davranış tipi sadece özel bir duyumsal geri beslemenin uyum geliştiren etkisine bağlıdır ve -nöral kontrol altında olduğu zamanlarda, uyumun, alışkanlıkların, duyarlılaşmanın hücresel fenomenidir. Çatı yapımında gördüğümüz gibi davranışlar, şaşırtıcı derecede karmaşık olabilir. Ancak tamamiyle içgüdüsel olan davranışta genellikle uyumsal esneklik sözkonusu değildir. Halbuki birçok türün çevresel ve sosyal koşulların değişimine uyum sağlayabilmesi için, davranış esnekliğine gerek vardır ve bu da ancak öğrenme yoluyla mümkün olabilir. Eskiden birçok psikolog, basil ya da karmaşık bütün davranışların koşullara uyum sonucunda ortaya çıktığına -diğer bir deyişle, organizmanın doğal ortamda canlı kalabilmek için yapması gerekenleri tecrübe ederek öğrendiğine- inanırdı. Bu inanışın yanlış olduğu anlaşıldıktan sonra, uyum sağlama ile ilgili çalışmalar, daha çok hayvanların nasıl öğrendiği konusunu aydınlatmaya yöneldi. Klasik uyum Psikologlar tarafından genel olarak iki tip uyum tanımlandı. ilki, Rus fizyolog Ivan Pavlov 1849-1936 tarafından gösterilmiştir ve Pavlov tarzı uyum ya da klasik uyum olarak bilinir. Pavlov bu öğrenme tipini, sindirim fizyolojisi çalışmalarını yaparken farketti. Köpeklerin yiyecek görünce ürettikleri salya miktarını ölçtüğü esnada Pavlov şunu gözlemledi köpeklere yiyecek verilmeden hemen önce yiyecekle ilintisi olmayan bir uyarı -örneğin ışık ya da bir zil sesi- verildiği taktirde, köpekler kendilerini yiyecek beklentisi içine sokan görsel uyarının neredeyse aynını almış olurlar, yani tek başına ışık da zil sesi de salya üretimini aynı şekilde tetikler. Bu, köpeklerin koşullara uyum sağladığı anlamına gelir. Klasik uyum; koşullara uyum sağlama ile ilişkili olmayan bir uyarının US/.. içgüdüsel olarak tanınmasını kaçınılmaz olarak izleyerek. yine koşullara uyum sağlamakla ilişkili olmayan doğuştan mevcut bir cevabın UR/.. verilmesiyle başlar. Bu noktada, yepyeni bir koşullara uyum sağlama uyarısı CS/.., US ile özdeşleşir ve bu işlem yeteri kadar tekrarlandıktan sonra, tek başına CS de aynı cevabı bu aşamada artık CR olarak tanımlanır ortaya çıkarır. Kısaca, hayvanda US —» UR sırası ile bağlantı oluşur; ortam koşullan ya da araştırmacı, hayvanda CS + US -» UR bağlantısını sağlayabilir; hayvan kendi başına edindiği bir seri tecrübeyi genelleştirir ve sonunda CS —> UR dönüşümü gerçekleşir. Bu bizim Aplmia ile ilgili olarak öğrendiklerimizin aynısıdır normal olarak sifonun dokunmasını takiben solungaç içeri çekilir ancak; devamlı şekilde, dokunmadan çok kısa bir süre önce ya da eşzamanlı olarak bir ışıkla aydınlatma yapılırsa ışığa uyum görülebilir. Bu örneklerin her biri, sinir sistemi gelişiminde kullanılan ince-ayar mekanizmasına benzemekte ve koşullara uyum sağlama olgusunun, nöral sistemde görülen kendi kendini ayarlama işleminden evrimleştiğini düşündürmektedir. Pavlov’unkilere benzer çok sayıda deney; klasik uyumun içgüdüsel bir işlem olduğunu ve bu sayede hayvanların kendini basit başlatıcılara ya da anahtar uyarılara bağımlılıktan kurtarıp, çevrelerindeki asıl önemli nesneleri ve bireyleri tanımaya yöneldiklerini göstermiştir. Doğal olarak türler arasında, uyum sağlanmış uyarıların kabul edilmesinde ve ince CS - US bağlantılarının yerine yerleştirilmesinde belirgin yetenek farkları mevcuttur. Deneme-yanılma yoluyla öğrenme Eskiden psikologlar, karmaşık davranışların, uyum sağlanmış uyarıların ve uyum sağlanmamış yanıtların birbirine zincirleme bağlanması ile açıklanabileceğine inanırlardı. Ancak, Harward Üniversi’tesinden B. F. Skinner, örneğin bir sıçanın hatta bir karıncanın 30 seçenekli bir labirenti öğrenebilmesi gibi bir davranışın gerçekleşmesini, klasik uyum yoluyla mantıklı bir şekilde açıklamanın mümkün olmadığını farketti. Skinner, bunun yerine birçok hayvanın, davranışlarının sonucunu gördükten sonra davranışlarını buna göre yeniden değiştirdiğine dikkati çekti. Bu ikinci öğrenme stratejisine denemeye dayalı uyum sağlama ya da deneme-yanılma yoluyla öğrenme denmektedir. Laboratuar koşullarında araştırmacılar, hayvanlan belirli bir davranışı gerçekleştirmek üzere eğitirler ; halbuki doğada hayvanlar kendi kendilerini eğitir. Deneme-yanılma yoluyla öğrenme kapasitesi, hayvanlara önemli bir avantaj sağlamaktadır; çünkü bu onlara içgüdüsel olmayan bazı motor davranışlar edinme olanağı verir. Örneğin, yem yiyen bir kuş, etrafındaki farklı tipte tohumlan seçmek, kabuklarını soymak ve tahılları kabuklardan ayırdetmek için doğuştan gelen motor programlara sahip değildir. Tersine kuş, tohuma benzeyen objeleri tanımak için doğuştan yeteneklidir ayrıca tohuma benzeyen nesnelerin ne olduğunu denemek için de içgüdüye sahiptir. Gagası ve diliyle yem bulmaya uğraşan bir ispinozun ilk ayçiçeği tohumuna ulaşması birkaç dakikasını alabilir; fakat sonuçta elde ettiği tohum onu bir deneme daha yapmaya yönlendirerek bir anlamda ödüllendirir. Deneme- yanılma yoluyla ispinoz, hangi kaslarının yeme ulaşmakta etkin, hangilerinin bu işle ilgisiz olduğunu keşfeder, tohumları başarıyla açma deneyimi arttıkça kuşun yem yeme davranışı, yavaş yavaş süratli ve etkin bir seri hareket haline gelir ve giderek de otomatik-öğrenilmiş bir motor programa dönüşür. Şartlara uyum sağlamada eğilimlerin rolü Araştırmacıların çoğu başlangıçta, hayvanlara herhangi bir CS ile herhangi bir US arasında bağlantı kurmayı öğretebileceklerine, ayrıca hayvanların fiziksel olarak becermeleri mümkün olan bütün motor davranışları deneme-yanılma yoluyla öğrenebileceklerine inanıyorlardı. Oysa çoğu hayvanda sadece kendi türüne özgü kuvvetli 'eğilimler” mevcuttur ve bu eğilimler hayvanların sadece kendileri için uyumsal olan öğrenme yollarında ilerlemelerini sağlar. Örneğin ördek yavruları belirli bir sesle yaklaşan tehlike arasında ilişki kurmayı öğrenebilirler ve kendilerini sakınmak için belirli tipteki davranışları sergilerler koşarlar, kanat çırparlar; fakat gagalamazlar. Ayrıca renk uyarıları ile yiyecek ödülü arasında ilinti kurmayı süratle öğrenir ve gagalama davranışıyla tepki gösterir ama kanat çırpmaz. Fakat buna karşılık yavru ördekler, yiyecekle ses arasında ya da renkle yaklaşan bir tehlike arasında bağ kurmayı beceremezler. Yavrular için renk, seslen daha iyi bir yiyecek belirtecidir ve gagalama, koşmaktan ya da kaçmaktan daha uygun bir “deneyim edinme” davranışıdır; ses ise herhangi bir saldırı tehdidini ikaz eden en iyi uyarıcıdır ve bu durumda en uygun tepki uçmaktır. Hayvanlar, böylece, belirli uyarıları içgüdüsel olarak tanımak ve bunlara uygun özel davranışları göstermek üzere önceden hazır duruma gelebilir ve genellikle de gelir. Bu eğilimler, gerçekten de hayvanlara doğal ortamlarında en fazla yarar sağlayacak uyarıları ve davranış biçimlerini yansıtmaktadır. Şu halde içgüdü, öğrenme üzerinde odaklanmayı sağlar ve öğrenme işlemini yönlendirir, böylece hayvanlar davranışlarını daha uygun bir şekle çabucak değiştirebilirler. Bu tip örnekler, davranışları “içgüdüsel” ve “öğrenilmiş” olarak ikiye ayırmanın, olayı aşırı derecede basitleştirmek olduğunu ortaya koymaktadır. Klasik uyumda ve deneme-yanılmaya dayalı uyumda doğuştan var olan uyumsal eğilimler hakkında buraya kadar öğrendiklerimizden yola çıkarak, doğal seçilim sürecinde ileri düzeyde özelleşmiş öğrenme programlarının nasıl evrimleştiğini anlayabiliriz. Birçok türde bu tipte öğrenme programları mevcut olmakla birlikte bu konudaki en ilgi çekici veriler kuşlardan elde edilmiştir. Kuşlarda ebeveyni imprinting Kalıp = Basılma öğrenme Konrad Lorenz, hayvan davranışlarını, sonradan kalıp olarak adlandıracağı bir bakış açısından yani biyolojik açıdan araştırmayı düşünen belki de ilk kişidir. Erken gelişmiş kaz yavruları -doğduğu andan itibaren yürümeyi becerenler- hayatta kalabilmek için ebeveynini takip etmek zorundadır; bunu yapabilmek için de onları tanıyabilmesi gerekir. Yumurtadan henüz çıkmış bir kaz yavrusunun ebevynini hata yapmadan ayırd etmek zorunda oluşunu gözünüzde bir canlandırın. Doğduğu anda yavrunun görüş alanı inanılmaz çeşitlilikte nesnelerle doludur ve o bunlar arasından kendi ebeveynini tanır ve onların peşinden gider; daha sonra bir seçim yapması istendiğinde ise bütün diğer kazların arasından kendi ebeveynini seçer. Lorenz yumurtadan çıktıklarında yavruların kendi ebeveynini görmesini engelledi sonra türe özgü özel sesler çıkararak onlardan uzaklaşmaya başladı ve bu yavruların ebeveyn yerine kendisini izlediğini gördü. Fakat aynı deneyi üç gün bekledikten sonra yaptığında aynı sonucu alamadı. Kaz yavrularının ebeveynini takip etmesini ve ilerki bir zamanda karşılaştığında onları tanıyabilecek kadar hafızasına kaydetmesini sağlayan işlem günümüzde ebeveyni kalıp olarak tanıma olarak adlandırılmaktadır. Lorenz, yaptığı gözlemlere dayanarak bu işleme ilişkin birkaç noktayı şöyle vurguladı bu olgu belirli bir kritik süreyle sınırlıdır, bu süre aynı zamanda duyarlı dönem olarak da bilinir ve bu özel tipteki öğrenme duvarlı dönemde gerçekleşir Şekil Bunun gerçekleşmesi için başlatıcılar - türe özgü ötme ve bulunduğu yerden başka bir yere doğru uzaklaşma uyum sağlanmamış uyanlar - gereklidir ve bunlar hem izleme hem de öğrenmeyi uyum sağlanmamış yanıtlar tetikler ve yönlendirir; gerçekten dç yavrular, özellikle de doğru sesi çıkarıyorsa önlerine çıkan ilk hareketli nesneyi takip etmektedirler. Burada ne ödül ne de ceza söz konusu değildir. Bu geri dönüşü olmayan bir işlemdir ve normal olarak hayvana ebeveynini tanıyabilme becerisi uyum sağlanmış uyarı kazandırır. Artık kuşlarda karşımıza çıkan ebeveyne kalıplaşma olayının memelilerde de görüldüğünü biliyoruz. Ebeveyn tanımada rol oynayan başlatıcı işaretler, grup olarak türe özgü görünmektedir bunlar, işitsel, görsel ya da çoğunlukla memelilerde görülen kokuya dayalı olabilmektedir. Kritik olan zaman süreci genellikle kısa ve erken bir dönemi kapsar ve bu yolla gerçekleşen öğrenmenin genellikle geri dönüşümü yoktur. Kuşlarda eşeysel kalıplaşma Ebeveyn kalıplaşma aslında daha geniş kapsamlı bir kavramın bir parçasıdır. Lorenz’in gösterdiği diğer bir tip imprinting eşeysel kalıplaşma’dır. Bu işlem sayesinde birçok hayvan kendi türünü ve çoğu zaman da yakın akrabalarını tanımayı öğrenir. Hayvanların çoğu, kendi türlerine mensup ve üremeye hazır karşı cinsten bireyleri, doğuştan var olan birtakım özellikleri sayesinde tanımaları mümkün olmakla birlikte; bazı durumlarda özellikle kuşlar ve memelilerde, doğuştan var olanın ötesinde daha detaylı bilgilere gereksinme duyulur. Örneğin Kuzey Atlantik’te birbirine yakın akraba olan ve görünüşleri de birbirine benzeyen dört martı türü birlikte yuva yaparlar; fakat nadiren kendi aralarında ürerler. Bu türler arasındaki tek anlamlı görünüş farkı irisin ve göz etrafını çevreleyen etli halkanın rengidir. N. G. Smith türler arasında bazı kuşların yumurtalarını değiştirmek ve diğer kuşların da göz halkalarını boyamak suretiyle, yavruların, ebeveynlerinin göz rengini bir davranış başlatıcısı olarak kullandığını gösterdi bu kuşlar erişkin hale geldiklerinde, dişiler çiftleşmek için, gerçek ebeveynleri olsun ya da olmasın, kendilerini büyüten kuşlarla aynı iris ve göz halkası rengine sahip olan erkekleri seçtiler, erkekler ise sadece yavru iken gördükleri renk kombinasyonuna sahip olan dişilerle çiftleştiler. Demek ki yavrularda, ebeveynin göz rengine bağlı olarak imprint meydana gelmekte ve bu ileride yavru tarafından tekrar kullanılmaktadır. Genelde martıların eş seçiminde, seslenme ve duruş biçimi gibi diğer başlatıcıların da kullanıldığı bilinmektedir. Diğer kalıplaşma çeşitleri Parazit olarak yaşayan kuşların çoğu imprinting kullanır. Örneğin daha önce sözünü ettiğimiz Avrupa guguk kuşu, başka türden kuşların yuvasında yumurtadan çıkar. Kendisine yabancı olan bu yuvada evsahibi kuşların ötüşlerini hafızasında saklar ve kendi yumurtalarını bırakmak için uygun yer ararken bu bilgiyi hatırlayarak kullanır. Yumurtaları bırakmak için doğru yuvayı seçmek çok önemlidir; çünkü herbir dişi guguk kuşu yumurtasını yalnızca bir tek türün yuvasına bırakabilir. Burada herhangi bir karışıklık, dişi için yavruların sağ kalamaması anlamına gelir; çünkü diğer türlere ait kuşlar yuvada kendilerine yabancı gelen bir yumurta gördüklerinde onu yuvadan atarlar ya da bunu yapamazlarsa yuvalarını dağıtırlar. Evsahibi Kuşların davranışı büyük bir olasılıkla yumurtaların kendisi üzerindeki kalıplaşmasından kaynaklanmaktadır. Yüzyılın son çeyreğinde yaşayan birçok tür, örneğin karabatak, kendi yumurtalarını o kadar iyi tanır ki aynı türe ait kuşların yumurtalarını görse bile bunları yuvasından atar. Yine benzer şekilde sarı asma kuşu sarıcık yumurtlaması tamamlanmadan önce, kendisine asalak olan bir çeşit sığırcık? kuşunun yumurtalarını görürse onları kabul ve kalıpla ııır. Ancak eger kendi yumurtlaması tamamlanmışsa sığırcığın kalıplanması kesilir ve sarı asma kuşu bütün yabancı yumurtaları ortadan kaldırır. Kuşların kendi türlerine özgü şarkıları öğrenmesi, doğuştan yönlendirilen öğrenmeye diğer bir örnektir ve çok iyi araştırılmıştır. Davis’deki California Universitesi’nden Peter Marler’in gösterdiği gibi ötücü kuşların çoğu sadece kendi türlerine ait şarkılarda bulunan belirli unsurları tanırlar; belli ki işitme sistemleri bu belirli özellikleri tespit edecek şekilde yapılanmıştır. Hassas dönemde baba kuşun şarkısındaki belirli unsurları tanımak, yavruda ayrıntılı bir hatırlama programını tetikleyen sese dayalı haşlatıcılar olarak iş görür. Yuvanın yakınında ötmekte olan bir kuş görmek de diğer bir başlatıcıdır; doğada, bu ikisi birarada meydana gelir. Sonuç olarak, beyaz başlı bir serçe yavrusu sadece beyaz başlı serçelerin şarkısını hatırlayacaktır. Hassas dönemde herhangi bir şarkı duymayan ya da sadece diğer türlere ait şarkılar duyan bir kuş, hiçbir şev öğrenmez ve daha sonra sadece doğuştan gelen bazı temel unsurları taşıyan bir şarkı söyleyebilir. Günümüzde birçok diğer kalıplanma çeşitleri bilinmektedir. Örneğin. dişi ördekler doğduktan iki gün sonra, yuva yüksekliği üzerine kalıplanırlar ve sonradan kendi yuvalarını hangi yüksekliğe yapacaklarını buna göre ayarlarlar. Fareler doğdukları yerin belirli özelliklerine kalıplanırlar ve daha sonra ayrılıp kendi yuvasını yapacağı zaman benzer özellikler taşıyan bir yer seçer. Bu uyum sağlamaya dayalı bir davranıştır; çünkü burada hayvan kendisine hayatta kalma imkanı veren ortamlara benzer ortamları seçme eğilimi sayesinde yavrularının yaşamasını da garanti altına almaktadır. Som balığı büyük denizlere doğru yola çıktığı ilk gün dünyaya geldiği sığ akarsuyun kokusu üzerine imprint olur ve uzun yıllar sonra okyanustan tekrar bu sığ suya dönerken hafızasındaki koku ona yol gösterir. Güvercinler henüz tüyü bitmemiş yavru iken kendi yuvalarının veri konusunda kalıplanır ve yıllar boyu yüzlerce kilometre uzaktaki bir kafeste yaşadıktan sonra bile yuvalarına dönebilirler. Bu tip örnekler sınırsızca çoğaltılabilir. Eğer koşullar değişkenlik göstermiyorsa -yani çevre koşulları ve zamanlama uygun ve işe yarayacak başlatıcılar da gereksinmeden önce ortamda mevcutsa, öğrenme işlemini belirli doğrultulara yönlendirme konusunda doğuştan varolan yetenek, koşullara uyumu sağlayacaktır ve çok büyük bir olasılıkla evrimleşmeye yol açacaktır. Bizim türümüzü benzersiz kılan özellik, kişiden kişiye ve dölden döle bilgi aktarabilme yeteneğidir. Bu sayede yeni döller, önceleri geçerli olan, tehlikelerle dolu ve zaman tüketici deneme-yanılma uğraşlarından korunmuş olurlar. Yani bizim kültürümüz kümülatif özelliktedir; her döl yaşamını, bir öncekilerin birikimleri sayesinde sürdürür. Diğer hayvanlar arasında da önceden bilinmeyen ve yararlı olan bilgileri dölden döle aktarma özelliği evrimleşmiştir. Bu bilgilerin bir kısmı, klasik uyum yoluyla, bir kısmı deneme-yanılma yoluyla, diğer bir kısım da ikisinin birarada kullanılmasıyla edinilmiştir. Yiyeceği öğrenme Beslenme konusunda özelleşmiş hayvanların çoğu belirli sayıdaki madde ile sınırlanmış diyetle beslenenler belirli yiyecekleri tanıyabilmek için doğuştan bazı mekanizmalara sahiptirler, halbuki özelleşmemiş olanlar yiyeceklerin tadı konusunda daha seçicidirler ve genellikle nelerin yenip nelerin yenmeyeceğini, bunları hangi işlemlerden geçirmenin daha iyi olduğunu anlamak için doğuştan gelen bir yönelim ve öğrenme yeteneği ile donanmışlardır. En detaylı anlaşılmış örnekler, yaban tavuğu, orman tavuğu ve evcil tavuklar gibi yerde yaşayan kuşlardan elde edilmiştir. Eckhard Hess’in çalışması civcivlerin doğuştan, yiyeceğin büyüklüğü, şekli ve rengiyle ilgili, kuvvetli eğilim taşıdığını göstermiştir. Yine de doğal ortamda ana tavuk, yemleri gagalama, yerden toplama, yere düşürme, yavruların doğuştan tanıdığı yem yemeğe çağırma sesleri çıkarma gibi davranışlarla yavruları etkiler ve böylece onların dikkatini çekerek örneklediği şekilde yem gagalamalarına önayak olur. Civcivler denemek suretiyle, hangi nesnelerin yiyecek olduğunu hangilerinin ise yenmeyeceğini kısa zamanda öğrenir. Ebeveyn tarafından sergilenen örnek hareketlerin neden olduğu eğilimin ne kadar güçlü olduğu bir deneyle ortaya kondu. Bu deneyde civcivlere turuncu ve yeşil renge boyanmış yemlerden oluşan bir karışım sunuldu, bu civcivler aynı zamanda saydam bir engelin diğer tarafından bir tavuğu gözlemlemektedir. Tavuk bu renklerden sadece biri ile boyalı yemleri yemektedir. Yemlerin her iki rengi de aynı derecede yenilebilir olmasına karşın civcivler kuvvetle yalnız tavuğun seçtiği renkteki yemleri yemeyi tercih ettiler. Bu tip deneyler, civcivlerin doğuştan belirli yiyecekleri tercih etmesinin yanısıra, ebeveynlerinin yiyecek-seçme davranışını kopya etmelerini sağlayan ve yine doğuştan varolan bir eğilim taşıdıklarını ortaya koydu; bu da sonuç olarak bilginin dölden döle aktarılması demekti. Hemen hemen aynı olay, çeşitli kuşlarda ve memelilerde görülür ayrıca primatlarda özel bir önemi vardır Şekil Bu, önceden bilinmeyen bazı yiyeceklerin, keşif yapan bireyler ve yardımcıları tarafından keşfedilmesine ve diyete dahil edilmesine imkan veren bir stratejidir. Düşmanı tanıma Potansiyel düşmanlarını tanımak için birçok hayvan öğrenme ve kültürel aktarım yoluyla elde ettiği bilgileri kullanır. Bu fenomen dikkatle incelendiğinde en azından bazı durumlarda, öğrenme olayının doğuştan yönlendirildiği görülür. Örneğin kuşlar, genellikle iki tip tehlike ile karşılaşırlar yumurtalara ve yavrulara saldıran karga, baykuş ve yılan gibi yuvaya saldıran hayvanlar ve atmaca ve kedi gibi erişkin bireyleri yakalayıp öldüren hayvanlar. Bu iki tip düşman karşısındaki davranış tamamen farklıdır bölgede yuva yapan kuşların çoğu, yuvaya saldıran hayvanlara karşı saldırıya geçer; fakat aynı kuşlar, erişkin bireyleri hedef alan saldırganlar göründüğünde saklanır. Kuşlar herbir gruptan birkaç hayvanı doğuştan tanır; fakat düşmanlarının büyük çoğunluğunun kimler olduğunu sonradan öğrenmek zorundadır. Bu, yavrular doğrudan bir hayati tehlikeye maruz kalmadan gerçekleşir. Almanya’da Ruhr Üniversitesi’nden Eberhard Curio, Avrupa karakuşlarıyla yaptığı zekice kurgulanmış bir seri deneyde, düşman tanımanın nasıl programlandığını keşfetti. Curio iki kafes içine karakuşları koyarak, kafesleri birbirini görecek şekilde karşılıklı bir koridora yerleştirdi. Sonra bu kafeslerin ortasına, dört bölümlü bir kutu yerleştirdi öyle ki herbir kafesteki kuş sadece kendi tarafındaki hayvanı görebiliyor, diğer bölümlerde ne olduğunu göremiyordu. Curio, bir kafesteki kuşların gördüğü bölüme doldurulmuş bir baykuş, diğer kafesten görünen bölüme de zararsız ve pek tanınmayan bir kuş olan Avusturalya bal kuşunu koydu. Baykuşu gören kuşlar, hemen saldırı çığlıkları atmaya başladılar ve kafesin telleri arkasından doldurulmuş baykuşa saldırmaya çalıştılar. Karşı kafesteki kuşlar da karşılarında duran sadece bal kuşu uyum sağlamamış karakuşlar bu kuşa aldırmaz olduğu halde, diğerlerinin seslerinin ve davranışlarının saldırganlaştığını izleyince bal kuşuna saldırı davranışı sergilemeye başladılar Şekil Bu kuşlar, bal kuşuna sal diri davranışını başka kuşlara da aktarabildiler. Curio, bir kukla hayvana karşı sergilenen bu anlamsız düşmanlığın laboratuarda altı döl boyunca aktarıldığını gördü; üstelik bu kuşlar hiçbir şekilde incitilmemişti. Bu araştırmacı, bu kültürel bilgi aktarımı olayını, geçerli bir düşmanlık objesi olarak kullandığı bir deterjan kutusu ile de aynen tekrarladı. Şu halde doğuştan tanınan saldırı çığlıklarının klasik uyum geliştirmede bir anahtar uyarısı olduğu açıkça görünmektedir bir kuş, başka bir kuşun saldırı çığlığını duyduğu zaman bu seslerin yöneltildiği varlığı, kendisi de otomatikman düşman olarak beller. Diğer birçok hayvanda bu uyarı seslenişleri örneğin fillerin boru sesini andıran haykırışı- aynı işlevi yerine getirir; tecrübeli olanlar tehlikeyi farkettiklerinde, yavrular bir zarara uğramadan önce onları tehlike hakkında bilgilendirir. İşaret uyarıları, motor programlar, içgüdüler ve doğuştan yönlendirilen öğrenme olgularının karşılıklı olarak birbiriyle etkileşimi sonunda ortaya çıkan bütün bu şaşırtıcı gelişmelerin belki de hiçbiri, akıl almaz mesafeleri hiç tanımadıkları diyarlar boyunca aşarak yollarını hatasız bir şekilde bulabilen bu hayvanların yaptığı iş kadar etkileyici değildir. Birbiriyle yakınlığı bulunmayan kelebek, su kaplumbağası, sinek kuşu gibi pek çok hayvan binlerce millik yolları kat ederek daha önce hiç gitmediği yerlere göçeder. Bunların yönlerini bulmadaki olağanüstü yetenekleri çeşitli karmaşık nörolojik ve fizyolojik sistemlerden doğmuştur ve bu sistemler üzerinde hala detaylı çalışmalar yürütülmektedir. Kuşlar arasında, iki ayrı göç stratejisi saptanmıştır. İlkinde kuşlar belirli bir rotada uçmaya programlanmıştır. Frankfurt Üniversite- si'nden Wolfgang Wiltschko sonbaharda, bahçe ötleğenlerinin Almanya’nın kuzeyinden güneybatıya doğru birkaç hafta uçtuğunu ya da, oriyentasyon kafesindeyse uçmaya çalıştığını bundan sonra da birkaç hafta güneydoğuya uçtuğunu gösterdi. Harita üzerinden izlendiğinde bu rotanın onları İspanya üzerinden güneye, Cebelitarık Boğazı nı geçtikten sonra da Afrika’da kışı geçirdikleri topraklara ulaştırdığı görülür. Swarthmore Yüksek Okulu’ndan Timothy ve Janet Williams, Kuzey Amerika’da birçok küçük kuşun Doğu Sahilleri’ne göçettikten sonra orada alçak-basınç cephesinin oluşmasını beklediğini ve sonra güney doğuya uçtuklarını keşfetti. Bu rotanın izlenmesi sonucunda kuşlar kendilerini Güney Amerika'ya taşıyacak rüzgarları yakalıyorlardı öyle ki rüzgarlarda bir değişiklik bu kuşların milyonlarcasının denizde telef olması anlamına geliyordu. Bu menzil belirleme ve zamanlama stratejisi, hedef bir kıta olduğu zaman yeterince iyi işler; fakat hedef küçüldükçe güçlükle işe yarar. Birçok göçmen hayvan ilk defa bulundukları yerlerde bile, tam nerede olduklarını net olarak bilmek zorundadırlar. Bu gereksinmeyi karşılayan, gizemli; fakat son derece gerçek bir yetenek olan harita duyusu yeteneğidir; burada karşımıza çıkan, bölgenin mantıklı bir haritasından çok daha farklı birşeydir. Harita duyusuna sahip bir hayvan enlemlerin ve boylamların her zaman farkındaymış gibi davranır. Hayvanlardaki harita duyusu, modern biyolojideki en esrarengiz ve ilgi çekici konulardan biridir. Göçmen kuşların birçoğunda harita duyusu bulunmasına karşın, yılda iki kez gerçekleştirdikleri yolculuk tekrarlandıkça geride çok istek bırakır. Bu nedenle bir çok araştırmacı posta güvercinleriyle çalışmayı tercih eder, iyi bir posta güvercini yuvasından alınıp tamamen karanlıkta hatta anestezi altında yüzlerce hatta binlerce kilometre uzağa götürüldükten sonra bile, salıverildiğinde havada kısaca birkaç daire çizdikten sonra yuvasının hangi yönde olduğunu kabaca belirler ve oraya doğru uçar. Posta güvercinlerinin hem menzil belirleme duyusu hem de harita duyusu vardır. Harita duyusu hakkında elde pek az kesinleşmiş bilgi mevcuttur, yine de bu bilgi harita duyusunun şaşırtıcı bir şekilde kesin ve net olduğunu gösterir. Bu verileri ilk elde eden iki araştırmacı Göttingen Üniversitesinden Klaus Schmidt-Koenig ve şu anda Cornell Üniversitesi nde olan Charles Walcott’dur. Bu araştırmacılar, salıvermeden önce güvercinlerin gözlerine cisimlerin şekillerini görmelerini engelleyen yarı geçirgen lensler laktılar. Bu kuşlar birkaç kilometre uzakta olmalarına karşın yuvalarına dönmeyi başardılar. Bazı araştırıcılar harita duyusunun temelde kokuya dayalı işaretlere dayandığına inanmakta, bazıları da burada manyetik uyarıların etken olduğunu öne sürmektedir. Aslında bu hipotezlerin ikisi de yeterince doyurucu değildir. Güvercinlerde ve göçmen kuşlarda menzil belirleme duyusu günümüzde oldukça iyi anlaşılmıştır. Birçok böcekler gibi güvercinler ve diğer diurnal bir günlük döngüye tabi hayvanlar için güneşin pozisyonu standart bir belirteçtir. Elbette güneşin pozisyonu günün hangi saati olduğuna göre değişiklik gösterir; ancak kuşlar içsel bir zaman duyusuna sahip görünürler ve güneşin sabahtan akşama kadar batıya doğru hareket halinde olması onları yanıltmaz. Benzer şekilde nokturnal geceleri dolaşan hayvanlar göç yollarını belirlemek için, sonradan öğrendikleri yıldız kümeleri görüntülerini kullanırlar. Kuşların göçünde güneşin ve yıldızların rolü yapay bir gökyüzü altına yerleştirilen kafeslerde tutulan kuşların davranışı ile gösterilmiştir göç mevsimi geldiğinde bu kuşlar doğada serbest olan benzerlerinin uçtuğu yöne doğru kafesten kaçmak için çok istekli bir çaba içine girerler. Aniden hayvanlara yapay güneş ya da yapay yıldızlarla donatılmış bir gökyüzü sunulduğunda kuşlar uçmak için esaslı çaba harcadıklar yönü derhal değiştirirler. Cornell Üniversitesinden Steven T. Emlen’in deneyleri göçeden nokturnal hayvanların, henüz yuvadan ayrılamayacak kadar küçük yavrular olduğu zamanlarda, gece gökyüzünde diğer bütün yıldızların etrafında döndüğü bir referans noktası gibi görünen Kuzey Yıldızı’nı kullanarak takım yıldızları hafızalarına aldıklarını ortaya koymuştur. Bunun sonucu olarak, bu kuşlar küçük bir gökyüzü parçası görseler bile hangi tarafın kuzey olduğunu bulabilirler. Bu deneyde kuşlar, keyfi olarak seçilen bir menzil mesafesine göre yerleri' değiştirilen ve bir kutup etrafında döndürülen yapay bir gökyüzü altında büyütüldüler. Hafızalarına gördüklerini kaydettikleri kritik dönem olan büyüme dönemi süresince kendilerine yapay yıldız kümeleri görüntüsü sunulan bu kuşlar, göç zamanı geldiğinde, gözlemledikleri yıldız kümelerine uygun bir yöne göç etmeye programlanırlar. Posta güvercinleri güneş pusulası kullandıklarını aynı derecede çarpıcı bir yolla gösterdiler. Güneşin yönünü hatasız yorumlama özelliği, bu kuşlarda, gündüz-gece döngüsünün değiştirilmesine duyarlı olan içsel bir zamanlayıcının varlığına dayanır. Örneğin, ışıkları altı saat erken yakılan ve erken kapatılan -geceyarısında yakılan ve öğle üzeri söndürülen-bir odada tutulan güvercin, güneşin pozisyonunu buna bağlı olarak yanlış yorumlayacaktır. Böyle bir kuş gerçek öğle saatinde salıverilirse, içsel saati, zamanı öğleden sonra 6 olarak okur. Güneşi güneyde görür; fakat zaman kaymasına uğradığı için güneşin pozisyonunun batıyı gösterdiği yorumunu yapar. Bu nedenden eğer yuvası güneyde ise kuş, güneşin 90 derece sol tarafına doğru uçar; güneye doğru uçtuğunu sanır; ama doğuya yönelir. Fakat güvercinler sürekli karanlıkta da yuvalarının yolunu bulabilirler. Eğer onlara yön gösteren güneş ise güneşin görünmediği durumlarda kuşlara yol gösteren nedir? Cornell Üniversitesi'nden William T. Keeton, bu soruyu yanıtlandırabilmek için, hem normal güvercinleri hem de zaman kaymasına uğratılmış güvercinleri bulutlu bir günde salıverdi. Sonuçlar açık seçik ve çarpıcıydı; güvercinler karanlıkta da yuvalarına dönmeyi başardılar, bu onların zamana bağımlı olmayan başka bir faktör tarafından yönlendirilmesi anlamına geliyordu; çünkü zaman kaymasına uğratılmış kuşların yolculuğa başlama noktaları değişiklik göstermedi. Aşikar bir şekilde ortaya çıkan sonuç, güvercinlerde bir yedek sistem bulunduğu idi ve Keeton bu ikinci pusulanın manyetik olabileceğini düşündü. Güvercinlerin manyetik pusula kullandığını açık bir şekilde gösteren Walcott oldu. Bu araştırıcı kuşların başlarına ince telden halkalar yerleştirdi. Bir pil yardımıyla bu halkalardan akım geçirerek kuşların kafasındaki alan duygusunu tersine çevirdi. Bulutlu günlerde, pilleri halkalara bağlanmayan kuşlar normal olarak yuvalarına yönelirken halkalarından akım geçirilen bu kuşlar yuvalarının aksi yöne doğru gittiler. Güneşli günlerde halkaların herhangi bir etkisi saptanmadı. Hayvanlarda davranışın fizyolojik ve nöral temelleri, değişik disiplinlerin ilgi alanına giren göz kamaştırıcı araştırma konularıdır. Doğadaki olağanüstü çeşitliliği yaratan türler arasındaki etkileşimleri ve sosyal davranış kalıplarını ortaya çıkaran davranış evrimini şekillendiren ekolojik faktörleri anlamaya çalışmak, bilinmeyen bağlantıları kurmamızı sağlayan ve eşit oranda da ödüllendiren uğraştır.
Sıcak Fırsatlarda Tıklananlar Editörün Seçtiği Fırsatlar Daha Fazla Bu Konudaki Kullanıcılar Daha Az 2 Misafir - 2 Masaüstü 5 sn 3Cevap 0Favori 162Tıklama Daha Fazlaİstatistik Konu İstatistikleri Son Yorum 7 yıl Cevaplayan Üyeler 3 Konu Sahibinin Yazdıkları 1 Ortalama Mesaj Aralığı 1 saat 8 dakika Son 1 Saatteki Mesajlar 1 Konuya En Çok Yazanlar alfe28 1 mesaj El Pueblo Unido 1 mesaj ferther 1 mesaj Konuya Yazanların Platform Dağılımı Masaüstü 1 mesaj Mobil 2 mesaj Konuya Özel HDP'den Şanlıurfa birinci sıra milletvekili adayı olan Osman Baydemir, seçim çalışmalarını sürdürüyor. HDP Şanlıurfa Milletvekili adayı Osman Baydemir, 7 Haziran'ın mahkeme günü olduğunu ve halkın vereceği kararın yeni bir yaşamın kapılarını açacağını belirterek, "Bu barışın önünü açan, barışın mimarı olan Sayın Öcalan’ın bir gün buraya bu coğrafyaya geleceğine tüm yüreğimle inanıyorum" dedi. HDP'den Şanlıurfa birinci sıra milletvekili adayı olan Osman Baydemir, seçim çalışmalarını sürdürüyor. Esnaf ve işçilerle sohbet edip, fırında ekmek pişiren Baydemir, Şanlıurfa’nın zengin bir şehir olduğunu ancak varlık içinde yokluk çektiğini ifade etti. Şanlıurfa'nın seçimlerde barış ve değişime öncülük edecek şehirlerin başında geleceğini kaydeden Baydemir, Türkiye’nin 70 yıl boyunca tek dil ve tek kimlikle yönetildiğini belirterek, "Aslında tekçilik bu coğrafyanın özüne aykırıdır. İnsanlık ancak çoğulculuk üzerinden ilerleyebilir. Ama maalesef bunlar 70 yıldır bu politikalarla halkı yönetmeye, idare etmeye çalıştılar" diye konuştu. İktidar partisinin daha fazla milletvekili çıkarmak için ülkenin evlatlarını çatıştırmak, ölüme gönderdiğini ileri süren Baydemir, "Temel hedefleri Türkiye’nin batı yakasına asker cenazesinin gitmesini sağlamak, Kürdistan’a da gerilla cenazesi göndermeyi sağlamaktı. Ve dönüp sonra bakın HDP şiddeti destekliyor' diyerek HDP'ye oy vermeyin’ demeye getirmeye çalışıyor. Büyük bir tuzak kurdular. Ama halkın sağduyusu ve metaneti bu oyunu boşa çıkarttı" dedi. 'ÖCALAN BİR GÜN BURAYA GELECEK' Seçimleri mahkeme gününe benzeten ve insanların vereceği karar ile yeni bir yaşamın kapılarının açılacağını belirten Baydemir şöyle konuştu "Yoksullaştırma politikalarını dişlerimizle söküp atacağız. Demokrasilerde halkın da yöneticileri yargıladığı bir mahkeme var. O mahkeme sandıktır. Mahkeme günü 7 Haziran’dır. Hakim de, savcı da, karar sahibi olan da sizsiniz. İnancım o ki; o mahkemeye gittiğinizde sizler vicdanınızla aydınlık, barışçıl Türkiye’nin ve yeni yaşamın kapılarını açacaksınız. Ve bu barışın önünü açan, barışın mimarı olan Sayın Öcalan’ın da bir gün buraya geleceğine tüm yüreğimle inanıyorum." Ali LEYLAK/ ŞANLIURFA, DHA Osman Baydemir boş konuşmaz, birilerinden Öcalan´ın serbest bırakılması için söz almıştır. Biji serok obama... Eskiden olsa tabutda gelir derdim ama şimdi herşeyi olasılık dahilinde karşılıyorum. Sayfaya Git Sayfa
- 1406 Güncelleme - 1406 Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yalçın Topçu terörle mücadele şehitlerinin yakınları ile aralarında Güneydoğu’da bölücü terör örgütüyle mücadelede ve 15 Temmuz’daki FETÖ darbe girişimi sırasında gazi olan vatandaşlar ile Çubuk eşrafından Eyyüb Hoca’nın çocuklarını Beştepe’deki makamında kabul etti Zeytin Dalı Harekatı’na katılmak için hazır olduklarını haykıran vatandaşlarımızın bu ülkenin ve milletin teminatı olduğunu vurgulayan Topçu ”Devletimiz yerli ve milli politikaları, Ankara merkezli stratejileri ile yepyeni bir dönem başlatmıştır. Kuvay-ı milliye dirilmiş, Sakarya ruhu ayağa kalkmıştır. Allahın izniyle teröristlerin bataklıklarını yerle bir etmemize kimse engel olamayacaktır. Rabbim şehitlerimizin şefaatine bizleri nail etsin, gazilerimize şifa versin, milletimize ve devletimize zeval vermesin” ifadelerini sözlerine şöyle devam etti “Binlerce kilometre ötelerden gelerek mankurtları ile birlikte, 911 kilometre sınıra sahip olduğumuz bizim medeniyet coğrafyamızdaki bölgede, yerin altındakiler için yerin üstündekileri yok ederek, güya başkentlerinin güvenliğini arayan tek dişi kalmış canavarlar, İslamın son ordusu Mehmetciğin karşısında mankurtlarıyla ve teknolojileriyle birlikte bir kere daha zelil olacaklardır. Rabbimiz şahit, şehitler şahit, gaziler şahit, tarih şahit, insanlık şahit, kainat şahit, zalimlerin bombaları ile lime lime parçalanarak, denizlerde boğularak şehit edilen Kürt’ün, Türkmen’in, Arap’ın mavi emzikli şehitleri şahit. Vefalı Türkler birgün gelecek’ diye bekleyen mazlumların duaları kabul oldu." “ABD KORE’DE DEDELERİNİ ÖLÜMDEN KURTARDIĞIMIZI GEÇ DE OLSA HATIRLASINLAR”"Bugün terör örgütleri ile partnerliği tercih edenler, NATO müttefikimiz ve aynı zamanda stratejik ortağımız, daha ötesinde daha dün Kore’de asker arkadaşı olduğumuz ABD yönetimi dedelerimizin canları pahasına Kunu-ri Muharebesi’nde dedelerini ölümden kurtarmış olduğu hakikatini geç de olsa hatırlamalarını dilerim. ABD halkının çıkarlarını korumayan fiillerden vazgeçmelerini tavsiye ediyorum. Artık küresel münafıkların ikiyüzlü politikaları anlaşılmıştır. Müttefik ve stratejik ortak olmanın gereğini yapmalarını bekliyoruz. ABD halkının, insanlığın ve dünya barışının sağlanması terör örgütleri ile değil, Ay-yıldızla birlikte olmakla mümkündür."“MUHALİF SİYASET ETİKETİ İLE DÜŞMANIN EKMEĞİNE YAĞ ÇALAN İÇİMİZDEKİ DÜŞMANLAR…”“Bizi korkularımızla içimize düren iktidarlar devri geride kaldı. Milletin iradesi % 52 ile iktidardadır. Yerli ve milli kuvvetler yeniden bir ve beraberdir. Zulmün kaleleri bir bir yıkılacaktır. Zeytin Dalı Harekâtı ile birlikte kuklacılar ve kuklaları panik halinde her türlü alçak fiili işliyorlar; yetmiyor, içimizdeki düşmanlar güya muhalif siyaset etiketi ile düşmanın ekmeğine yağ çalacak sözleri de söylüyorlar. Hükümetimizin Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Türk milletine düşmanlıkları saymakla bitmeyen bazı sivil toplum kuruluşları ile ilgili aldığı tedbirler, milletimizin kahir ekseriyetini memnun etmiştir. Milletimiz şerefli adını taşıyan ve belirli ideolojik körlük içindeki azınlık gurupların geçim kapısı haline gelen bu yerlerin, ülkemizin milli meselelerinde bile elin adamının değirmenine su taşıma gayretlerinin hesabının sorulmasını istiyor. Hükümetimizin görevi, milletinin isteklerine ve emirlerine uygun davranmaktır.”Geçtiğimiz hafta Zeytin Dalı Operasyonu’nda görevli askerlerimize destek için Suriye sınırımızdaki Kilis’e giden ve Afrin üzerine yürümeye hazır olduklarını bir kez daha yineleyen kahraman gazilerimiz adına konuşan Muhammet Çelik, Güneydoğu gazisi olduğunu ifade ederek, "2011 yılında Bingöl’de operasyon sırasında mayına basarak iki bacağımı bir gözümü kaybettim. Biz bedel ödedik fakat burada bitmez. Son nefesimi ülkem için vermeye hazırım. Şehit yakını ve gazi arkadaşlarımızla buradayız. Bir kere de buradan belirtelim, bir ölürüz, bin diriliriz. Ülkemiz için canımızı vermeye hazırız" dedi.
Genel / Güncel / Müzik / Okul şarkıları 30 Kasım 2019 by admin Çiçekte duran kelebek Çiçekte duran kelebek En güzel okul şarkıları Çiçekte duran kelebek, Her gün buraya gelecek. Çiçekleri çok sevecek, Uç uç kelebek uç uç. Şiir İbrahim GÖKMEN
çiçekte duran kelebek her gün buraya gelecek şarkısı